Postmodern demokrasi

Postmodern demokrasi
8 Mart 2012 15:35

PKK kontenjanından milletvekili seçilen, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı Altan Tan, “İntibak Yasası”nın görüşülmesi sırasında söz alarak; izinden yürüdüğü İngiliz yandaşı İskilipli Atıf Hoca’nın “mağdur bir Müslüman” olduğunu ileri sürmüş. Mandacı Atıf için “Kemalist diktatörlüğün katlettiği on binlerce insandan sadece biridir” diyerek, Türkiye Cumhuriyeti’ni bir “diktatörlük” olarak tanımladı…
Cumhuriyet’e karşı yıllardır içinde biriktirdiği kini, Atatürk’ün meclisinde kusan Altan, Cumhuriyet’ten öcünü alabildi mi bilinmiyor. Bugünlerde sözleri nedeniyle, AKP’nin desteğini tam olarak alamadığından yakınıyor. Altan, AKP’nin bu tavrı nedeniyle “hayal kırıklığına uğradığını” ifade ettikten sonra:”AKP grubundan daha dik bir duruş beklerdim” demiş. Anlaşılan “Kininin davacısı olan dindar gençlik”, “Atatürk’ü itibarsızlaştırma” işine pek karışmıyor… AKP galiba kendi üzerine sadece İnönü’yü itibarsızlaştırma işini bırakmış. Atatürk’ü itibarsızlaştırma işini BDP ile CHP’ye ihale etmiş!.. Bu derste dışarıdan emperyalistler, içeride işbirlikçileri ve taşeronları olduğu halde, pek başarılı oldukları söylenemez!.. Onlar Atatürk’e ve Cumhuriyet’e saldırdıkça, Kemalizm’in daha da güçleneceğine emin olun. Batacak olanlar saldırganlar olacaktır…
Sırası gelmişken, “mağdur Müslüman” İskilipli Atıf’ın nasıl bir adam olduğunu da anımsatalım:
Tarih Baba diyor ki: İskilipli Atıf Hoca, 1919’da kurulan Teali İslam Cemiyeti’nin kurucularındandır. Cemiyet, Kuvayı Milliye’ye ve Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkmakla maruftur. İngiliz Muhipleri Cemiyeti üyesi de olan Mustafa Sabri, Cemiyetin bir süre başkanlığını yapmıştır. Mustafa Sabri, Mustafa Kemal ve arkadaşları için ölüm fetvasını kaleme alan kişidir. Damat Ferit kabinesinin Şeyhülislamlığına getirilince, Cemiyetin başkanlığını, İskilipli Atıf’a bırakmıştır. Cemiyetin üyeleri arasında Sait Nursi de vardır…
İskilipli Atıf’a İngiliz ajanı dediğimin için pişman değilim. İstiklal Mahkemesi’nce idam cezasına çarptırılması da bu nedenledir. İngiliz gizli servisi MI6’nın, ona bir kimlik kartı vermediği bugün savunulabilir. Öyle mi değil mi, bunu gerçekten bilmiyorum. Ayrıca ajanlık için kimlik kartı, şart değil. Hoca’nın yukarıda özetlenen kariyeri, ona hiç tereddüt etmeden İngiliz Ajanı demeye yetiyor da artıyor!..
Geçenlerde teknik üniversiteden diplomasını almış adı lazım değil bir mühendisin, Kurtuluş Savaşı’nı inkâr ettiğine tanık oldum. Adam doğrudan “Savaş-mavaş olmamış, tarih diye bize anlatılanların hepsi masal”dır dedi. Ona göre, “İngilizler, Ankara Hükümeti ile anlaşmışlar ve alacaklarını alıp gittikten sonra, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına izin vermişlermiş!..” Teali İslam Cemiyeti hayranı olduğu belli olan mühendise göre, İngiliz Ajanı olan İskilipli Atıf Hoca değil, Mustafa Kemal’miş!..
Densizliğe bakın siz!..
Sakarya Meydan Muharebesi ve Büyük Taarruz’da ölenler için ne diyeceğini çok merak ettim. Sakarya Meydan Muharebesi’nde Türk ordusunun zayiatı; 5713 şehit, 18.480 yaralı, 828 esir ve 14.268 kayıp olmak üzere, toplam 49.289. Yunan ordusunun zayiatı ise; 3758 ölü, 18.955 yaralı, 354 kayıp olmak üzere toplam 23.007’dir. Tarafsız tarihçilerin kaydettiğine göre, Büyük Taarruz öncesinde, Yunan ordusunun mevcudu 200 binden fazlaymış. Taarruzdan sonra geriye, ancak 50 bini dönebilmiş…
Kurtuluş Savaşı diye bir savaş yapılmadıysa eğer, iki taraftan ölen bu askerler için, mühendisin ne diyeceğini çok merak etmiştim. “Madem İngilizlerle Ankara Hükümeti anlaşmış bu kadar adamı kim niye öldürmüş” diye sordum… Çok fena kızdı. Sesi titremeye başladı. Ağzından tükürükler saçarak bağırıyordu. İşaret parmağını bükerek, önündeki sehpaya vurmaya başladı birden. Cevap vereceğini sanıyordum. “Müslümanlara en büyük ihanet, Latin harfleri kabul edilerek yapılmış” diyerek, abdestini tazelemeye gitti!..
Hiç şaşırmadım!..
İsterim ki, cevapsız bırakılan o soruma, derin tarih bilgisiyle Ahmet Tan cevap versin. Belki de bu defa AKP grubu dik duruş gösterebilir. Korkmadan, bir defa daha kinini kussun meclis içinde. Hatta Yunanlılara karşı, Başkomutanımız Mustafa Kemal için, “soykırımdır” yaptı da desin. Desin vallahi, isterim!.. Daha heyecanlı olur!..
Yoksa “soykırım” sözcüğünü kullanmak, başka taşerona mı ihale edilmiş? Aralarındaki sözleşmeye göre, taşeronlardan biri diğerinin alanına tecavüz edemiyor galiba. İşbölümünü bayağı ciddiye alıyor bunlar! İşi veren yüklenici de “tecavüz”e çok kızıyor herhalde. Anlaşılan kaşlarını çatıp: “Herkes kendi işinin başına” diyor!..
Bu noktada en doğru (!) saptama, Mustafa Kemal’in savaşlarına “katliam” demek olmalı… Zaten “on binlerce kişiyi katlettiğini” söylemek de aynı kapıya çıkıyor. Demek ki, bundan böyle, Mustafa Kemal’in askerleri, 1921 ve 22’nin Ağustos’unda, Yunan askerlerini “katlettiler” demek gerekiyormuş!.. İngiliz muhibbi ancak böyle olunabiliniyor! Yıllar sonra, Dersim’de öldürülen isyancılar ile Sabahattin Ali’yi de bu sayıya kattığınızda, Atatürk’ün “katil” olduğu kanıtlanmış sayılır!..
Bize bırakılan, işin en kolayı olan yanı, bu “gerçeği” kabullenmektir sadece. Belli ki, Atatürk’ün “diktatör” olduğunu kabul etmemiz isteniyor! Aksi halde, arkasından “soykırım” yaptı denebilir!..
“Diktatörlük” kabul edildikten sonra, gerisi kolay! Önümüze konacak olan işaret levhasını takip edeceğiz sadece. Levhanın üzerinde tek yönü gösteren turuncu bir ok işareti var. Hep öyle olmuş yakın geçmişti. Turuncu ok “DEMOKRASİYE GİDER” yazısının tam önüne konacak!.. Bir ülkede diktatörlük varsa, gidilecek yol; tek yönlü ve mecburidir zaten!.. Trafik kurallarına bak!..
Yolun sonunda, Soros’un “Turuncu Devrimleri” ve “Arap Baharı”nın getirdiği cici bir “demokrasi”ye varılacak!.. Nedendir bilinmez, bir şeyin kendini yaşamadan, hep ötesini, cicisini isteriz biz. Demokrasi için de öyle olacak galiba. Dilerseniz, varılacak olan o son noktaya “postmodern demokrasi” olarak adlandıralım!.. Literatüre bizim de bir katkımız olsun. Nasılsa postu kürkçüye kaptırmışız!..

PKK kontenjanından milletvekili seçilen, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı Altan Tan, “İntibak Yasası”nın görüşülmesi sırasında söz alarak; izinden yürüdüğü İngiliz yandaşı İskilipli Atıf Hoca’nın “mağdur bir Müslüman” olduğunu ileri sürmüş.  Mandacı Atıf için “Kemalist diktatörlüğün katlettiği on binlerce insandan sadece biridir” diyerek, Türkiye Cumhuriyeti’ni bir “diktatörlük” olarak tanımladı…



 Cumhuriyet’e karşı yıllardır içinde biriktirdiği kini, Atatürk’ün meclisinde kusan Altan,  Cumhuriyet’ten öcünü alabildi mi bilinmiyor. Bugünlerde sözleri nedeniyle, AKP’nin desteğini tam olarak alamadığından yakınıyor.  Altan, AKP’nin bu tavrı nedeniyle “hayal kırıklığına uğradığını” ifade ettikten sonra:”AKP grubundan daha dik bir duruş beklerdim” demiş.  Anlaşılan “Kininin davacısı olan dindar gençlik”,  “Atatürk’ü itibarsızlaştırma” işine pek karışmıyor… AKP galiba kendi üzerine sadece İnönü’yü itibarsızlaştırma işini bırakmış. Atatürk’ü itibarsızlaştırma işini BDP ile  CHP’ye ihale etmiş!.. Bu derste dışarıdan emperyalistler, içeride işbirlikçileri ve  taşeronları olduğu halde, pek başarılı oldukları söylenemez!.. Onlar Atatürk’e ve Cumhuriyet’e saldırdıkça, Kemalizm’in daha da güçleneceğine emin olun. Batacak olanlar saldırganlar olacaktır…



 Sırası gelmişken, “mağdur Müslüman” İskilipli Atıf’ın nasıl bir adam olduğunu da anımsatalım:
 Tarih Baba diyor ki: İskilipli Atıf Hoca, 1919’da kurulan Teali İslam Cemiyeti’nin kurucularındandır. Cemiyet, Kuvayı Milliye’ye ve Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkmakla maruftur. İngiliz Muhipleri Cemiyeti üyesi de olan Mustafa Sabri, Cemiyetin bir süre başkanlığını yapmıştır. Mustafa Sabri, Mustafa Kemal ve arkadaşları için ölüm fetvasını kaleme alan kişidir. Damat Ferit kabinesinin Şeyhülislamlığına getirilince, Cemiyetin başkanlığını, İskilipli Atıf’a bırakmıştır. Cemiyetin üyeleri arasında Sait Nursi de vardır…



 İskilipli Atıf’a İngiliz ajanı dediğimin için pişman değilim. İstiklal Mahkemesi’nce idam cezasına çarptırılması da bu nedenledir. İngiliz gizli servisi MI6’nın, ona bir kimlik kartı vermediği bugün savunulabilir. Öyle mi değil mi, bunu gerçekten bilmiyorum. Ayrıca ajanlık için kimlik kartı, şart değil. Hoca’nın yukarıda özetlenen kariyeri, ona hiç tereddüt etmeden İngiliz Ajanı demeye yetiyor da artıyor!..



 Geçenlerde teknik üniversiteden diplomasını almış adı lazım değil bir mühendisin, Kurtuluş Savaşı’nı inkâr ettiğine tanık oldum. Adam doğrudan “Savaş-mavaş olmamış, tarih diye bize anlatılanların hepsi masal”dır dedi. Ona göre, “İngilizler, Ankara Hükümeti ile anlaşmışlar ve alacaklarını alıp gittikten sonra, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına izin vermişlermiş!..” Teali İslam Cemiyeti hayranı olduğu belli olan mühendise göre, İngiliz Ajanı olan İskilipli Atıf Hoca değil, Mustafa Kemal’miş!.. 



         Densizliğe bakın siz!..



 Sakarya Meydan Muharebesi ve Büyük Taarruz’da ölenler için ne diyeceğini çok merak ettim. Sakarya Meydan Muharebesi’nde Türk ordusunun zayiatı; 5713 şehit, 18.480 yaralı, 828 esir ve 14.268 kayıp olmak üzere, toplam 49.289. Yunan ordusunun zayiatı ise; 3758 ölü, 18.955 yaralı, 354 kayıp olmak üzere toplam 23.007’dir. Tarafsız tarihçilerin kaydettiğine göre, Büyük Taarruz öncesinde, Yunan ordusunun mevcudu 200 binden fazlaymış.  Taarruzdan sonra geriye, ancak 50 bini dönebilmiş…



   Kurtuluş Savaşı diye bir savaş yapılmadıysa eğer, iki taraftan ölen bu askerler için, mühendisin ne diyeceğini çok merak etmiştim. “Madem İngilizlerle Ankara Hükümeti anlaşmış bu kadar adamı kim niye öldürmüş” diye sordum… Çok fena kızdı. Sesi titremeye başladı. Ağzından tükürükler saçarak bağırıyordu. İşaret parmağını bükerek, önündeki sehpaya vurmaya başladı birden. Cevap vereceğini sanıyordum. “Müslümanlara en büyük ihanet, Latin harfleri kabul edilerek yapılmış” diyerek, abdestini tazelemeye gitti!..



         Hiç şaşırmadım!..



 İsterim ki, cevapsız bırakılan o soruma, derin tarih bilgisiyle Ahmet Tan cevap versin. Belki de bu defa AKP grubu dik duruş gösterebilir. Korkmadan, bir defa daha kinini kussun meclis içinde.  Hatta Yunanlılara karşı, Başkomutanımız Mustafa Kemal için,  “soykırımdır” yaptı da desin. Desin vallahi, isterim!.. Daha heyecanlı olur!..



 Yoksa “soykırım” sözcüğünü kullanmak, başka taşerona mı ihale edilmiş? Aralarındaki sözleşmeye göre, taşeronlardan biri diğerinin alanına tecavüz edemiyor galiba. İşbölümünü bayağı ciddiye alıyor bunlar!  İşi veren yüklenici de “tecavüz”e çok kızıyor herhalde. Anlaşılan kaşlarını çatıp: “Herkes kendi işinin başına” diyor!..



 Bu noktada en doğru (!) saptama,  Mustafa Kemal’in savaşlarına  “katliam” demek olmalı… Zaten “on binlerce kişiyi katlettiğini” söylemek de aynı kapıya çıkıyor. Demek ki,  bundan böyle, Mustafa Kemal’in askerleri, 1921 ve 22’nin Ağustos’unda, Yunan askerlerini “katlettiler” demek gerekiyormuş!.. İngiliz muhibbi ancak böyle olunabiliniyor! Yıllar sonra, Dersim’de öldürülen isyancılar ile Sabahattin Ali’yi de bu sayıya kattığınızda, Atatürk’ün  “katil” olduğu kanıtlanmış sayılır!..



 Bize bırakılan, işin en kolayı olan yanı, bu “gerçeği” kabullenmektir sadece.  Belli ki, Atatürk’ün “diktatör” olduğunu kabul etmemiz isteniyor! Aksi halde, arkasından “soykırım” yaptı denebilir!..



 “Diktatörlük” kabul edildikten sonra, gerisi kolay!  Önümüze konacak olan işaret levhasını takip edeceğiz sadece. Levhanın üzerinde tek yönü gösteren turuncu bir ok işareti var. Hep öyle olmuş yakın geçmişti. Turuncu ok  “DEMOKRASİYE GİDER” yazısının tam önüne konacak!.. Bir ülkede diktatörlük varsa,  gidilecek yol; tek yönlü ve mecburidir zaten!.. Trafik kurallarına bak!..



 Yolun sonunda, Soros’un “Turuncu Devrimleri” ve “Arap Baharı”nın getirdiği cici bir “demokrasi”ye varılacak!.. Nedendir bilinmez, bir şeyin kendini yaşamadan, hep ötesini, cicisini isteriz biz. Demokrasi için de öyle olacak galiba. Dilerseniz, varılacak olan o son noktaya “postmodern demokrasi” olarak adlandıralım!.. Literatüre bizim de bir katkımız olsun. Nasılsa  postu  kürkçüye kaptırmışız!..

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
‘Bağımsızlık’ mı ‘hırsızlık’ mı?!..
Devletin ‘özel’i olmaz!..
‘Cesaret ödülü’nün bedeli!..