Reis Cumhurla kavgalı

Reis Cumhurla kavgalı
25 Aralık 2015 10:00

Bu yıl 67. yılını kutladığımız İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 1. maddesi, “bütün insanların özgür ve eşit” oldukları kabulüyle başlar. Bu “bütün insanlar” kavramına, sıradan “insan”lar ile bu insanları yöneten, devletin en tepesindeki “insan”ların hepsi dahildir. Tarafı olduğumuz ve mevzuatımızın bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) de bundan 65 yıl önce tüm hak ve özgürlükleri “eşitlik” temelinde tanımlamış, 14. maddesiyle ayrımcılığı yasaklamıştı. Sözleşme, sıradan vatandaşla devleti yöneten kişilerin hepsinin ayrımsız olarak hak ve özgürlüklerden “eşit” olarak yararlanması ilkesi üzerine kuruludur.

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

Darbe Anayasası olarak küçümsenen, ancak yürürlükte olmasına rağmen fiilen askıya alınan mevcut Anayasamız da, ayrımsız olarak herkesin yasa önünde eşit olduğunu, hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınmayacağını düzenler (madde:10).

 

Hukuk Fakültesi 1.sınıfta bizlere öğretilen ilk şeylerden biri de “normlar hiyerarşisi”dir. Yani yasalar Anayasa’ya ve tarafı olduğumuz insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelere aykırı olamaz (Anayasa madde:90).

 

Yasal durum :

 

Mevcut Türk Ceza Kanunu, hakaret suçlarını ayrıntılı olarak düzenlemiştir. Bu düzenlemede mevcut Anayasa ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmeler doğrultusunda, hiç kimseye hakaret veya küfür edilemeyeceği, aksi takdirde üç aydan başlayan hapis veya adli para cezası verileceği, hakaret veya küfrün kamu görevlisine karşı yapılması halinde, verilecek cezanın 1 yıldan aşağı olamayacağını düzenlenmektedir (madde:125). Cumhurbaşkanı’nın da kamu görevlisi olduğu konusunda tereddüt yoktur. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı’na (ve tüm kamu görevlilerine) hakaret veya küfür suçlarında uygulanacak hüküm budur. Ancak Ceza Yasamızda Cumhurbaşkanı’na hakaret suçu için ayrı bir düzenleme yapılmış olması (madde 299), hem Anayasa’ya, hem AİHS’ne, hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM) içtihatlarına açıkça aykırıdır. Bu aykırılığı mevcut yasama organı düzeltmeyeceğine göre, Anayasa Mahkemesi önüne götürecek yürekli bir yargıca ihtiyaç vardır. Günümüz koşullarında, tarafsız ve bağımsız olmayan yargımızdan da böyle bir karar beklemek, fazla iyimserlik olacaktır.

 

Uygulama :

 

Mevcut yasal düzenleme devam etse bile, C.Savcılıklarının Cumhurbaşkanı’na hakaret iddiasıyla hemen soruşturma açmaları, Adalet Bakanlığı’nın soruşturmalara izin vermesinin otomatiğe bağlaması, iddianamelerin istisnasız kabulü, tutuklamaların ve adil olmayan yargılamaların hukuk devletinde yeri var mıdır? Kesinlikle hayır! Hakaret olarak kabul edilen beyanların büyük bir kısmı, mevcut Anayasa’ya (madde 26), tarafı olduğumuz AİHS (madde 10)’e ve AİHM içtihatlarına açıkça aykırıdır. Çünkü ifade özgürlüğü, şiddet içermediği ve şiddete teşvik etmediği sürece sınırlanamaz. Kamu otoritelerinin müdahalesi, bu özgürlüğü engelleyemez. Ancak uygulama, tutuklama ve yargılamalar, “muhalifleri” sindirme ve gözdağı verme amacıyla kullanılan bir araca dönüşmüştür.

 

Bugün devam eden sokağa çıkma yasakları, başta yaşam hakkı olmak üzere, en temel insan haklarının kamu otoritesini kullanan göçlerce ihlali, faili “meçhul”ler ve katliamlar gibi hukuksuzluklar karşısında, ifade özgürlüğünün de bu yöntemlerle kısıtlanması nedeniyle, ülke korku imparatorluğuna dönmüş durumdadır. Anayasayı ayaklar altına alan, hukuk tanımayan bir otorite karşısında, insanların tepkilerini aşırıya kaçan biçimde de olsa ifade etmelerini, doğal karşılamak lazım. Bu sorunda, Sayın Cumhurbaşkanı’nın kavgacı üslûbunun, uzlaşmaz, ötekileştirici, toplumu sürekli “biz” ve “onlar” diye ayıran söylemlerinin, siyasete ve insanların yaşam tarzlarına sürekli müdahale eden tavrının hiç mi payı yok?

 

Cumhuriyet tarihi boyunca var olan bu ceza hükümleri, hiç tartışma konusu bile olmamıştı. Nedense son aylarda hemen her gün, Cumhurbaşkanı’na hakaret suçuna ilişkin haberler ve yargılamalardan geçilemez oldu. Başta Ankara, İstanbul ve İzmir’de olmak üzere, Asliye Ceza Mahkemelerimiz, mesailerinin önemli bir kısmını bu yargılamalarla geçirmeye başladılar. Örneğin, önceki Cumhurbaşkanlarından Sayın Ahmet Necdet Sezer döneminde 26 kişi, Sayın Abdullah Gül döneminde 139 kişi bu suçtan yargılanmıştı. Kamuoyunda ve yargı camiasında da bu yargılamalar bir soruna dönüşmemişti. Ancak Sayın Erdoğan’ın 1 yıllık döneminde, 1300 civarında soruşturma açılması, bunların 900’den fazlası hakkında dava açılması, bir soruna işaret ediyor. Önemli ve vahim hukuksuzluklardan biri de tutuklanma gerektirmeyen bu soruşturmaların önemli bir kısmında şüphelilerin hemen tutuklanmalarıdır.

 

AİHM Uygulaması :

 

Ülkemizde giderek bir kangrene dönüşmekte olan “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçlarında da tek umudumuz, ulusal üstü yargı olan AİHM’dir. AİHM’in Türkiye ile ilgili olarak verdiği Dilipak/Türkiye, Tuşalp/Erdoğan/Türkiye kararlarına göre, siyasi alandaki ifadeler sert ve kırıcı olabilir. Yeter ki şiddet içermesin ve şiddeti teşvik etmesin. Nicolas Sarkozy/Fransa davasında, dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’e dönük hakaret davasında verilen mahkûmiyet kararını AİHM, siyasilere yönelik eleştirinin dozunun kaçırılması, normalde hakaret sayılabilecek sert ifadeleri, ifade özgürlüğü kapsamında sayıp Fransa’yı mahkûm etmiştir.

 

Yine yakın geçmişte AİHM, Mondragon/İspanya davasında, Devlet Başkanlarının hakaret konusunda diğer insanlardan daha ayrıcalıklı tutulamayacağını, Devlet Başkanlarının statülerinin aşırı korunamayacağını, özel yasalarla bazı kişilere hakarete karşı daha fazla koruma sağlanmasının AİHS’nin ruhuna aykırı olduğunu belirtmiştir. Bu davada Devletin tarafsızlığını temsil eden İspanya Kralı’nın, diğer insanlardan ayrıcalıklı bir hakaret hükmüyle korunmasının meşru olmadığına hükmetmiştir.

 

Türkiye’de Cumhurbaşkanı’na hakaret nedeniyle verilen tutuklama ve ceza kararlarının tamamı mevcut Anayasa’ya, AİHS’e ve AİHM içtihatlarına aykırıdır. İçerdeki hukuksuzlukların çözüm yeri, yine uluslararası mahkemeler olacaktır…

 

 

kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Sivas Katliamı ve insanlığa karşı suçlar
Dünya Emekçi Kadınlar Günü
Nâzım Hikmet 117 yaşında