Referandum meşru mu?

Referandum meşru mu?
24 Şubat 2017 15:55

“Toplumsal Sözleşmeler” olarak da adlandırılan anayasalar, toplumun tamamına yakınının üzerinde uzlaştığı, her kesimin içinde kendisini bulduğu ve içselleştirdiği metinler olmalıdır. Örneğin, 1961 Anayasası, yapıldığı dönem itibariyle Dünya’nın en ileri Anayasalarından biri olarak adlandırılıyordu. Temel hak ve özgürlükler, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, Anayasa Mahkemesi gibi kurumların ilk kez getirilmesi, Üniversiteler ve TRT’nin özerkliği gibi düzenlemeler, bugün için bile çok ileri yeniliklerdi. Fakat 1960 darbesinin mağduru olan, toplumun yüzde kırkını oluşturan kesimlerce bu Anayasa hiç benimsenmedi. Bu nedenle de uzun ömürlü olamadı.

 

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

1980 Darbesinin ürünü olan 1982 Anayasası, baskı altında, toplumun yüzde 92’si tarafından kabul edilmiş gibi gösterildi. Bugüne kadar 17 kez değiştirilmesine rağmen, meşruluğu hep tartışıldı ve kalıcı olamadı.

 

 

16 Nisan 2017’de referanduma sunulacak Anayasa değişikliği de usul ve içerik yönünden çok haklı gerekçelerle eleştirilmektedir. Bu eleştirilere ilave olarak, üzerinde durulması gereken önemli bir konu da, rejim değişikliği öneren bu değişiklik talebinin meşruluğu sorunudur. Bu haliyle Anayasa değişikliği kabul edilirse, meşru ve kalıcı bir Anayasa olabilir mi? Yakın tarihimizdeki tecrübeler ve örnekler göstermiştir ki, bu Anayasa değişikliği kesinlikle meşru olmayacaktır. Meşruîyeti hep tartışılan ve demokratik ilk ortamda değiştirilmeye mahkûm bir metin olacaktır.

 

 

İktidar Partisinin kurmay takımı ile Meclisin 4.partisinin Genel Başkanı’nın baş başa verip hazırladıkları ve baskıyla TBMM’den geçirdikleri bu ucube metinden, her iki partinin milletvekilleri bile kamuoyu ile birlikte haberdar olmuşlardır. Ana Muhalefet Partisi ile Meclisin 3. Partisinin metinden haberi bile olmamıştır. Dolayısıyla sağlıklı bir tartışma ve müzakere ortamı olmadan, oldu-bittiyle, Meclis’den kafa-göz yararak geçirilmiş olması, daha en başta Anayasa değişikliğinin meşruluğunu gölgelemiştir.

 

Anayasa değişikliği, hele ki rejimi kökten değiştiriyorsa, Meclis’deki oylama öncesinde başta Barolar, Üniversiteler, Sendikalar olmak üzere, toplumun her kesiminde aylarca tartışılıp olgunlaştırılmalıydı. Bu tartışmalar ışığında olgunlaşan metin, büyük bir uzlaşmayla Meclis’e getirilmeliydi. Nitekim 2011’de kurulan ve her partiden eşit sayıdaki üyelerden oluşan Anayasa Uzlaşma Komisyonu, bölgesel toplantılar ve STK’larla yapılan tartışmalarla büyük ölçüde bunu yapmaya çalışmıştı. Ancak İktidar Partisinin emrivakisi ile “Başkanlık Sistemi” dayatması sonucu, bu değişiklik kadük olmuştu. Dolayısıyla böyle bir tartışma olmadan dayatılan Anayasa değişikliği, meşru ve kalıcı olmayacaktır.

 

 

Meclisin üçüncü büyük partisinin Eş Genel Başkanları ve Milletvekillerinin Anayasa ve yasalara aykırı olarak dokunulmazlıklarının kaldırılması, tutuksuz yargılanabilecekleri ve cezalarının kesinleşmesi halinde bile dönem sonunda tutuklanmaları gerekirken, hukukî olmayan gerekçelerle tutuklu yargılanmaları, seçimle gelmiş onlarca Belediye Başkanı’nın siyasi nedenlerle görevden alınarak yerlerine iktidarın emrindeki kaymakamların atanmaları ile oluşan bu kaos ortamında yapılacak Anayasa referandumu, ne kadar demokratik ve meşru olacaktır?

 

 

Demokratik ülkelerin çoğunda, OHAL gibi bir kurum yoktur (örneğin ABD ve Japonya gibi). Olanlarda da örneğin Belçika, Fransa, İspanya, Romanya ve Brezilya gibi ülkelerde, OHAL veya sıkıyönetim dönemlerinde Anayasa değişikliği yapılması yasaklanmıştır. Türkiye’de ise, mevcut Anayasa’nın 7. maddesindeki “Yasama yetkisi Türk Milleti adına TBMM’nindir. Bu yetki devredilemez” hükmüne rağmen, yasama yetkisi Anayasa’ya aykırı olarak OHAL KHK’ler yoluyla Cumhurbaşkanı’na devredilmiştir. OHAL uygulamaları ile toplumda adeta bir “Korku İmparatorluğu” yaratılmıştır. 16 Nisan’da yapılacak referandumla da bu “fiili durum”a yasal bir kılıf talep edilmektedir. Dolayısıyla Anayasaya aykırı OHAL uygulamalarının devam ettiği bu ortamda kabul edilecek bir Anayasa, meşru olmayacaktır.

 

 

Sayın Cumhurbaşkanı, mevcut Anayasa’nın 103.maddesine göre; görevini tarafsızlıkla yerine getireceğine, namusu ve şerefi üzerine yemin etmiştir. Buna rağmen Başbakan’la birlikte, devletin tüm imkanlarını kullanarak bu referandum ile ilgili kampanyada taraf olarak çalışmaları da Anayasa’ya ve edilen yemine aykırıdır. Mevcut tüm TV’lerin adeta İktidar Partisinin yayın kuruluşları gibi “evet” kampanyası yapmaları, buna karşılık kendi kıt imkanlarıyla “hayır” kampanyası yürütenlerin “terörist” muamelesi görmeleri de Anayasa’ya, yasalara ve uluslararası sözleşmelere aykırıdır. Böyle bir ortamda dayatılan metin, referandumdan geçirilse bile, kalıcı ve meşru olmayacaktır.

 

Son olarak, başta Cumhuriyet Gazetesi’nin yazar ve yöneticileri olmak üzere, 150’nin üzerinde gazetecinin, sadece “muhalif” gazetecilik faaliyetleri yüzünden Anayasa’ya, yasalara ve uluslararası sözleşmelere aykırı olarak aylardır tutuklu tutulmaları, binlerce akademisyenin sadece “barış” talep ettikleri ve “muhalif” düşüncelerini özgürce paylaştıkları için akademiden uzaklaştırılmaları ve bir kısmının sudan bahanelerle tutuklu olması da bu Anayasa referandumunun eşit koşullarda yapılmadığının, dolayısıyla meşru olmayacağının kanıtıdır.

 

 

1789 tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin 16. maddesi: “Hakların güvence altına alınmadığı ve kuvvetler ayrılığının olmadığı bir toplumda (aslında) anayasa da yoktur” şeklindedir. 16 Nisan 2017’de Anayasa’ya aykırı olarak ve meşru olmayan yöntemlerle topluma giydirilmeye çalışılan bu “deli gömleği” ile mevcut Anayasa da çöpe atılmak istenmektedir.

 

 

(*) Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği Başkanı

kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Nâzım Hikmet 117 yaşında
70. yılda insan haklarımız
Çocuklarımızın hakları