Recep’teki çapulcu ve üniversitelerin açılması sendromu

Recep’teki çapulcu ve üniversitelerin açılması sendromu
22 Eylül 2013 20:31

İbrahim ÖZDOĞAN H&H YORUM

Tarihin derinliklerini araştırdığımız ve saptadığı bilgileri okuduğumuz zaman haksız yönetimlere başkaldıran kitlelere devrin alçak kralları,despot yöneticileri,zalim egemenleri,halkın kanını emen yamyam kapitalist sınıfı ile bunların etrafındaki aşağılık yalaka olarak betimleyeceğimiz alçaklık hafif kalır ancak ”dipsiz çukur olarak” niteleyebileceğimiz insanlıktan yoksun canlılar ”isyancılar”,”çapulcular”,”sürüler” diyerek onları kendi iktidarlarını koruma adına toplumun genelinden soyutlama adına şereften yoksun bir şekilde hakaret etmeye çalışmışlardır.

Yine tarihe baktığımız zaman bu ‘’çukur mu çukur’’ despotlar, zalim firavunlar, faşist yöneticiler ‘’zulme ve baskıya isyan edenler’’i toplumun genelinden soyutlayamamışlar ,aksine halk arasında daha büyük isyan dalgalarının oluşmasına sebep olmuşlardır.

Çünkü zulme, baskıya, haksızlığa karşı yapılan isyan ve başkaldırılar sınırsız bir şekilde bulaşıcıdır.

Fakat despotların, diktatörlerin beyinleri yeterli seviyede olmadığı için bunu anlama kapasitesinden son derece uzaktır.

İşte despot ve diktatörlerdeki bu beyinsel ve buna bağlı olarak bilgiye dayalı devleti yönetme erki yetersizliğinden dolayı kendisine yapılan ikazlara,kitlelerin yaptığı demokratik hukuksal tepkilere de asla aldırış etmezler.

Tam aksine kitlelerin başlattığı demokratik hukuksal tepkilere karşı her geçen gün zulüm ve baskılarını artırarak uyguladıkları şiddetin dozunu maksimal seviyeye yükseltirler.

Öyle ki, yine tarihin kaydettiği diktatörlere baktığımız zaman en ağır yaralamalardan tutun, insanları, kendi yurttaşlarını öldürmelere kadar vardırırlar işi.

Hatta kitleler halinde insanları,baskı ve haksızlığa başkaldıranları hiç çekinmeden katlederler.

Önce tarih dediğimiz bilimin kaydettiği bir ‘’yasa’’ ve ‘’gerçek’’i kaydedip konumuzu işlemeğe devam edelim.

O da şu ki,zalim diktatörleri alaşağı eden,her yüzyıl da dünyayı çok daha iyi açılımlarla yenileyen,devrimleri gerçekleştirip özgürlük ve ülkenin mal varlığını hakça paylaşılmasını sağlayan azgın zalimlerin betimlemeleri ile hep ‘’isyancılar’’ ile ‘’çapulcular’’ olmuştur.

Yine ister yakın ister uzak olsun tarih bilimine baktığımız zaman sonunda düzen ve yönetim değişikliği ile birlikte diktatörler ‘’isyancılar’’ın,’’çapulcular’ın ayakları altında ezilip amiyane tabirle ‘’eşek cenneti’’ni boylamışlardır.

Her yurtsever, ulusalcı, milliyetçi, özgürlükçü, tam bağımsızlıkçı, cumhuriyetçi, Atatürkçü, Türk ve Türklük’ün değerlerini korumak isteyen tüm yurttaşlarımız bilsin ki,bu tarih biliminin asl a değişmesi olası olmayan sarsılmaz bir ‘’yasası’’dır.

Beyinsiz diktatörlerin bu ‘’tarih yasası’’nı bilmemesi yurtseverler için daha iyi ki,zalimliklerini uzun zaman sürdüremezler.

Napolyon’nun‘’Düşmanınız hata yaparken onu rahatsız etmeyin’’ sözü anladığınız gibi her şeyi bütün netliği ile açıklıyor.

Zalim diktatörlerin hükümran olduğu,hukukun ve demokrasinin rafa kaldırıldığı,parlamentolarında yasaların,diktatörlerin talimatı ile çıkarıldığı yolsuzlukların yasaların koruması altında yapıldığı,yanlı mahkemelerin talimatla karar verdiği,demokratik gösteri ve yürüyüşlerinin engellendiği ve bunların üzerine ölümlere kadar varan şiddet uyguladığı,yakalanıp yasa dışı bir şekilde hapislere tıkıldığı,ülkenin çıkarılan yasalarla bütünlüğünün bozulmaya çalışıldığı,yasalarla hiçbir önlem alınmadığı durumlarda başta aydınlar olmak üzere millet canından bezer ve ‘’sözün bittiği yerdeyiz’’ der.

‘’Sözün bittiği yerdeyiz’’ sözü gerçekten sözün bittiği yerdir ve toplumsal devinimlerin,toplumsal dalgalanmaların başladığı noktadır.

Bu noktada artık kitleler yasalardan,diktatörün aslında hiç olmayan insafından ümitlerini kesmişlerdir.

Demokratik hukuksal eylem hazırlığı içindedirler.

Bu demokratik hukuksal eylemlerin hangi düzlemde biteceği belli değildir.

Çünkü kitleler tarafsız mahkemelere,demokrasiye,insan haklarına,özgürlüklere,rahat etmeye ve takipten,telefonlarının dinlenmesinden uzak bir yaşama,diktatörün ülke kaynaklarını hortumlamaları ve halkı aldatarak geldiği iktidarını zalimce devam ettirebilmek için dış süper güçlere peşkeş çekmeleri yüzünden yeterli beslenmeye ve gönençli(refah içinde) yaşamaya hasret kalmışlardır.

İşte bu noktada kitleler pimi çekilmiş bomba gibi aniden patlar.

Artık geri dönüşü olmayan bir yol üzerindedirler.

Diktatörlerin kaderleri,bu ‘’Sözün bittiği yer’’ olan demokratik hukuksal kitle hareketleri sonucunda belli olur ki,buna en iyi örnek 1989’da gerçekleşen ‘’Romanya halk hareketi’’ ve devlet başkanları olan zalim diktatör Nikolay Çavuşesku’nun durumudur.

Kitlelerin bu doğal devinimlerini 17.yüzyılın ünlü filozofu,devlet felsefecisi,akıl çağının gerçek başlatıcısı JOHN LOCKE ‘’Eğer devlet koruma görevi dışına çıkar ve adaletsiz davranırsa toplumun direnme hakkı doğar’’ demiştir.

Yine 1789 ‘’Fransız Devrimi Haklar Bildirgesi’’nin iki maddesi bu konuya ışık tutar ki,şöyledir:’’1-Yönetim halkın haklarını çiğnediği zaman başkaldırmak ve direnmek hakların en kutsalı ve ödevlerin en gereklisidir.2-Devlet’in amacı insanın doğal ve kaybolmaz haklarını korumasıdır.Bu haklar özgürlük,güvenlik ve zulme karşı direnmektir.”

Bahsettiğim bu kitle devinimlerine en iyi iki örnek,uzun yıllar ülkesini demir yumruk,hukuk dışı ve zulümle yönetmiş olan Romanya Devlet Başkanı Nikolay Çavuşesku ile Fransa Kralı XVI.Louis’tir ve her ikisi de,halkın demokratik hukuksal başkaldırısı sonucu vatana ihanetten,halkın malını haksız bir şekilde gasp etmelerinden yargılanıp idama mahkum oldular.

Nikolay Çavuşesku 25 Aralık 1989’da kurşuna dizilerek,XVI.Louis ise giyotinle idam edilerek hüküm infazı yerine getirilmiştir.

Sosyolojik bir analize tabi tuttuğumuz zaman bu demokratik hukuksal başkaldırı devinimleri diktatörün sınır ve yasa tanımaz talimatları doğrultusunda polis tarafından en ağır yaralanmalar ve öldürmelere kadar varır.

Diktatörün zalim,vahşi talimatları doğrultusunda emrindeki devletin polisi,yasa tanımadan yaralama ve  öldürme zulümlerine demokratik hukuksal eylemlerine bu kitleler bir süre daha devam eder ama sonunda dayanma kapasitesini yitiren kitlelerin devinimi revizyona uğrar.

O zaman kitleler kaybettiği canların,kaybettiği gözlerin,kaybettiği dişlerin veya diğer organların hesabını sorar noktaya gelir ve ‘’dişe diş’’,’’göze göz’’,’’cana can’’ formatına geçer.

Bu sosyolojik bir yasadır.

Allah korusun ülkemiz için böyle tehlikeli bir durumu aklımızdan ve hayalimizden bile geçirmiyoruz,düşünmek bile istemiyoruz.

Ama Recep demokratik hukuksal eylemcileri çok tehlikeli bir şekilde tahrik ediyor,onların yasa dışı olarak demokratik tepkilerine engel oluyor.

Bu uygulaması da yurttaşları çok tehlikeli bir tarzda geriyor.

Recep’in bu tehlikeli gidişi önlemesi için yapacağı tek bir şey var.

O da yurttaşların yasalarla güvence altına alınmış ‘’demokratik gösterileri’’ne engel olmaması ve başta polis şiddeti olmak üzere her türlü şiddetten vazgeçmesidir.

Gel gör ki,Recep’te Ekim ayı itibari ile üniversitelerin açılması ve bu bağlamda kendi betimlemesi ile ‘’çapulcuların’’ demokratik hukuksal gösterilere çok yoğun bir şekilde başlama ‘’sendromu’’ vardır ve bu yüzden fena halde acı içinde yaşamaktadır.

Recep vatana ve Türk milletine karşı işlediği cürümler nedeni ile ‘’yüce yargı’’ önünde vereceği şiddetli hesabın bilinmez ve kestirilemez meçhul akıbetini ıstırap içinde düşünmekte,’’yurtsever yiğit çapulcular’’ ise vatının ve milletin bölünmez bütünlüğünü,AKP ile onun ABD işbirlikçisi taşeronu sayesinde PKK’nın azmanlaşarak ülkemizi getirdiği bölünme noktasının üzüntüsü ile buna karşı alacağı hukuk çerçevesindeki önlemlerini düşünmektedir.

Yani kısaca,ünlü atasözümüzde olduğu gibi ‘’Kasap et,koyun can derdinde.’’

İşte bu geri dönüşü olmayan durum Recep’i ağır bir ‘’sendrom’’a sokmuştur.

Artık şu kesin olarak anlaşılmıştır ki,’’Gezi çapulcuları’’nı hiçbir güç demokratik hukuksal gösterilerinden alıkoyamayacaktır.

Ta ki,vatan bölücülerden,Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarından,din esnafı yöneticilerden,Türk milliyetçiliğini ayaklar altına alanlardan,despot,zalim ve diktatörlerden kurtuluncaya kadar.

Artık şu durum kesin olarak anlaşılmıştır ki Mustafa Kemal’in ‘’Amasya Tamimi’’ne koydurduğu ‘’Milletin kaderini yine milletin kendisi tayin edecektir’’ ilkesini demokratik hukuksal bir şekilde uygulamaktan başka bir çare kalmamıştır.

Herkes yasalara dayalı demokratik hakkını kullanmak ve diğer yurtseverlere de anımsatmak üzere ‘’sosyal medya’’ başına.

NOT: Kitle hareketleri ile ilgili daha geniş sosyolojik bir analizi okumak isteyenler lütfen yine ‘’www.halkinhabercisi.com’’da 28 Ocak 2013’te yazdığım ‘’SÖZÜN BİTTİĞİ YERDEYİZ SÖZÜ DİKTATÖRLERİ ALAŞAĞI EDER’’ yazımı okuyabilirler.

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Cem Uzan cumhurbaşkanı olmak için Türkiye’ye dönecekmiş!
Diyanet ve cemaatler laik demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni yok etmekte kararlılar!
Tayyip Erdoğan Türkiye ve Türk ulusu için milli güvenlik sorunudur!