Potansiyel makul şüphe

Potansiyel makul şüphe
22 Aralık 2014 13:18

Geçtiğimiz günlerde, iktidar partisinin çoğunluk oylarıyla kabul edilen yeni bir torba yasa ile, çok köklü değişiklikler kabul edildi. 6572 sayılı bu yasada, maddeler arasına serpiştirilen cümlelerle çok tehlikeli hükümler de yasalaştı. Son yıllarda sıkça yapıldığı gibi, toplumda, barolarda ve sivil toplum örgütlerinde tartışılmasına meydan verilmeden, gece yarısı operasyonlarla kabul edilen bu yasa neler getiriyor?

 

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

 
– Öncelikle Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)’na, “ihtisaslaşmanın” sağlanması amacıyla, ceza mahkemeleri arasında iş dağılımı belirleme yetkisi verilmiştir. Böylece “Özel Yetkili Mahkemeler”in yerini “Özel Yetkili İhtisas Mahkemeleri”nin alması tehlikesi doğabilir.

 
– Yakalama ve aramalarda, “somut delillere dayalı kuvvetli şüphe” yerine, “makul” şüphe getirilmiştir. Böylece iktidara muhalif herkesin “potansiyel makul şüpheli” olma tehlikesi söz konusu olabilecektir. Son günlerde, iktidarla kavgalı hale gelen Cemaate yakın medya kuruluşlarına yapılan baskınlar, aramaları ve tutuklama talepleri, bu kaygılarımızı artırmaktadır. Oysa gelişmiş demokrasilerde, yasaların objektif ve genel hükümler içermesi esastır. Bizde ise, dönemsel, potansiyel “makul” şüphelilere göre özel yasalar çıkarılmaktadır. Bunun ise demokrasi ile, hukuk devleti ile bağdaşan yanı yoktur.

 
– Taşınmazlara, hak ve alacaklara el koyma kapsamı genişletilmiştir. İktidar partisi, son zamanlarda kendisine muhalif olan herkesi, TCK’da düzenlenen “anayasayı ihlal”, “yasama organına karşı suç”, “hükümete karşı suç”, “hükümete karşı silahlı isyan”, “silahlı örgüt”, “silah sağlama”, “suç için anlaşma” kapsamında görmektedir. Bu yasa ile getirilen düzenlemelerin hemen hepsi için ucu açık ve müphem ifadelerle, kişi veya kurumların taşınmazlarına, hak ve alacaklarına rahatlıkla el konulabilecektir. Böylece bu konuda da 800 yıl önce, 1215’de İngiltere’de kabul edilen “Magna Carta Libertatum” (Büyük Özgürlükler Sözleşmesi)’un gerisine düşülmektedir.

 
-Telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti daha da kolaylaştırılmaktadır. Eski hükümde “başkaca delil elde edilememesi” şartına bağlı olmaktan çıkarılarak, iletişimin tespiti keyfi uygulamalara müsait hale getirilmiştir. Bu konuda da katalog suçlara, “Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” veya “Anayasal düzene ve düzenin işleyişine karşı suçlar” gibi müphem ibareler eklenerek, kapsam çok genişletilmiştir.

 
– Teknik araçlarla izlemenin kapsamı da genişletilerek, katalog suçlara “Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” ile “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar” gibi müphem, kaypak ve her yöne çekilebilecek ölçütler ilave edilmiştir.

 
– 6572 sayılı torba yasanın getirdiği en kötü geriye gidiş ise, Avukatların dosya incelemesine getirilen süresiz yasaklar olmuştur. Bu konuda da “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak”, “Devletin güvenliğine karşı suçlar”, “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar” gibi her yöne çekilebilecek “potansiyel makul şüphe”ler getirilmiştir. Bu düzenlemeler de başta mevcut Anayasada ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde düzenlenen adil yargılanma hakkına açıkça aykırıdır.

 
-31 Aralık 2019 tarihine kadar Asliye Ceza Mahkemeleri’nde yapılacak duruşmalarda Cumhuriyet Savcısı’nın bulunmayacağı ve müdahil olma (katılma) hususunda C.Savcısı’nın görüşünün alınmaması şeklindeki düzenlemenin de açıklanabilir, anlaşılabilir bir mantığı yoktur. Çünkü C.Savcısı, kural olarak sanığın aleyhine olan deliller kadar, lehine olan delilleri de talep etmekle yükümlüdür. C.Savcısının mahkemede bulunması, adil bir yargılama için gerekliydi. Ayrıca neden 31 Aralık 2019 tarihine kadar böyle olacağının da makul bir izahı getirilememiştir.

 
– Danıştay’da ve Yargıtay’da katılımcılık azaltılmıştır. Danıştay’da önemli konularda yetki Başkanlar Kurulu’ndan alınarak Başkanlık Kurulu’na verilmektedir. Yargıtay’da ise, Büyük Genel Kurul’un yetkileri kaldırılarak, katılımcılık yerini dar bir kadroya bırakmıştır. Hem Danıştay, hem de Yargıtay, içtihat mahkemeleri olma özellikleri kaldırılarak, adeta ilk derece mahkemeleri haline getirilmişlerdir.

 
Adli Yıl açılış töreninin kaldırılmasının da makul ve anlaşılabilir bir yönü yoktur. Yılda bir kez yapılan bu törende bile, yargının sorunlarının gündeme getirilmesinden rahatsızlık duyulmuştur.

 
Torba veya çuval kanunlarla adaletin sağlanamayacağını anlayacağımız günlerin yakın olmasını dileyelim…

 

 

kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Nâzım Hikmet 117 yaşında
70. yılda insan haklarımız
Çocuklarımızın hakları