Polis devletine doğru

Polis devletine doğru
20 Ekim 2014 08:00

Türkiye’de yıllardır kolluk güçlerinin keyfi davranışlarından yakınılıyordu.

 

Av.Kemal AKKURT H&H YORUM

 

2013 Mayısında yaşanan Gezi olaylarında ve son günlerde IŞİD terörüne karşı yapılan gösterilerde görüldü ki, emniyet güçlerinin müdahalede bulunmadığı yerlerde hiçbir olay olmuyor, müdahalede bulunulan yerlerde ölümler, yaralanmalar oluyor. Yakın geçmişte, vatandaşın vergileriyle alınan TOMA araçlarından sıkılan zehirli gazlarla binlerce yurttaşımız yaralandı, sakat bırakıldı.

 

İktidar partisinin TBMM’ne getirdiği son düzenlemelerle, kolluk güçlerinin bu keyfi, orantısız müdahaleleri yasal hale getirilmek isteniyor. Muhalefet partilerinin haklı olarak karşı çıktıkları bu düzenlemeler, Türkiye’yi adım adım Polis Devleti’ne doğru götürüyor.

 

Hiçbir hukukçu ve insan hakları savunucu, toplantı ve gösterilerde maskeli provokatörlerin olmasını ve şiddet kullanılmasını istemez. Toplantı ve gösterilere katılanlar, açık ve gerçek kimlikleriyle katılmalı, şiddete bulaşmadan anayasal bu haklarını kullanmalıdır. Emniyetin görevi, yüzleri maskeli bu provokatörleri ayıklayıp, gerektiğinde yasal prosedüre uyup gözaltına almaktır. Ancak ayrımsız olarak, TOMA’larla kalabalığın üzerine gitmek, zehirli gaz sıkmak, doğru ve yasal değildir. Polisin bugüne kadarki keyfi tutumu da bu tasarıyla yasal hale gelmiş oluyor. Tasarı yasalaşırsa, toplantı ve gösterilere katılmak gibi anayasal hakkını kullanan herkes, potansiyel suçlu muamelesi görecek!
Geçtiğimiz Mart ayında, yani 6 ay önce, Ceza Yargılaması Yasası’nda kısmî de olsa iyileştirmeler yapılmıştı. “Somut delillere dayalı kuvvetli şüphe” olması durumunda, şüpheli veya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler hakim kararı ile aranabiliyordu. Yasadaki bu kısmî iyileştirmeler, taktirle karşılanmıştı. Bu iyileştirmelerin devamı beklenirken, son tasarı ile eskiye dönülmek isteniyor. Tasarı ile “somut delillere dayalı kuvvetli şüphe” koşulu, yerini “makul” şüpheye bırakıyor. Böylece hükümete bağlı kolluk güçleri, bundan sonra kendilerince “makul” gerekçelerle, hiçbir somut delil olmadan, istedikleri kişinin üstünü, eşyasını, konutunu, işyerini veya ona ait diğer yerleri arayabilecektir.

 

Mevcut yasal düzenlemede, ancak silahlı örgüt veya bu örgütlere silah sağlama suçlarının şüphelisinin veya sanığının mal varlığına el konulabiliyor. Ancak iktidar partisinin getirmek istediği düzenlemeye göre; “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı işlenen suçlar” gibi müphem, muğlak ve emniyet güçlerinin insafına ve keyfiliğine bırakılan düzenlemeler getiriliyor. Böylece muhalif düşünen herkes, bu düzenlemenin potansiyel muhatabı olabilecektir.

 

Getirilmek istenen yeni düzenleme ile telefon dinlemelerinde de geriye dönülüyor. Birkaç aydır bu konuda toplumda bir rahatlama hissediliyordu. Tekrar eski, keyfiliğe ve istismara müsait düzenlemeye dönülüyor. Telefon dinlemelerinin kapsamı daraltılmak yerine, genişletilmek suretiyle toplumda tekrar kaygı ve korkunun hakim kılınması isteniyor.

 

Toplu yargılamaların en çok eleştirilen hükümlerinden biri de “gizli soruşturmacı” konusuydu. Buna göre, suç işlendiğine dair şüphenin varlığı halinde, kamu görevlileri “gizli soruşturmacı” olarak görevlendiriliyordu. Keyfiliğe ve kötü kullanılmaya müsait bu hükmün kaldırılması beklenirken, kapsamı genişletilmek suretiyle, kalıcı hale getirilmek isteniyor.

 

Şüpheli veya sanığın kamuya açık faaliyetlerinin ve işyerinin teknik araçlarca izlenmesi, ses veya görüntüsünün kayda alınması hükmü de çok tartışılan ve mağduriyetlere sebebiyet veren bir düzenlemeydi. Bu düzenlemenin kaldırılması veya iyileştirilmesi beklenirken, bu hükmün de kapsamı genişletilerek kalıcı hale getirilmek istendiğini görüyoruz.

 

Getirilmek istenen düzenlemenin en kötü tarafı ise, Avukatların soruşturma aşamasında müvekkillerine ait dosyaları incelemelerinin, belgelerden örnek alabilmelerinin tekrar yasaklanabilecek olmasıdır. Bu düzenleme, gelen itirazlar nedeniyle güya kaldırılmıştı. Ancak iktidar partisi, “demokratikleşme” gerekçesiyle kaldırdığı evrensel hukuka aykırı bu düzenlemeyi, tekrar getirmek istiyor. Böylece yakın geçmişte ne ile suçlandığını bile bilmeden yıllarca tutuklu kalanların yaşadığı mağduriyetlere, tekrar kapı açılmak isteniyor.

 

İktidar partisinin getirmek istediği bu son düzenlemeler, başta mevcut Anayasa’ya, tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelere açıkça aykırıdır. Türkiye’nin “Polis Devleti”ni andıran böyle düzenlemelere değil, daha fazla evrensel hukuka, insan haklarına ve demokrasiye ihtiyacı vardır…

 

kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Sivas Katliamı ve insanlığa karşı suçlar
Dünya Emekçi Kadınlar Günü
Nâzım Hikmet 117 yaşında