OHAL hukuksuzluk mudur?

OHAL hukuksuzluk mudur?
5 Ağustos 2016 12:36

Tarafı olduğumuz ve mevzuatımızın bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’ne göre, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka genel bir tehlike halinde sözleşmeci taraf, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, AİHS’te öngörülen yükümlülüklere (kısmen) aykırı tedbirler alabilir. Ancak bu tedbirler, yaşama hakkına, işkence yasağına, kölelik ve zorla çalıştırma yasağına, cezaların yasallığına ve idam yasağına aykırı olamaz (AİHS madde 15).

 

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

 

 
AİHS’i Avrupa Konseyi’ne üye bazı ülkeler zaman zaman askıya alma gereği duymuşlardır. Örneğin İngiltere, Yunanistan, İrlanda,Ukrayna ve en son Fransa AİHS’i kısmen ve kısa süreli olarak askıya almışlardır. Ancak bu ülkelerde AİHS’in askıya alındığı sürelerde hiçbir zaman bizdeki gibi insan hakları ihlalleri ayyuka çıkmamıştır. AİHS hangi amaçla askıya alınmışsa, o amaçla sınırlı kalmış ve temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunulmamıştır. Örneğin, Fransa’da yaşanan son terör olaylarından sonra ilan edilen OHAL’in, vatandaşların günlük ve özel yaşamına hiçbir etkisi olmamış ve bir cadı avına dönüşmemiştir.

 

 
Ülkemizde, genellikle darbelerden sonra ve olağanüstü durumlarda ilk yapılan işlerden biri AİHS’in askıya alınması olmuştur. 1960 darbesinden 1980 darbesine kadar 9 kez, 1980 darbesinden bugüne kadar 6 kez olmak üzere toplam 15 kez AİHS’in askıya alındığını görüyoruz. Bu konuda da birinciliği kimseye kaptırmamışız…

 

 
Türkiye’nin ucuz atlattığı 15 Temmuz başarısız darbe girişimden sonra, 90 gün süreyle ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) nedeniyle, toplumda sanki bu süreçte yaşanan insan hakları ihlallerine karşı tüm yargı yollarının kapalı olduğu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM)’ne başvurulamayacağı gibi yanlış bir algı oluşturulmuştur.

 

 
Anayasa ve AİHS’e baktığımızda, temel hak ve özgürlükler (savaş hali dahil) hiçbir surette ihlal edilemez. OHAL sürecinde de özgürlüklerinin ihlal edildiğini iddia eden kişiler, iç hukuk yollarını (Anayasa Mahkemesi dahil) tükettikten sonra AİHM’e başvurabilirler. AİHM, sözleşme ile güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin askıya alınmasının ulusun varlığına yönelik tehdidi ortadan kaldırmak için zorunlu olup olmadığını, alınan önlemlerin tehdidin ciddiyetiyle orantılı olup olmadığını, bu önlemlerin ne kadar süredir uygulandığını, çeşitli güvenceler öngörülüp görülmediğini ve uluslararası hukuktan doğan diğer yükümlülüklere aykırılık olup olmadığını incelemektedir.

 

 
Mevcut OHAL yasasına dayanılarak çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK), mevcut Anayasa’ya ve AİHS’e açık aykırılıklar içermektedir. Örneğin gözaltı süresinin 30 güne kadar uzatılabileceği hükmü, avukat ile görüşme, yakınlara haber verme ve sağlık kontrolüne gitme gibi güvencelerin kaldırılması da 90’lı yıllardan hafızalara kazınan işkence, tecavüz, kayıp ve ölüm gibi riskleri taşımaktadır. Bu arada AİHM’nin 90’lı yıllardaki OHAL sırasında avukata ve doktora erişim hakkı olmadan 14 gün gözaltı süresini AİHS’e aykırı bulup Türkiye’yi mahkum ettiğini bilmemiz lazım. Bu dönemdeki uygulamalar da Türkiye’nin AİHM’den yüzlerce dosyadan mahkum olacağının işaretlerini vermektedir.

 

 
KHK’lerin yalnızca malum cemaatle organik bağı olanları değil, bütün muhalif kamu görevlilerinin kitlesel ve keyfi olarak tasfiyesi için kullanılması, daha şimdiden başta İnsan Hakları İzleme Örgütü olmak üzere, uluslararası insan hakları örgütlerinin tepkisini çekmektedir.
Yayınlanan KHK’lerin, Anayasa gereğince ilan edilen OHAL’inzaman ve konusu ile sınırlı kalması gerekirken, bu düzenlemenin OHAL süresinden sonrasını da etkileyecek olması da ayrıca eleştiri konusudur. Haklarında kesinleşmiş mahkeme kararları olmayan kamu görevlilerinin ömür boyu görevden uzaklaştırılmaları da yine Anayasa’ya AİHS’e ve AHİM içtihatlarına aykırıdır.

 

 
Türkiye’nin olağanüstü bu süreçte, darbecilerle mücadele gibi meşru birzeminde insan haklarına ve evrensel hukuka uygun davranması gerekmektedir. Kuruların yanında yaşların da etkilenmemesine azami özen gösterilmelidir. Ülkemizin yetiştirdiği büyük ceza hukukçusu rahmetli hocamız Prof. Dr. Faruk Erem’in veciz deyimiyle: “Suçsuz bir insan haksız yere suçlanacağına, bırakın yüzlerce suçlu dışarıda gezsin”. Olağanüstü durum, hukuksuzluk süreci değildir…

 

 

(*) Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği Başkanı

 

 

kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Sivas Katliamı ve insanlığa karşı suçlar
Dünya Emekçi Kadınlar Günü
Nâzım Hikmet 117 yaşında