Pardon siz hangi ülkenin birliğisiniz?

Pardon siz hangi ülkenin birliğisiniz?
9 Şubat 2018 10:57

Bizler “Ne Mutlu Türküm Diyene” cümlesini söylerken yürekten mutlu olan bir nesildik.

 

 

 

Dr. Semih DİKKATLİ H&H YORUM

 

 

Türkiye Cumhuriyeti’nde ve Dünya’da kendisini Türk Milletinin bir parçası hisseden herkes Türk’tü bizim için… Etnik köken diye bir şey bilmezdik, sokakta arkadaş, askerde kardeş, ülke çıkarları söz konusu olunca omuzdaştık. Bizim için bölge deyince aklımıza gelen coğrafi bölgelerdi. Irk deyince; ırkçılık gelirdi zihinlerimize ve içimizde tiksinti oluşurdu. Bize Atatürk ve onun milliyetçiliği öğretilirken; din, mezhep ve ırk ayırımı yapmaksızın kendisini Türk olarak tanımlayan, ortak geçmişe ve geleceğe inanan herkesin Türk Milleti’nin bir parçası olduğu anlatılırdı. Daha o zamanlardan millet olma kavramına ve hiçbir ferdin ayrıcalıklı olmadığına inanırdık.

 
Sonra Deniz Gezmiş ve devrimci gençliğin söylemlerinden öğrendik ki asıl sorun sınıf sorunudur. Patronlar, para babaları, fabrikatörler işçinin terinden, emeğinden beslenir ve siyaset onların üzerine basarak yükselir. O zamanlar ülkede bölünme tek bir biçimdeydi. Zenginlik ve fakirlik… Çoğumuz fakirdik, yokluk içinde bu cumhuriyetin bize sunduğu devlet imkânlarıyla okuduk, meslek sahibi olduk. O nedenle hep borçlu hissettik ülkemize… İktidarların, faşist cuntaların baskıları, gerici ayak oyunlarına rağmen inandık gelecek güzel günlere.O nedenle hep içimizde milliyetçi bir damar vardı. Gerçekten vatansever her solcu aynı zamanda Atatürk Milliyetçisiydi.

 
1980 12 Eylül’ünden sonra çok şeyler değişti. İslam adına; dinci, tarikat ve cemaat sevici iktidarlar, gerici bir yola soktu ülkemizi. Din kavramının içi boşaltıldı ve din, kişisel çıkarlar için kullanılan siyasi bir malzeme haline getirildi.

 
Ülke son hızla etnik, mezhepsel ve siyasi olarak kutuplaştırıldı. Tarikatlar ve cemaatler örümcek gibi her devlet kapısını sardı. Devlet dairesinde çaycı olabilmek için bile bir cemaat bağlantısı aranır hale geldi. Artık herkes kendi etnik kimliğinden, mezhebinden, dininden, tarikatından ve cemaatinden konuşur hale geldi. Bu odakların oylarını almak için yarışa giren siyasi partilerin tamamı, bu bölücü söylemlere çanak tuttu.
Bu ülkeye ve huzurlu geleceğine inanan gerçek aydınlar olanları şaşkınlıkla izlerken sürekli insanları uyardı. Uyaranlardan; Tarık Dursun, Uğur Mumcu, Necip Hablemitoğlu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy gibi değerli insanlar bu odaklarca katledildi. Yaşayanlarsa ya tutuklandı ya da yandaş medya maymunları tarafından lime lime edildi. Maalesef bazıları da kendisini, makam ve para için sattı.

 
İşte bu koşullarda geldiğimiz şu günlerde, “Türk” ve “Türkiye” kavramlarına Atatürk zaviyesinden bakmak hiç olmadığı kadar gerekli hale gelmiştir. Milli duruş tam da bunu gerektirir. Bazı kurumları yönetenlerin duruşundan bağımsız olarak, kurumların kendisi millidir. Bu nedenle hiçbir kamu kuruluşu ve meslek örgütünün başından “Türk” ve “Türkiye” tanımlaması kaldırılamaz.

 
Bu noktada, tartışmanın fitilini ateşleyen iki kurum için de birer paragraf açmak isterim.

 
Birincisi, üyesi olduğum Türk Tabipleri Birliğidir. (TTB) Maalesef uzun yıllardır meslek örgütümün yöneticilerinden memnun değilim ve bunu her ortamda dile getiriyorum. Ancak “iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır” söyleminden yola çıkarak kendim gibi hekim meslektaşlarıma da bir eleştiri yöneltmek isterim. Seçimlere gitmez, yönetime aday olmazsak olacak budur. O nedenle önce illerimizde bulunan odalarımızın ve sonra birliğin yönetimini değiştirmemiz gerekiyor. Bunun yolu da şimdiki yöneticileri tutuklamak ya da birliği kapatmak değildir. Demokratik seçimlerle yönetime gelmiş bu insanları yine aynı yolla yani sandıkla yollamaktır. Bu nedenle kendi adıma ilk oda seçimlerine katılacak ve oy kullanacağım ve bakarsınız başkan adayı bile olacağım.

 
Türkiye Barolar Birliği’ne (TBB) gelince; bu kurum ülkemizin olmazsa olmazıdır. Başkanı, Yargıtay Başsavcısı ile aynı statüdedir ve tüm avukatların devlet katındaki temsilcisidir. Yargının üçayağından biridir. Barolar ise, illerimizde hukuktan bihaber insanların koruyucusu, avukatları adliyelerde temsil eden ve yine devletle ilişkilerini belirleyen kurumlardır. Yargı bağımsızlığı bu birlik ve barolar için o kadar önemlidir ki, TBB ve baroların arasında bir astlık üstlük ilişkisi bulunmamaktadır. Birçok toplumsal olayda öne düşen, ülkenin her karışında adalet için kimsesizin kimsesi olan barolar ve TBB’nin hak ettiği saygıyı görmesi mutlak gerekliliktir.

 
Şimdi Türk ve Türkiye tanımlarından korkma değil, bu tanımların etrafında yeniden bütünleşme zamanıdır. Türk ırkından geldiğini söylemek ve Türk ırkçılığı yapmak ayrı, Türk olmak Türk gibi hissetmek ve Türk Milletinin bir parçası olmak ayrıdır.

 

 
Ne Mutlu Türküm Diyene…

 

Dr. Semih DİKKATLİ Twitter

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Değişimin adı Süheyl Batum… Haydi çocuklar aşıya
Çocuklar; Ah o güzel çocuklar
Rızanın imalatı ve ‘banane hareketi’