OLİMPİYATLAR İNSANLIĞIN AYRIMCILIKTAN UZAK UYUMLU GELİŞMESİNE KATKI SAĞLIYOR  MU? :

OLİMPİYATLAR İNSANLIĞIN AYRIMCILIKTAN UZAK UYUMLU GELİŞMESİNE KATKI SAĞLIYOR MU? :
30 Ağustos 2012 19:56

BİR LONDRA 2012 OLİMPİYATLARI GÖNÜLLÜSÜNÜN GÖZLEMLERİ.

 
‘Olimpiyalar insanlığın ayrımcılıktan uzak uyum içinde gelişmesine   katkı sağlıyor mu ?’

Mustafa MERSİNOĞLU H&H YORUM

Kızımın İngiltere’de seçmeli olarak  lise birirken yazdığı tezin adı. Kızım da bunu Olimpiyatların ana ilkelerinden biri olan ‘insanlığın ayrımcılıktan uzak uyum içinde gelişmesine katkı’ dan aldı ve üç ana başlıkta inceledi. Kadın hakları, ayrımcılık ya da ırkçılık ve uluslararası ilişkiler.
Olimpiyat gönüllüsü olmam kızımın spora ilgisinden ve onun teşviki ile oldu. Gönüllü olmak için 250 bin kişi başvurdu  ve  çeşitli elemelerle  70 bin kişi seçildi. Yüz yüze görüşmeler

McDonald’ın insan kaynakları tarafından yürütüldü. Ben çevirmen olarak  alındım. Ne yazık ki kızım yaşı yüzüden alınmadı. Türkçe karşılığı Oyun Yapıcı diyeceğimiz olimpiyat gönüllüleri bir gün genel, iki gün yapacakları konuda; benim ki çevirmenlik ve bir gün de vazifeli olduğumuz spor mekanında eğitim aldık. Okumamız için bir çok belge ve bunları koyacağımız dosyalar vs verildi. Bazıları olimpiyatlardan önce olan  yarışmalarda tecrübe edinmeleri için görevlendirildiler. 

Tüm bunları internette şifre ile girdiğiniz siteden randevülerle ve elektronik posta ile takip ediyordunuz.

Daha sonra uniformalarımız verildi, iki adet pantolon, gömlek ve çorap, bir yağmurluk,  ayakkabı, şapka, çanta(Adidas) , su şişesi (Coca Cola), üstünde her duruma karşı yazan bir şemsiye ve kol saati (Swatch). Bu uluslararası spor  karşılaşması aynı zamanda şirketlerin sponser olmak için kıran kırana rekabet ettikleri bir yarışma da. Olimpiyatlarda  sponser olan Visa dışında hiç bir kartın geçerli olmaması epey zorluk yarattı. Başbakan David Cameron’la burun buruna karşılaşınca benim dikkatimi çeken onun bile Adidas marka gömlek giyiyor olmasıydı. Güvenlikte Londra Borsanının en çok çalışanı olan G4S firmasına ihale edilmişti  ancak olimpiyatlara bir kaç hafta kala 10 bin güvenlikçi bulamadıkları belirttiler ve 18 bin asker acilen göreve çağrıldı ve depolarda terk edilmiş oto parklarda kaldılar, bir kısmı dört gün önce Afganistan’dan dönmüşlerdi. Bir asker bana şimdi Londra’da Afganistan’dan daha çok asker var dedi. İzinleri kaldırılmıştı aylarca ailelerini görmeleri gecikmişti  benim konuştuğum pekte  şikayetçi sayılamazdı. Bazı maçları izlemelerine izin veriliyor Londrada bedava dolaşıyorlardı, dönme dolaba binebiliyorlardı. Kimse askeri vesayet diye şikayetçi olmadı tam tersi askerleriyle gurur duydu ve özel şirketlere ateş püskürdü.  Gönüllülere, görevlerine göre çeşitli kodlu güvenlik kartları verildi. Ben ExCel Merkezi denilen şimdiye kadar Olimpiyatlarda kullanılan en büyük yedi futbol sahasını kapsayacak kapalı mekanda  görev aldım.  Burada yedi spor dalında (Judo, Masa Tenisi, Güreş, Boks, Eskirim, Halter ve Teakwando) beş ayrı salonda yarışılacaktı. Ben görevim nedeniyle şanslı idim hemen hemen her yere girebiliyorum ancak sporcuların yanına ancak doping testi, sağlık ve basınla ilişkileri için girebiliyordum. Her şey güvenlik ve atletlerin rahatı içindi. Bizden atletleri doğal olarak gereksiz rahatsız etmemiz istenmişti. Sosyal medyaya da oyunlar bitene kadar foto vs koymamamız hem güvenlik hem de atletlerin özel yaşamlarına saygı nedeniyle kısıtlanmıştı. Tabii bazı atletler seyircilerin arasına katılıyor ortalıkta dolaşıyorlar kendileri de foto vs çekiyorlar ve çektiriyorlardı.  
 

 
 

 
Biz çevirmenler gönüllüler Excel’de 114 kişi idik bazı günler üç bazı günler iki vardiya olarak çalıştık. Ben tüm olimpiyat boyunca 14 gün görevli oldum beş gün ara ile iki gün izinli idim. Dört Türkçe görevlisi idik, birimiz genç bir öğrenci idi, diğer üçümüz işlerinden izin alarak çalışan insanlardık.
 
 Bir çok atletimizin basınla görüşmelerini çevirdik. Üstlerinde büyük bir yük vardı  
genelde hüzünlü idi. Bu çeviri çoğunlukla Olimpiyatlar Yayın Servisi içindi. Bu servis her atletle görüşüp kısa cümlelik demeçler alamaya çalışıyordu ve anında bunları dünya basınına sunuyorlardı. İlk gün kendilerinden madalya beklenen biri bayan biri erkek haltercimizin çevirisini yaptım. İkisi de madalya şansını kaçırmışlardı ve bilhassa Sibel Şimşek çok üzgündü çünkü ilk madalye ondan bekleniyordu, kendisi de Türk basınına bunu söyledi, gerçi onlar pek bir şey sormadılar ve de canın sağ olsun gibi  destekte de olmadılar. Olimpiyat Yayın Servisinden bayan gazeteci Sibel Şimşek’in tüm kariyerini, sağlık durumuna kadar biliyordu ve ona gerçekten içten bir çok sorular sordu, başarısızlığına şaşırmıştı ve ona moral destek verdi. Keza Nezir Sağır’la da yalnız OYS’den aynı bayan konuştu başarılı halterciye  kardeşini sordu ilerde iki kardeşin beraber katılmasını temenni etti ancak, Türk basını  ortalıkta yoktu. Bana ümit veren ve yüreğime su serpen ilk turunda başarılı olan boksör Yakup Şener’le kamera karşısında yapılan görüşme oldu. Bu güler yüzlü kendinden emin sporcu, ayrıca çok güzel konuştu ve burada iş çevrelerinde söylendiği şekliyle kendini sevdirme saldırısı yaptı; seyirciyi, organizasyonu, Londra’yı ve basını övdü ve  bunda da başarılı oldu ve böyle bir konuşma beklemeyen  basın görevlisini şaşırttı, çünkü samimi idi ve ciddi bir karşılaşmadan sonra nefes nefese kamera karşısına çıkmıştı. Benim tanışma şansım olan atletlerin hepsi saygılı, kişilikli gençlerdi bunu rastladığım bir kısım görevliler için diyemiyeceğim ve bu beni çok üzdü. Büyük koridorda bir grup Türk görevlilerine rastladım hemen kendimi tanıttım zaten üniformamın üstünde Türkçe yazıyor. Bir görevlimiz elimi sıktı kendimi tanıttım zaten vazifem olarak yardımcı olabileceğimi pek tabii ki bir Türk olarakta…samimice elimi sıkan bu kişi dışında diğerleri meraktan dahi ne bana baktılar ne oralı oldular. Bir kibar genç adres sordu ona yardımcı oldum diğer, saç sakal birbirine karışmış bağırları açık olanlar selam dahi vermediler. Biraz sonra yine karşılaştım, yanımdan öylece sürü halinde geçtiler. 56 yaşındayım dünyanın her yerinde çeşitli insanlarımızla karşılaştım hiç böylesini görmedim. Neyse ki  son günlerde diğer bir grup Türk ile karşılaştım onlarla normal kaynaştık hatta   Olimpiyat altın madalyalı güreşçimiz Mahmut Demir daha önce neredeydin diye sitem etti.


 
 Onlara rastladığımda daha yeni neredeyse iki minderde aynı anda güreşen iki  güreşcimiz güreşlerini kaybetmişlerdi onu konuşuyorlardı sebeplerini irdeliyordular. Bana da ateşin içine düştün dediler. Mahmut Demir  bir Anadolu insanına has   sözünü esirgemeden bir ellerinde tespih bir elleri bir taraflarında (burada yazılması uygun değil) boş boş dolaşan spordan bi haber görevlilerle bir yere varılmıyacağını söyleyince içimden bu gördüğüm Türklerden bahsediyor dedim biraz olsun üzüntüm gitti, kendi hüsnü kuruntum değilmiş dedim. Anladığım kadarıyla ben gelmeden Mahmut Demir’in yorumu olan 1948 ruhu tartışılıyormuş olmalı ki aralarından gazeteci olduğunu sandığım biri bunun artık önemi olmadığı elit sporcu yetiştirilmesini savundu ve seyirci desteğinin olmamasının bizim olimpiyat görevlilerinin suçu olduğunu söyledi.  Seyirci konusunda bu gazeteciye hak veriyorum ve ben de öyle düşünüyorum. Biz ailece İngiltere’de bilet almak için başvurduk anca kızımla eşime dörter bilet çıktı. Bunun üzerine İstanbul’da Olimpiyat görevlilerini aradım bilet alabilirmiyiz diye neredeyse hakarete varan bir şekilde terslendim. Ve bu gazeteci de  biletlerin eşe dosta dağıtılmış olduğunu, hatta  altın madalya kazanan Servet Tazegül’ün babası da bana söylediğine göre  biletleri zor edinmiş parasını vermek istemesine rağmen. Londra’da Olimpiyatların yapıdığı yere yakın en çok oturan göçmen,  Kıbrıs ve Türkiye’den gelenlerdir. Hani şu geçen yaz sokak tehtişçilerine karşı çıkan meşhur insanlarımız. 300 bin civarında oldukları söylenir.  
 
Benim rastladığım bir baba kız, on genç. Evet bunlar  kendi insiyatifleriyle gelmiş insanlarımızdı. Bir çok ülke insanı gruplar halinde özene bezene bayraklarını almışlar, milli kıyafetlerini giymişler yüz göz boyalı futbol maçlarında ki gibi, ama lütfen futbol taraftarları alınmasın belki aralarında vardır, bu gelenler sanki kıyafet yarışmasına gelmiş gibi özenli idiler ve bir çoğu ailece, dedeler ve anneneleri ile gelmişlerdi. En büyük zevklerimden biri mümkün olduğu kadar bu insanların fotoğraflarını çekmek oldu ya da istekleri üzerine üstümdeki üniforma yüzünden beraber poz vermek oldu. Bunları da sizle paylaşacağım. Tabii ki insanların kendi insiyatifi ile bilet alması gerekir ama örgütlülük işleri kolaylaştırır, bu ticari olsa bile. Gönül isterdiki olimpiyat komitesi elindeki biletleri gitmek istiyen sporcu yakınlarına sonra gelecek vaat eden sporcularımıza  destek olup onları götürerek değerlendirse idi.. Mekke’ye götüreceklerine. 


 
Bir örnek olarak kendi sporcularını destek olmaya gelen büyük bir grup Gürcü genç gördüm bayraklarına sarılı geldiler ve destek oldular, eminim bunlar organize geldiler çünkü başka türlü bilet bulmak mümkün değil ve sporcuları da başarılı  oldu. Bir de şunu belirteyim bu ayıp sade bizim Olimpiyat görevlilerinin değil, İngiltere’de de sporcu ailelerinin bilet bulamayıp görevlilere verilen ve ayrılan yerlerin boş kalması basın tarafından büyük eleştiri konusu oldu. Sonunda bu yerler  boş gözükmesin diye askerlere, gönüllülere başka gömlek giydirilip seyir izni verildi ve bir kısmı da halka satışa sunuldu.  
Üç ayrı minderde bir birine  işaret ederek  rakiplerini tuş eden Gazanfer Bilge, Celal Atik ve Yaşar Doğu’nun 1948 Olimpiyatlarının ruhuna gelince 2012 Olimpiyadında bence son nefesini verdi. Başbakandan künde atmayı öğretme talimatı alan teknik direktörümüz Yakup Topuz 1954’te doğduğu halde dolaylı olarak bu ruhun son temsilcilerinden.  Annemin yıllarca kartograf olarak  çalışıp emekli olduğu Ankara’da Maden Tetkik ve Arama Enstitüsünde ilk antrenörlüğünü yapmış bir güreşçimiz. Kendisini M.T.A ‘da işe alan ve bu antrenörlük görevini veren  Dr Sadrettin Alpan’dan ve annemden kendisine selamı bir güreşcimizin başarısından sonra verdiğim halde çok mütavazi bir görünümü vardı, ikimiz de çok duygulandık. Niye son temsilcilerden, çünkü Dr Sadrettin Alpan ikinci dünya savaşı sırasında V1-V2 roketleri altında İngiltere’de maden mühendisliği okumuş ve 1948 yılında Olimpiyatlarını bizzat izlemiş, sporu seven ve ülkesine çok bağlı bir insan. Atatürk’ün talimatıyla bağımsız bir yapıda kurulmuş bir bilim ve araştırma kurumu olan M.T.A’ya  Genel Direktörü olunca bu bilimsel vazifesi dışında spor ve sosyal konulara da önem vermiş biri ve en başta ata sporumuz güreşe. O zamanlar bu  bazılarınca küçümsenmişti, daha sonra Turgut Özal M.T.A kanunu değiştirerek dünya’ya örnek gösterilen bu kuruluşu da arpalığa dönüştürdü. 


 
1948 Ruhu tam bağımsızlık ruhu idi. Ekonomi, bilim ve spor birbirini destekleyen bir yapıda idi,  bu küçük örnek bile bunu gösteriyor.  Yakup Topuz’u bir güreşcimiz yenildikten sonra tekrar basın bölümde (Mixed Zone- Karışık Bölge; hani Başbakan Tayyip Erdoğan’ın girmekte zorlandığı bölüm, bunu daha sonra irdeyeceğim) gördüm el ele hemen arkasından güreşen güreşcimizi seyrettik, çok sıcak ancak çok üzüntülü idi. Yakup Topuz sonunu seyretmeye dayanamadı ve ayrıldı bir daha da görüşemedik. Kendisine buradan saygı ve sevgilerimi iletirim. 1948 Ruhu sırasında Cumhurbaşkanı  yedi düvele er meydanlarının en anlamlısı olan ülke savunmasında  künde atmakla kalmamış bir de Lozan’da tüşe etmiş ve ülkemizin Atatürk’ün değişiyle kötü kaderini değiştirmiş İsmet İnönü idi ve başbakanı da Hasan Saka idi. Düşünebiliyor musunuz bu devlet adamları Yakup Topuz gibi 15 yaşından beri güreşmiş, antrönlük yapmış Gazi Üniversitesinde Beden Eğitimi görmüş, hem kendi hem de yetiştirdikleri bir çok Olimpiyat görmüş, bir çok başarılı sağlamış birine, sanki antrenörlük yaptıkları ilk defa mindere çıkacaklarmış gibi künde atmayı öğret hoca diyecekler!  
 Ben sizlere neden madalya bakımından başarısız olundu onu analiz edemiyeceğim çünkü bu konularda bilgi sahibi değilim. Ben bir gönüllü olarak gördüklerimi duyduklarımı hissettiklerimi aktarmak istiyorum, hem paylaşmanın güzelliği için, hem de ileride ülkemizde olimpiyat düzenlenirse bu gözlemler okunursa düzenleyenlere az da olsa faydalı olabilir.  
Daha önce dediğim gibi ben Dil ve Protokol Servisinde görevli idim. Bu görevi yaparken bir çok güzel arkadaşlıklar oluştu. Dünya’nın bir çok yerinden gelmiş  
 
ya da İngiltere’de büyümüş veya yaşıyan ya ailesinden ya da üniversitede yabancı dil öğrenmiş kişilerdi. En çok Çinli, Koreli ve Japon vardı. Hepsini saymakla başa çıkmaz, benim yakınen tanışma şansım olanlar arasında Norveç’te yaşayan 51 yaşında Fransız bir doktor kadın, kendi ifadesine göre ülkesi yerle bir edilince  Londra’da eşi ile kalmak zorunda kalan Matematikçi Iraklı  bir hanım. İtaya’dan, Macaristan’dan Çek Cumhuriyetinden işlerinden izip alıp gelen genç bayanlar. Azeri, Tajik, İranlı, İngiliz, Hintli, Taylandlı, Brazilyalı, Alman, İspanyol gibi daha bir çokları…  İlginç bir tarafı annesi bir ülkeden babası başka bir ülkeden olan bir çok genç insan. En anlamlı gönüllülerde Rusya’dan gelenlerdi. Bunlar tüm olimpiyata 100 kişi gelmişler, ben beşi  ile çalıştım. Rus devleti bu gönüllülerin yol parasını ve otel masraflarını karşılamış 2014 Sochi Kış Olimpiyatları için tecrübe edinsinler diye. Bizleri bir filim gösterip Sochi’ye davet ettiler. Bunların arasından bir genç doktor adayı  beni çok duygulandırdı. Herkeze küçük hediyeler dağıttılar ancak beni dışarı çağırdı ve bana bir büyük bir ayı maskot verdi ve gönüllü olarak gelemiyen kızın için ve onu Sochi’ye bekliyoruz dedi. Kızımın gönüllü olup ama gelemediğini laf arasında iki hafta önce söylemiştim. Bu düşünceli davranışını hiç unutmayacağım. Bu genç ayrıca müthiş  bir rozet kolleksiyoncusu idi. Rozetler madalyalar dışında büyük bir olimpiyat geleneği. Her takım ve bir çok basın kuruluşu rozetlerini getiriyorlar ve bunlar değiş tokuş yapılıyor ve dostluk sembolü ve konuşmaya, tanışmaya neden oluyor. Bu genç aslında Moskova’da üniversitede arkadaşları ile küçük  bir olimpiyat müzesi kurmuş onun için topluyordu.  
 

Amerikalı bir baba oğula rastladım onlar da yıllardır olimpiyat olimpiyat rozet topluyorlardı. Bizimkilerin bu olimpiyat için rozet yaptırmadığından, TRT nin genç çalışanı yakındı. Haklı idi bu tanıtım ve dostluk için önemli bir unsurdu. Aslında bu Rus genç bir gün keyifle bana geldi, bir Türk rozeti bulmuştu ama zannedersem bu bir spor fedarasyon rozeti idi. Daha sonra rastladığım iki  Türk görevliden biri güreş biri olimpiyat rozeti aldım ama bunları herhalde TRTde çalışan genç görmemişti. Daha sonra rastladığım Erzurum Üniversitesi Rektörü son gün bana bir avuç Güreş Fedarasyonu rozeti verdi buradan tekrar teşekkür ederim. Ben de bazı arkadaşlarımı sevindirdim en başta da bu Rus genç’e verdim biraz olsun borcumu ödedim.  Norveçli doktor hanıma verdiğimde çok sevindi çünkü hiç kimse ona rozet vermemişti. Bir de bir görevlimizin yakasında 2020 İstanbul Olimpiyatları rozeti gördüm var mı diye biraz da utangaç sordum ama yoktu. Aslında binlerce getirmeleri gerekirdi çok güzel ve ucuz ama kalıcı bir tanıtım olurdu. Son günlere doğru herkezi,  sporcular dahil bir rozet toplama hastalığı sardı, bir bakıma çok çocukca bir şeydi ama herkezi birbiri ile kaynaştırıyor ve dost ediyordu.  
 
Tekvando dalında yarışan üç sporcumuzun basınla görüşmelerinde çeviri yaptım. Servet Tazegül’ün altın madalya kazandığı gün; sabah 9:15 ilk karşılaşması sonrası yaptığı basınla toplantısında, kazanmıştı ama spormence rakibinin güçlü ve iyi bir tekvandocu olduğunu söyledi ve ayrıca çok samimice böyle çok erken olan yarışmalarda ilk round genellikle uyukladığını ama bu sefer Olimpiyatlar olduğu için kendine söz verdiğini uyumamaya çalıştığını söyledi ve şimdi dinlenip önündeki karşılaşmaları bekliyeceğini belirtti.  Tüm madalya alan sporcular gün boyu yarışıyorlardı. Servet saat 15:15, 17:30 ve 10:30 güçlü rakiplerle başa çıktı ve hak ettiği altın madalyayı aldı. Yine güzel bir duruş sergiliyerek, rakibi İranlı’nın elini havaya kaldırdı ve bu güzel davranışı tüm seyircilerce coşkunlukla karşılandı.  
 

Nur Tatar’da aynı zorlu bir günün sonunda gümüş madalyasını kazandı. Son karşılaşması, Tekwandonun vatanı olan ve kendinden altı yaş büyük olan Koreli, iki olimpiyat altın madalyalı Gyunggi’ya karşı idi. Başlangıcı çok çekişmeli geçen karşılaşmada Nur’un aynı anda vurduğu 3 puanlık kafa vuruşunu orta hakem saymadı itirazdan sonra sayıldı ama orta hakem sayıyı yine vermedi ve itiraz kartını da iade etmedi. Yan hakemlerin tekrar uyarısı ile sayıyı verdi ancak kartı yine de iade etmedi bu da Nur’un tecrübeli rakibine karşı giriştiği mücadelesinin hızını (momentum) kesti. Bu başarılı sporcumuz Nur Tatar’la ertesi gün  olimpiyat gümüş madalyalı Bahri Tanrıkulu’nun bir başarısını seyrettik, adı gibi takım arkadaşı kazandığı anda ki yüzündeki nuru sizlerle paylaşacağım.  
 
 
 
 

NUR TATAR TAKIM ARKADAŞINI SEYREDERKEN  
Bahri ve tüm bu sporcularımızın en içten ve çoşkulu destekçisi Servet Tazegül’ün elinde bayrağı babası idi. Bana oğlunu Türk takımına aldırmak için çok uğraştığını ancak iki yıl önce aldıklarını, daha önce Türkiye’de karşılaşmalarda Alamancı diye küçümsediklerini haksızca hakemlerce vs bu da yetmeyince bilgi sayar bozuldu diyerek yendirdiklerini, kendi tanıdık sporcularını Avrupa’ya yolladıklarını ama burada, tabii tekrar Servet yenince bir şey yapamadılarını anlattı. Ama hepimiz gibi yüreği ülkesi için çarpan bu güler yüzlü insanı kıramamışlardı, oğlu madalya aldıktan sonra da Bahri Tanrıkulu gömleği üstünde  onu  görebilirdiniz. 

BEYLER TAZEGÜL


BİR TARAFTAR

 
BAHRİ TANRIKULU

Bu gönüllü çalışmam sırasında bir çok ülkeden bir çok insan tanıdım ama Irak’lı bayan Hannan’ın ülkesinden bahsederken yüzündeki acıyı hiç unutamıyacağım. Bu matematikçi baş örtülü, her gün oruç tutan ve tek Arapça gönüllüsü olduğundan basın toplantısından basın toplantısına, doping testlerine koşturan ve gün bitiminde de evine koşup iftar hazırlıyan bu bayan bir gün bize Irak ancak belki elli yıl sonra kendine gelir ve hala doğru dürüst elektirik bile yok dedi. Saudi Arabistanlı Judocu kızın basın toplantısında da görev yaptı. Evet yıllar önce bir Hiroşima kurbanı ile tanıştımdı yüzü gözü yanık içindeydi ama yüzünde Hanna’nın taşıdığı acı yoktu. 

 
GÖNÜLLÜLER TÜRÜBÜNLERDE
Güvenlik çok sıkı idi ama binanın içinde tüm giriş çıkışları gönüllüler yapıyordu. Bir kaç kere de ben yaptım ve yangın kuralları gereğince girenler sayılıyordu ve her bölüme belli bir sayıdan fazlası alınmıyordu. Daha önce de dediğim gibi çeşitli görevlere göre kodlu kimlikler boyunlarda taşınıyordu. Bunun açıklandığı 70 sayfalık kitapçık bizlere İngilizce-Fransızca olarak verilmişti.  Eğer size verilen görev sizin genelde girmeye yetkili olmadınız bir yerse o işinizi göre  ayrı bir geçici kart veriliyordu. Türkiye’de gazetelerin yazdığına göre Başbakan Erdoğan ve mahiyeti yukarıda bahsettiğim Mixed Zona( Karışık Bölge)’ye alınmamış ama bu benim gördüğüm gazetelerde çarpıtılarak ya da bilgisizce verilmiş. Benim çalıştığım yerde değildi, ama sistem aynı idi. Güvenlik ve düzen, çok dikkatle kurulmuştu ve bunun bina içinde en önemli kısmını gönüllüler ciddiyetle yürütüyordu. En çok korunanlar da doğal olarak atletlerdi.

 
 
MİXED ZONE KARTIMLA

Bu sadece fiziki güvenlik için değil ama sakin ortamda son hazırlıklarını yapabilme, karşılaşmalar arasında rahatsız edilmeden dinlenmeleri içindi de. Gazetelerde Tayyip Erdoğan ve yanındakilerin işgüzar İngiliz güvenlikci tarafından alınmadığı, bekletildiği ancak sonra alındığı, bunun üzerine de almayan kişiye başbakanın ‘Sen ne terbiyesiz adanmışsın diye’ girerken iki kere tepkisini gösterdiğini Murat Ağca adlı gazeteci yazmış. Ayrıca bu gönüllü kişi kriz çıkarmış. Bu bana bir temel fıkrasını andırdı. Temel’e sormuşlar İngiltere’ye gittin İngilizcende yok zorluk çekmedin mi yoo demiş ben çekmedim ama onlar çekti demiş. Burada acı olan kapıda olan ve yanlış ya da çarpıtılarak anlatılan, güvenlikçi değil gönüllü ve bu ben de olabilirdim yukarıda bahsettiğim Iraklı müslüman oruçlu bayan Hanna’da olabilirdi. Bu olay çok şeyi anlatıyor anlayana. Burada Tayyip Erdoğan ve yanındakilerin, protokol ve güvenlikten anlamadıkları, kendi güvenliklerinin bile nasıl korunduğunun farkında olmamaları vs. Aynı alınmama İspanya Kral ve Kraliçesine de oldu onlar   beklediler ve İspanyol gazeteleri onlarla dalga geçti. Putin’de ben oradayken Judo izlemeye geldi, izledi, sporcusunu kutladı ve gitti. Ertesi gün çıkan bülütende  gönüllülere teşekkür ettiği yayınlandı. David Cameron’da bir kaç kez geldi, bir gelişinde çalışanlar ve gönüllüler kantininde yürüyen merdivenden çıktım ve yukarıda da bahsettiğim gibi karşı karşıya  geldim. 

 
BAŞBAKAN DAVİD CAMERON  
 

BAŞBAKAN’A KIYAĞIM

MACAR ARKADAŞLARIM
 

YORUMSUZ

Yanımdaki arkadaşlarım Macar ve Romen hanımlar kendisi ile foto çektirdiler yanında bir güvenlik görevlisi vardı o da çevresindeki bayanlarla şakalaştı. Bir tanıdığım başka gönüllüde pek sevmediğini belirten bir foto çektirdi.  
Macar hanımlarla beraber çalıştık ve bir çok spor karşılaşması izledik. Sağ olsunlar en küçük başarımızda benimle sevinip,  kaybettiğimizde de bana destek oldular. Macar sporcuları madalyaları silip süpürdüler, hem de bir çok dalda. Bu on milyonluk ülke için bazı madalya analistleri özel altın madalya verilmeli çünkü nüfüsa oranla en çok madalya Macarlarda diye yorum yaptılar. Bu tür analizler takım büyüklüğü, milli gelir de hesaba katılarak yapılıyor ve maalesef ülkemiz kaba madalya listesinin de daha altlarında görünüyor. Bu yıl gönderdiğimiz atlet sayısı böbürlenmesi de boş çıkıyor.
Herşeye rağmen bayan atletlerimizle ne kadar gurur duysak  az. 19 Mayıs Gençlik ve Spor kutlamalarını  yasaklayan ve kadınları aşağılıyan bir hükümetle yönetilen ülkemizin şartlarında müthiş bir başarı.  Olimpiyatlara gelip bu atlerle kendine sükse yapan ve sanki astronotlar uzaydan inmiş gibi daha nefes nefese iken gönüllülerin korudukları atletlere koltuk altlarından telefon uzatmalar  ve olimpiyatlar barış sembolü iken Londraya’ya gelip şavaş çığırkanlığı yapan bir  başbakan bir de olimpiyat halkalarını sanki dinlere göre yeşil zannedip niye bize   olimpiyat yok müslümanız diye mi? diye soran bir başbakanı olan ülkeye  bilhassa vermiyeceklerini hem Özdemir İnce hem de ABD sağ basınında yazan Michael Barry söylüyor ve Tayyip Erdoğan gidip  Qatar Olimpiyatlarına bilet alsın diye de dalgasını geçiyor. Evet coğrafi ve ekonomik bakımdan olimpiyata evsahipliği yapan yerler olimpiyat halkalarının kıtalara dağılışında ki adalet yok ama o bambaşka bir konu ayrıca olimpiyatlar hem ruh hem de ilkeleriyle laik bir yapılanma.  
‘Olimpiyat açılış törenleri muhteşemdi, insanlığın bir ortak bayrama ne kadar ihtiyacı olduğunu bir kere daha hepimize gösterdi.’ diyen Nihat Genç haklı olarak bir çok eleştiri de getiriyor, ‘Biz Bunlardan Değiliz’ adlı yazısında. Açılış törenin bir güzel yanını, İngiltere’de yaşamadığı için atlamış, bu gözlemi kuvvetli yazarımız. Bu törende Ulusal Sağlık Servis’inin yüceltilmesi, hem de tutucu bir iktidar hükümeti zamanında. İngilterede halkın en sevdiği bölüm yüzlerce çocuk hasta yatağı  üstünde dans eden gerçek yüzlerce doctor, hemşire ve sağlık görevlisinin gösterisiydi. ‘Londra Olimpiyatlar’ını bir de bu açıdan okuyun’ adlı Onur Erem’in Ashok Kumar’dan çevirdiği yazıda Olimpiyat vurguncuları dedikleri, mütaahitleri, Dow Chemical gibi bir çok insanın ölümüne yol açmış sponsarları, ucuz ücretle sömürülen çocukları anlatıyor.  
Bütün bu ciddi eleştirilere bir de olimpiyatların  illuminatice hazırladığını söyleyenleri katarsak bu ciddi eleştirilerle de alay etmiş oluruz ama maalesef böyle düşünenlere rastladım hem de biri Olimpiyatlar üzerine yüksek lisans tezi yazmak istiyor!  204 Ülkenin katıldığı Kuba, Suriye, Filistin vs gibi, bu yıl ki olimpiyatlar Birleşmiş Milletlere kayıtlı ülke sayısını geçti. Kızım Yasemin Craggs Mersinoğlu’nun tezi ‘Olimpiyatlar insanlığın ayrımcılıktan uzak uyumlu  gelişmesine katkı sağlıyor  mu?’ ‘nun sonucunu ve kendi gördüklerimi ve görüşlerimi vermek istiyorum.  
‘Proje şu sonuca ulaştı: Olimpiyat Oyunları çoğunlukla uyumlu gelişmesine yardım etti ancak bazı kişi ve kesimlere karşı da ayrımcı davrandı. Ancak, ana sonuç Olimpiyat Oyunları dışlananların  kendilerini göstermeleri ayrıca  pozitif ve ya negative  siyasi gösteri yapacakları bir platform sağlaması. Olimpiyatların etkisi önemli ve bir çok alanda gelişme sağladı. Örneğin Siyahi Atletlerin Yumruklu Selamları (1968 Meksika Olimpiyatları) bir çok koç ve idari işlere siyahların alımasının yolunu açtı, 1988 Seoul Olimpiyatlar Güney ve Kuzey Kore’nin arasındaki diplomatların sağlayamadığı iş birliğini geliştirdi ve oyunlar kadınların yeteneklerinin olmadığı söylencesini yıktı…Bütün bunlara rağmen Olimpiyatlar ırkçılığa karşı faal olarak bir çalışma içinde bulunmadı ve bu bakımdan insanlığın uyum içinde gelişmesine yardımcı olmadı denilebilir. Uluslararası ilişkilere genelde  yardım ettiği söylenebilir ancak şimdi aynı zamanda modern psikolojik savaşında bir parçası ve bu bile bu Oyunların ne kadar önemli ve güçlü olduğunun bir belirtisi. Olimpiyatlar kadınlar için çok önemli olmadıysa da bir çok yarar sağladı. Olimpiyatlar hiç bir zaman ve ne de şimdi her türlü ayrımcılıktan uzak oldu. En güçlü tez Olimpiyatların ‘uyumlu gelişime’ yardım etmediği. Ancak bu aslında şahısların ve ülkelerin Olimpiyatları kendi amaçlarına kullanmalarından kaynaklanıyor, Olimpiyatların gelişimin önünü tıkamasından değil’.  
‘Daha geniş açıdan bakarsak şu sonuçları çıkarırız: Olimpiyatlar ve diğer spor karşılaşmalarının önemi küçümsenmemeli. Bunlar dünyanın her köşesinden insanların ilgisini çekiyor o yüzden de çok etkili ve bu spor dışında da çok önemli’  
‘Olimpiyat Oyunlarıyla ilgili şu konularda da araştırma yapılabilir; doping , Paralimpik, Olimpiyat Komitesini ticaretleşmesi ve yolsuzluk, ve Oyunların ev sahipliği tartışmalarının daha derinliğine incelenmesi ve Uluslararası Olimpiyatlar Komitesinin diğer alanlardaki çalışmaları. Bütün bunlar şu an ki sorunlara cevap vermeye yardım eder ve Olimpiyatlar hakkında başka önerilerin oluşması , spor ve topluma katkısını sağlar.’
Beni gördüklerim ve gözlemlediklerimde bunlarla uyumlu. Bu yıl ilk defa tüm takımlar kadın sporcu ile katıldı evet bu bir bakıma  göstermelikti ama bu ülkeler ilerde spor karşılaşmalarını ülkelerine davet etmek istiyorlardı ve bu da ellerini zorluyordu. Gözümün önünde gerçekleşen, Saudi bayan Judo’cunun ilk defa katılımını biz Mustafa Kemal Atatürk’ün kadınlarımıza verdiği haklar yüzünden  küçümsesekte bu tüm olimpiyat boyunca beraber çalıştığım ve arkadaşı olduğum Irak’lı hanım için tarihi bir andı. Soğuk savaşın ayırdığı Kuzey Kore Halk Cumhuriyet’li ve Güney Kore’li masa teniscilerinin karşılaşmaları ve ikisinin de hemen hemen aynı güçte olaması ve müthiş bir oyun çıkarmaları, bu bölünen ülke için üzülürken bir yandan da barış içinde bir araya gelmeleri  insana ümit veriyordu. Bu kadar çok ülkenin ve Filistin dahil bayrağını, sporcularını, gönüllülerini, seyircileri ve yöneticilerini yerel kıyafetleri yada kendi ülke renkleri içinde bir arada görmek   hoştu. . Paralimpikler de dünyada özürlüler için büyük bir atılım.  
Tüm bunları düşününce ülkemizinde bir gün Olimpiyatlara ev sahipliği etmesini gönül istiyor. Atatürk Türkiye Cumhuriyetini 1924 Olimpiyatlarına yolladı.    Belki ülkemizde kan gövdeyi götürürken böyle düşünmemi yadırgıyacaksınız ama dünyada beden eğitimini ilk defa zorunlu ders olarak eğitime koymasını ve bunu spor salonları ve stadyumlarla  desteklekleyen Atatürk’ü  Fransızların spor gazetesi L’auto   o zamanlar  haber yaptı. 2020 İstanbul Olimpiyatları Cumhuriyetimizin neredeyse yüzücü yılına denk düşecek. Açılış gösterimizinde 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarının en büyüğü olması ve sloganının da Atamızın en büyük isteği çevresinde ‘Yurt’ta  Barış Dünya’da Barış’ olması  dileği ile.  

 
ESKİ ASKER FOTORAFLARINA NAZİRE OLİMPİYAT SAATİMLE!  
 
 
 
 
GÜRCÜ TARAFTARLA 
 
 
FRANSIZ TARAFTARLA

 
MEKSIKALI TARAFTARLA 
 
 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
23 Haziran seçimleri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin seçenekleri
‘Ne güzeldir, dağların üstünde onun ayakları, ki müjde götürür’
Dünya basınında 31 Mart 2019 Türkiye yerel seçimleri