Muhaliflerin düşünce özgürlüğü

Muhaliflerin düşünce özgürlüğü
30 Eylül 2016 15:53

Anayasa’nın 26.maddesi düşünce ve ifade özgürlüğünü düzenlerken, 13.maddesi temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulamayacağını, yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak yasayla sınırlanabileceğini, bu sınırlamaların da demokratik toplum düzeni ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağını düzenlemiştir. OHAL döneminde de, aslolan özgürlük, kısıtlama ise çok zorunlu ve istisnaî olmalıdır. Çünkü OHAL bile, Anayasa’nın ve hukukun dışına çıkmak yetkisini vermez. Ancak uygulamada, neredeyse kısıtlamalar kural haline gelmiştir. Sorun da buradan kaynaklanmaktadır.

 

 

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

Düşünce ve ifade özgürlüğü, anayasal değerlerin en önemlilerinden biridir. Çoğunluğun kutsal gördüğü değerlere eleştirel yaklaşımların cezalandırılmasıyla, aslında bu değerlerin temsil ettiği anayasal değerler de cezalandırılmış olmaktadır. Düşünce ve ifade özgürlüğü açısından, “kutsal” sayılan değerleri sevmek, yüceltmek, kutsamak, saygı göstermek ile eleştirmek, kayıtsız kalmak, hatta saygısızlık etmek arasında herhangi bir fark yoktur. Bu durum, aykırı düşününler veya aykırı davrananların ceza tehdidi altında bırakılmasını gerektirmemelidir.

 

Düşünce ve ifade özgürlüğünün bir işlevi de tartışmalara neden olmasıdır. Bunu sağladığı zaman, amacına hizmet etmiş olarak kabul edilebilir. Cezalandırma tehdidi altında olmadan, farklı düşüncelerin taraftarları, karşı tarafın ikna edilmesine dayanan bir rekabet içinde olmalıdırlar. Düşünceler, son derece sert, haksız, acımasız ve abartılı bir şekilde ifade edilebilir.

 

Düşünce ve ifade özgürlüğü için, kişinin manevi ve entelektüel gelişimiyle, kendi dünya görüşünü hiçbir endişeye mahal olmadan, serbestçe ifade edebilmesi gerekir. Bu düşünce ve ifade biçimi, çoğunluğa aykırı, ters ve şok edici gelse bile…

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ifade özgürlüğünü demokratik bir toplumun temel değerlerinden biri olarak görmektedir. İfade özgürlüğünün esas anlamı, şok edici veya rahatsızlık verici ifadelerin de korunmasıyla ortaya çıkmaktadır. AİHM’ne göre bu özgürlük, sadece olumlu karşılanan, kimseye saldırgan gelmeyen ya da insanların kayıtsız kalabildiği “bilgi” ve “fikirler” için değil, Devlet veya halkın herhangi bir kesimi için saldırgan görünen, sarsıcı nitelik taşıyan ya da rahatsız edici olan fikirler için de geçerlidir. “Demokratik toplum”un vazgeçilmez özellikleri olan çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir bunlar (AİHM, Handyside/İngiltere davası). Tek ölçü; düşünce ve ifade şiddet içermemeli, şiddeti teşvik etmemelidir.

 

AİHM, genel olarak eleştiri sınırlarının, eleştiri hükümete veya siyasilere yöneldiği zaman, bir bireye yöneldiği durumdan daha geniş olduğunu ifade etmiştir (Costells/İspanya davası). Yani siyasilerin veya topluma mal olmuş ünlülerin eleştiriye daha açık ve tahammülkar, hoşgörülü olmaları gerekir. Bu anlamda siyasilerin veya ünlülerin eleştirilmeleri, karikatürlerinin yapılması, ifade özgürlüğü kapsamındadır.

 

Amerikan Yüksek Mahkemesi, ifade özgürlüğünün sembolik bir biçimi olarak değerlendirdiği bayrak yakılmasıyla ilgili bir davada, özgürlük ve kucaklayıcılık ilkelerinin, böyle ağır eleştirileri de hoş görmenin, gücün işareti ve kaynağı olduğunun teyidi olarak görmektedir.

 

Almanya Federal Anayasa Mahkemesi de Alman bayrağına saygısızlık ve hakareti içeren eylemi, ifade özgürlüğü kapsamında görmüş, bayrağın aşağılandığı resmi de sanatsal özgürlük olarak değerlendirmiştir. Mahkeme, temel insan haklarını, bu arada ifade özgürlüğünü daha üstün değer olarak görmüştür.

 

Özellikle OHAL kapsamında ifade özgürlüğünü ihlal eden uygulamalar yaygınlaşmaktadır. Tutuklanan ve yargılanan onlarca gazeteci ve yazar, ellerine silah almamışlar ve şiddeti teşvik etmemişlerdir. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerin verdiği güvencelerle, sadece düşüncelerini ifade etmişlerdir. Suç unsuru olarak, evlerinde bulunan ders notlarına, bilgisayarlarına, piyasada satılan kitaplara el konulması gibi garipliklere de ancak ülkemizde tanık olunmaktadır…

 

Muhaliflerin düşüncelerine katılmayabiliriz. Muhalif düşünceler, devletin “resmi” ideolojisiyle bağdaşmayabilir. Şiddet içermediği ve şiddeti teşvik etmedikleri sürece, düşünce ve ifade özgürlüklerine saygı duymak zorundayız. Ancak uygulama maalesef böyle değil. Darbe ve sıkıyönetim dönemlerini hatırlatacak şekilde, iktidara yakın duran ve yalakalık yapanlar el üstünde tutuluyor, muhalif olanlar ise, soruşturma ve kovuşturmalardan kurtulamıyorlar.

 

George Orwell; “Özgürlük, insanlara istemedikleri şeyleri söyleyebilmektir” demiş. Noam Chomsky ise; “Eğer nefret ettiklerimizin düşünce özgürlüğüne inanmıyorsak, düşünce özgürlüğüne hiç inanmıyoruz demektir” demiştir. Mesele, temel hak ve özgürlüklere inanıp inanmamaktır…

 

(*) Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği Başkanı

kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Sivas Katliamı ve insanlığa karşı suçlar
Dünya Emekçi Kadınlar Günü
Nâzım Hikmet 117 yaşında