Mühürsüz referandum

Mühürsüz referandum
21 Nisan 2017 17:10

Dünyada örneği olmayan, tüm yetkileri tek kişide toplayan, ucube bir rejime geçilmesine ilişkin 16 Nisan 2017 tarihli halk oylamasında Yüksek Seçim Kurulu (YSK), başlangıçta Anayasa ve yasalara uygun olarak seçim takvimini yapmıştı.

 

 

 

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

YSK, yapılacak halk oylamasının hukukun üstünlüğü ve yargının bağımsızlığı ilkelerine uygun olarak, dürüst ve güvenli bir şekilde sonuçlandırılmasını taahhüt etmişti. Bu nedenle Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki Yasa’ya uygun biçimde, halk oylamasından 2 ay önce, 14 Şubat 2017 tarihinde 135 sayılı Genelge yayınlamış ve kamuoyuna duyurmuştu. Bu genelge ile, yasanın emrettiği şekilde İlçe Seçim Kurulları yanında Sandık Kurulu mührü bulunmayan zarf ve oy pusulalarının geçerli olmayacağını kesin olarak belirtmişti. Beklenen, Anayasal bir Kurum olan YSK’nın yasaya ve kendi genelgesine sonuna kadar sahip çıkması ve uymasıydı. Aksi durum, açıkça görevi kötüye kullanma suçunu oluşturur.

 

 

 

Ancak 16 Nisan 2017 tarihinde Anayasa değişikliği için yapılan halkoylamasında, yargı eliyle yaşanan hukuka aykırılıklar, referandum sonucuna gölge düşürmüştür. Halk oylamasında taraf olan siyasi partilerin eşit olanak ve koşullarda yarışmadıkları, Anayasa değişikliğine “evet” oyu kullanılması için kampanya yapanların devletin bütün olanaklarından sonuna kadar yararlandıkları, siyasi iktidarın, halkın ve temsilcilerinin kendilerini ifade etme, propaganda, toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma özgürlüklerini, olağanüstü hal koşullarını kullanarak kısıtladığı, “hayır” oyu lehindeki görüşlerin propaganda ortamını daralttığı, üyesi olduğumuz Avrupa Konseyi’nin ve AGİT’in tarafsız gözlemcileri tarafından da teyit edilen bir gerçektir.

 

 

Bu koşullar altında yapılan halkoylaması sırasında ortaya çıkan usulsüzlüklerin YSK tarafından onaylanması da sonucu etkileyebilecek nitelikte olup, baştan beri sürdürülen dengesizliğin, oylamanın güvenilirliğini sağlamakla görevli denetim organı tarafından da devam ettirildiğini ortaya koymaktadır. YSK’nın, 135/1 sayılı Genelgesinin 43. maddesinde “tercih” mühründen başka bir mühür basılmasının geçersiz sayılacağı ilan edilmiş olmasına karşın, oylama günü Doğu ve Güneydoğu’da sandıklar açıldıktan sonra verdiği 559 sayılı kararla, “evet” mührünün basıldığı oy pusulalarının geçerli sayılmasına karar vermesi, hukuk güvenliğini sarsan bir tutarsızlık olduğu kadar, “evet” damgası basan mührün, oy pusulasının “evet” tarafına basılması gerektiği yolunda yanıltıcı etki yaratabilecek nitelikte bir aykırılıktır.

 

 

YSK Başkanı’nın, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 101. maddesinin, arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan oy pusulalarının geçersiz sayılacağına ilişkin açık hükmüne karşın, bu pusulaların geçerli sayılacağını açıklaması ise, halkoylamasını denetleyen organın, yasa kurallarını ciddiye almadığını, diğer bir deyişle, keyfilikten kaçınmadığını göstermektedir. Bu bağlamda, mühürsüz oy pusulalarının bazı sandık görevlileri tarafından sonradan mühürlenmesi de, usulsüzlüğü gidermek şöyle dursun, şaibeyi daha da ağırlaştırmıştır. Hukukumuzda, genel ve yerel seçimlerin ve halkoylamalarının bağımsız yargı denetimi güvencesinden yoksun olmasının yarattığı eksikliğin yanına, bir de yürürlükteki yasa kurallarının hiçe sayılması eklenince, halkın tercihlerinin sonuçları ne ölçüde belirlediği kuşkulu olmaktadır. 16 Nisan 2017 Anayasa değişikliği halkoylamasının sonucu, YSK’nın hukuksuz ve keyfi tutumu nedeniyle yurt içinde ve dışında şaibe iddialarını kuvvetlendirmiştir.

 

 

Halk oylamasından sonra, Demokratik Kitle Örgütleri ve duyarlı binlerce vatandaş YSK’nın Anayasa’ya, yasaya ve kendi genelgesine aykırı olarak, hiçbir itiraz olmadığı halde, Doğu ve Güneydoğu’da sandıklar açılmışken, iktidar partisinin temsilcisinin sözlü başvurusunu emir kabul ederek, yasayı çiğneyerek ve kendi kararını yürürlükten kaldırması, tam bir kanunsuzluk örneği olmuştur. Bu durum bile, tek başına halk oylaması ile arzu edilen rejimin açık bir ifadesidir.

 

 

Üyesi bulunduğumuz Avrupa Konseyi’nin saygın anayasa hukuku uzmanlarından oluşan Venedik Komisyonu, 19.3.2007 tarihli Halkoylamalarında Gözetilmesi Gereken Uygulama Kuralları’nda öngörülen güvencelere 16 Nisan 2017 tarihli halkoylamasında uyulmamış olduğu rapor edilmiştir. Özellikle de, sonuçlara itirazların yargı denetimi güvencesinden yoksun bulunduğu göz önünde tutularak, yasaya aykırılıkların ve usulsüzlüklerin gerçekleştiği sandıkların bulunduğu bölgelerde sonuçları iptal etmesi ve halkın tercihlerinin sandığa tam olarak yansımasını sağlamak için seçimlerin yinelenmesi beklenirken, YSK bu beklentiyi de (kendi yasasını ve önceki kararlarını hiçe sayarak) boşa çıkarmıştır. Böylece, Türkiye’nin halkoylamasına sunulan Anayasa değişiklikleriyle zaten tartışmalı hale gelen demokrasi ve hukuk devleti olma niteliği, bütünüyle tartışılır olmuştur. İç hukukta yargısal çözüm bulunmadığı için, konu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınacaktır.

 

 

YSK, güven ve dürüstlük kuralları çerçevesinde yapılması için kendisine tevdii edilen 16 Nisan 2017 tarihli halk oylamasına bizzat şaibe katan, kendisine duyulan güveni ortadan kaldıran ve siyasi iktidarın sözünden çıkamayan, gereksiz, hukuk devletine ve yargı bağımsızlığına zarar veren bir Kurul olarak siyasi ve hukuk tarihi içindeki yerini almıştır…

 

 

(*) Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği Başkanı
kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Hak, hukuk ve adalet bildirgesi
Adalet arayışı
Direnme hakkı mı, sivil itaatsizlik mi?