Mustafa Kemal Atatürk’ün iç ve dış hainlere karşı kahraman Türk subaylarına keskin uyarısı

Mustafa Kemal Atatürk’ün iç ve dış hainlere karşı kahraman Türk subaylarına keskin uyarısı
8 Kasım 2016 08:55

Tarihin kaydettiği komutan ve devlet adamı olarak en büyük dahi, Türk milletinin ebedi önderi Mustafa Kemal Paşa bir grup milletvekili ile 27 Temmuz 1920 akşamı Batı cephesine gider; Afyonkarahisar Kolordu dairesinde 31 Temmuz 1920’de subaylara çok veciz, gelecekteki Türk subaylarına yapılacak ihanetlere ve hainlere ışık tutan ulusal vasiyet olarak niteleyeceğimiz bir bir hitapta bulunup, komutanları en açık şekilde uyararak uyanık olmağa çağırır.

 

 

 

 

 

İbrahim ÖZDOĞAN H&H YORUM

 

Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Paşa Türk subaylarına yaptığı bu muhteşem hitapta geleceği okurcasına odak noktası olarak subayları odak noktası yapmış ve İngilizler ile onların yardımcıları-yerli işbirlikçi hainler-üzerinden hareketle komutanlarımızın küçük düşürüleceğini, hor görüleceğini, zelil duruma sokulacağını ve bunların tümünün de önceden hazırlanan planlar çerçevesinde yapılacağını çok net bir şekilde ifade ediyor ki, zaten bu hitap metninde bunlar kayıtlı.

 

2008’den itibaren emperyalist ABD’nin talimatıyla CIA, Pentagon ve Beyaz Saray’da müştereken hazırlanan planlar çerçevesinde, devleti ele geçirmiş yerli işbirlikçi hainler eliyle-15 Temmuz’dan sonra Fetöcü olarak görev yapmış sonra suçlu olarak görevinden alınıp kodese tıkılan hain hakim ve savcılar ile polisler ve bunları göreve getiren suç ortağı iktidar mensupları-Türk ordusunun esas unsurları olan subaylar, generaller hatta kuvvet komutanları ile bir genel kurmay başkanı kodeslere tıkılmıştır ki tek nedeni aşağıda Mustafa Kemal Paşa’nın hitabında da çok net olarak okuyacağınız gibi gaye subaylarımızı küçük düşürmek, hor görmek, zelil etmektir.

 

Bu bağlamda Türk subaylarına yapılan çok çirkin ve iğrenç muamelelerin tek nedeni de budur:Subaylarımızı aşağılamak, hor görmek, zelil etmektir ki Türk milleti hiçbir zaman tam olarak bağımsızlığına kavuşmasın.Çünkü bağımsızlığımızın yegane kaynağı Türk milletinin kuvvetini temsil eden Türk ordusudur, Ordumuzun temel dayanağı da subaylarımızdır.

 

15 Temmuz naylon darbesinden sonra Atatürkçü binlerce subayımızın ordudan atılması ve kodeslere tıkılması ile bu subaylarımızın yetiştiği askeri okullar, harp okulları ve harp akademilerinin kapatılması, askeri hastanelerin ellerinden alınarak sivil otoriteye bağlanması, aslında şehir dışında bulunan askeri kışlaların şehirlerden çok uzaklara kovulması ve bir kısmının tasarlanarak kapatılması, jandarma ve bir kısım askeri komutanlıkların İçişleri Bakanlığı’na bağlanması vs.vs.vs. hep, Büyük Atatürk’ün bu hitapta eşsiz öngörüsüyle vurgu yaptığı Türk subaylarını küçük düşürme, hor görme, aşağılama, zelil etme programı çerçevesinde yapılmıştır ve yine bu büyük hitapta belirtildiği gibi önceden planlanmıştır.

 

 

Bu kapsamda Türk subay ve generallerine uygulanan küçük düşürme, hor görme, aşağılama, zelil etme, izzet-i nefsi(onuru) ile oynama uygulaması adeta bir ihanet şeklinde en son 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda Anıt Kabir’de Ulu Önder’in manevi huzurunda yapılmıştır.Çok çirkin görüntülerle generallerimiz ve subaylarımız doğal ve yazılı yasalarına aykırı olarak üstleri başları alt rütbedeki astsubaylara elle ve elektronik aletlerle arattırılmıştır ki Mustafa Kemal Paşa’nın işaret ettiği konunun tam merkezindedir; buna rağmen tek bir general ve subay dahi bu hakaretlere demokratik ve Askeri İç Hizmet yasaları çerçevesinde itiraz etmemiştir.Deneyerek giden AKP hükümeti böyle bir sessizlik karşısında daha sonra bu uygulamayı ordunun bütün alanlarına yaygınlaştırıp, dozajı da yükselterek, bu defa üst Türk subay ve generallerinin üst baş arama işini erlere yaptıracaktır.

 

Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın 31 Temmuz 1920 tarihli Türk subaylarına yaptığı bu hitap kelimesi kelimesine aşağıdadır(Gazi’nin büyük duyarlılıkla üzerinde durduğu amacı çok daha iyi anlaşılması için Osmanlıca sözcüklerin anlamları tarafımdan parantez içinde bugünkü Türkçe anlamlar verilmiştir)

 

Anadolu’da Yenigün adlı gazetede 10 Ağustos 1920’de yayınlanan Gazi Hazretler’nin bu hitabı Afyonkarahisar’da çıkan İkaz gazetesinden aktarmadır.

 

‘’Efendiler!

 

Eski silâh arkadaşlarımla böyle yakından ve samimî temasta bulunmaktan büyük zevk-i vicdanî hissediyorum. Sizinle oturup uzun hasbihal etmek isterdim. Fakat çoksunuz; müsait yer de yoktur. Bu sebeple hissiyatımı birkaç cümle ile mülâhaza(izah etmek, açıklamak) etmekle iktifa edeceğim.

 

Arkadaşlar! İngilizler ve yardımcıları milletimizin istiklâlini imhaya karar vermişlerdir. Milletler istiklâllerini hiç kimsenin lutf u atıfetine(iyilik etme lütfu, bağışlama lütfu) medyun(borçlu, verecekli) değildir. Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete hürriyet ve istiklâl vermez. Milletlerde tabiaten(doğal) ve fıtraten(yaratılış olarak) mevcut olan bu hak milletlerce kuvvetle, mücadele ile mahfuz(korunur) bulundurulur. Kuvveti olmayan binaenaleyh(dolayısıyla) mücadele edemeyen bir millet mahkûm ve esir vaziyettedir. Böyle bir milletin istiklâli gasp(elinden alınmak) olunur.

 

Dünyada hayat için, insanca yaşamak için istiklâl lâzımdır. İstiklâl sahibi olmak için haiz-i kuvvet(kuvvet sahibi) olmak ve bunun için mevcudiyetini(varlığını) ispat etmek icabeder.

 

Kuvvet ordudur. Ordunun menba-ı hayatı(yaşam kaynağı) ve saadeti, istiklâli takdir eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan iman-ı vicdanîsidir.(vicdanındaki iman)

 

İngilizler, milletimizi istiklâlden mahrum etmek için pek tabiî olarak evvelâ onu ordudan mahrum etmek çarelerine tevessül ettiler. Mütareke(ülkenin işgali) şeraitinin(koşullarının) tatbikatı(uygulaması) ile silâhlarımızı, cephanelerimizi, bilcümle(tüm) vesait-i müdafaamızı(korunma araçlarımızı) elimizden almağa çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve zabitlerimize tecavüz ve taarruza(saldırıya) başladılar. Askerlik izzetinefsini(onurunu, özsaygısını) ifnaya(yok etmeğe) gayret ettiler. Ordumuzu kamilen(büsbütün, topluca) lağvederek(ortadan kaldırarak) milleti muhafaza-i istiklâli(bağımsızlık muhafazası) için muhtaç olduğu nokta-i istinattan(dayanılan noktadan) mahrum etmeğe teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de izzetinefsine(onuruna, özsaygısına), her türlü hukuk ve mukaddesatına taarruzla milleti zillete, inkıyada(boyun eğdirmeye, teslim olmaya) alıştırmak plânını takip ettiler ve ediyorlar.

 

Herhalde ordu, düşmanlarımızın birinci hedef-i taarruzu(saldırı hedefi) oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka zabitini(subayları) mahvetmek, zelil(aşağılamak, küçük düşürmek) etmek lâzımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta mevani(engeller) ve müşkülât(zorluklar) kalmaz.

 

Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre zabitan heyetimize(subaylarımıza) teveccüh eden(yönelen) vazifenin mahiyeti(niteliği), ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar.

 

Milletimiz hür ve müstakil(bağımsız) yaşamak lüzumuna tam bir iman ile kani(ikna) olmuş ve buna azm-i katî(kesin kararlılıkla) ile karar vermiştir. Zaman zaman şurada burada şayan-ı teessür(üzüntüye uygun) seciyesizliklerin(karaktersizliklerin) meşhut(şahit olunan, tanık olunan) olması hiçbir vakit milletimizin kanaat-ı umumiyesine(genel kanaat, genel görüş), iman-ı hakikiyesine(gerçek imanına) sekte-i îrâs(sebep olunan suskunluk) etmemiştir ve edemeyecektir.

 

Binaenaleyh(dolayısıyla) kuvvetin, ordunun vücudu için lâzım olduğunu söylediğim menba(kaynak) -ki milletin iman-ı vicdanîsidir-(vicdanındaki iman) mevcuttur. Ordu ise arkadaşlar ancak zabitan(subaylar) heyeti sayesinde vücutpezir(vücut bulur, ayakta durur) olur. Malûm bir hakikat-i askeriye(askeri gerçek) hakikat-i felsefiyedir(felsefe hakikati) “ordunun ruhu zabitandadır”. O halde zabitanımız(subaylarımız) düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir ve ihya edecek ve ordu ve milletimizin istiklâlini(bağımsızlığını) muhafaza edecektir.

 

Millet, istiklâlinin mahfuziyetinden(korunmasından) ibaret olan gaye-i hayatiyesinin(yaşam gayesinin) teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden zabitandan(subaylardan) bekler, işte zabitanın âli(en yüksek, yüce) olan vazifesi budur.

 

Allah göstermesin milletin istiklâli ihlâl edilirse bunun vebali zabitana(subaylara) ait olacaktır. Zabitan izah ettiğim âli, mukaddes ve umum nokta-i nazardan uhtelerine(üzerlerine düşen iş) terettüp(lazım olan) eden vazife itibariyle, bütün mevcudiyetleriyle ve bütün dikkat ve ferasetleriyle giriştiğimiz istiklâl mücahedesinde(yüksek çalışma ve çabalama) birinci derecede faal ve fedakâr olmak mecburiyetindedirler. Hayat-ı şahsiye(kişisel yaşam) ve hususiyeleri(özellikleri) itibariyle de zabitler(subaylar) fedakâran(fedekarlar) sınıflarının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler. Çünkü düşmanlarımız herkesten evvel onları öldürürler. Onları tezlil(zelil eder, küçük düşürür) ve tahkir(hakir görmek, hor görmek) ederler. Hayatında bir an olsa bile zabitlik etmiş, zabitlik izzetinefsini(onurunu), şerefini duymuş, ölümü istihkar(hakir görmüş, küçük düşürmüş) etmiş bir insan hayatta iken düşmanın tasmim(düşmanın önceden kesin bir kararla kararlaştırdığı) ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz. Onun yaşamak için bir çaresi vardır: şerefini masun(korumak, hiç kimseye iliştirmemek) bulundurmak! Halbuki düşmanlarımızın da kastettiği o şerefi payimal(çiğneyip ayaklar altına alırlar) etmektir.

 

Binaenaleyh(dolayısıyla) zabit için “ya istiklâl, ya ölüm” vardır. Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, istiklâlimizi muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima müstakil görmekle bahtiyar olacağız!’’

 

Not: 04 Ağustos 2016 günü en son yayımlanan TÜRK ORDUSUNUN BAŞINA GEÇİRİLEN İKİNCİ ÇUVAL VE BİR ANAKDOT adlı yazımın linki aşağıdadır ki bir bütünlük olması açısından okunmasında yarar görüyorum.

 

 

 

İbrahim ÖZDOĞAN Twitter

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Yeni cumhurbaşkanı, RTE’nin yıktığı tüm Atatürkçü cumhuriyet değerlerini derhal geri getirmeli
RTE’nin siyasi sicili halkın önünde didik didik edilmelidir!
RTE ve partisi AKP’den kurtulmamız için HDP barajı aşmalıdır