‘Milletin a…na koyanlar’!

‘Milletin a…na koyanlar’!
17 Şubat 2014 09:30

Yolsuzluk ve rüşvet yolu ile çalındığı tahmin edilen para 242 milyar TL civarında.

 

Cemil CAN H&H YORUM

 

Başbakanın bu paralar devletten çalınmamış anlamına gelen sözlerinin hiçbir inandırıcılığı yok. Çalınan her kuruş Türk halkının cebinden çıkmıştır veya yakında çıkacaktır. Devletin bankalarından usulsüz olarak alınan krediler battığında, fatura tüm halka çıkartılır. Geçmişte de bu hep böyle olmuştur. İhale yolsuzlukları ile ele geçirilen paralar kimindir? Onlar da halka aittir. Sonuç olarak 76 milyon Türk halkı soyulmuştur. Bu hırsızlıklardan adam başına ne düşer onu hesaplayalım: Nüfusumuz 76 milyon olduğuna göre, 243 milyon bölü 76 milyon eşittir 3.197.00- TL eder. Yani tüyü bitmemiş yetim dâhil, her birimizden 3.197 TL çalınmıştır… Hesap bu kadar basittir yani!.. Gelecek 12 ay içerisinde ödemek zorunda olduğumuz dış borcumuz 163 milyar dolar civarındadır. 2013’ün cari açığı ise 65 milyar dolar olarak açıklanmıştır. Bu miktar dışarıdan gelen 72 milyar dolarlık sermaye ile finanse edilmişmiş… Kısaca; borcumuz ödenmiş değil, her geçen gün katlanarak büyüyor!.. Borcumuzu ve çalınan paraların miktarını siz karşılaştırın istedim…

 

Hazine yağmalanınca, doğal olarak elde avuçta bir şey kalmıyor. Hükümet, mecburen dolaylı vergilere başvuracaktır. İki de bir petrol ve tekel ürünlerine ne diye zam yapıldığını sanıyorsunuz?.. Sen o “iki kişiden biri”; vergiden, harçtan, haraçtan muaf mı sanıyorsun kendini? Payına düşen 3.197 lirayı Almanlar gelip ödeyecek değil. Sen ödeyeceksin!.. O eylemli durum için yatak odalarına girmiyorlar artık, oralara para kasalarını koyacaklar. Anlayacağın, bu iletişim çağında “Milletin a..na koymak” 3.197 lirayı bir şekilde insanın cebinden almakla gerçekleşiyor! “AKP’ye oy vermedim” veya “ben bu Milletten değilim” demekle kurtulamazsın!.. Sen de herkes gibi Mehmet Cengiz’in küfründen payına düşeni alacaksın!..

 

2014 yılında parası çalınan vatandaşın, 3.8 milyonu okuma-yazma bilmiyor. Bu yüzden onlara durumu anlatmak biraz zor olabilir ama okuma-yazma bilip de okumayanlarımız var. Onlar hayli kalabalık. Okuduğunu anlamayanlar, yandaş kanallara abone olup dünyaya gözlerini kapayanlarımız cabası. Onları da eklediniz mi rakam, on milyonları buluyor. Kimilerinin “güruh” dediği bu geniş kesimin desteğini almış bir iktidarı düşürmek, öyle kolay değil!.. Geriletmek bile çok büyük başarı sayılabilir!.. Stratejiyi bu gerçeğe göre belirlemek gerekir. Böylesine hayati öneme sahip seçimlerde, eşi dostu bir yerlere getirmek, Cumhuriyete doğrudan ihanet sayılır. Bu dönem; AKP’li olanlar dışında, güçlü olan adaylara destek vermek, ulusal bir görev olarak karşımıza çıkıyor!..

 

***

 

“17 Aralık Operasyonu” sırasında yatak odasındaki kasalarda yüklü miktarda para bulunan Barış Güler, babası eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’i arayarak durumdan haberdar ediyor. Muammer, telaşla evde para olup olmadığını soruyor. Barış babasına yanıt veriyor:

 

“Kendi param, üç beş kuruş kalan param” diyor eski İçişleri Bakanına…

 

Baba yeniden soruyor: “Kaç para”. Barış: “Sen bilirsin” diyor. Baba: “Kaç lira oğlum” diye ısrar ediyor. Barış yanıt veriyor: “1 trilyon civarında param var”!..

 

Nihayet, bu karşılıklı konuşmadan çocuğun kalan parasının 1 trilyon olduğu anlaşılıyor…

 

Eski İçişleri Bakanı, doğal olarak:”Diyeceksin ki, bir danışmanlık ilişkim var. Gayri resmi danışmanlık yapıyorum. Benim alacaklı olduğum dayımın oğlu bunların yanında çalışıyor. Onun bana borcu var, senetlerimiz var” diye oğluna akıl veriyor ve babalık duygusu ile onu korumaya çalışıyor!..

 

Her Türk vatandaşını 3.197 TL borçlandırılarak, toplanan paralardan Barış’ın hissesine düşen bu kadar mı acaba? Hiç sanmam. Çünkü kendisi açıkladı; “kalan param 1trilyon” civarında demiş ya. Giden parası ne kadar olduğunu bilen yok!.. Nereye gittiğini de bilen yok şimdilik!..

 

Aslında bu diyalogda iki itiraf var: Biri; Barış’ın “Sen bilirsin” diyerek, paralardan babasının haberdar olduğunu itiraf etmesi. Diğeri; paranın kaynağı; yani paraların gayri resmi danışmanlık işinden elde edildiği. Resmi danışmanlık şirketi açsalardı, bir de devletevergi ödeyeceklerdi. Ne gerek var, enayi midir İçişleri Bakanı? Nasılsa dayı oğlunu da işe yerleştirdiler!.. Umurunda mı Barış’ın vergi gelirleri. Adam başına 3.197 liralık borcu, dolaylı vergilerle ödeyecek “kerizler”, varsın vergileri de ödesinler!.. Gördüğünüz gibi, AKP iktidarında bakanlar bile, “gayri resmi” (kayıt dışı) iş çevirdiklerini “savunma” olarak ileri sürebiliyorlar… Ne günlere geldik değil mi?

 

Adalet işliyor tabi! Barış’ın yatak odasında ele geçirilen mahkemenin el koyduğu paralar üzerindeki ihtiyati tedbir kararı da kalktı!.. Şimdi sırada; “rüşvet” ve “hırsızlığın” tek kelime ile tanımlanmasına geldi. Bence en uygun sözcük; “danışmanlık”tır. Bu iş için seçimlerden önce bir “torba yasa” çıkartmanın vakti geldi de geçiyor bile!..

 

***

 

Önlerinde yürüyen bizim salaklara güvenmeseler; Sabah ve atv’yi ele geçirmek için talimat veren Başbakanın emri de olsa, o ünlü 41 büyük müteahhit; öyle büyük para havuzunu kuramazlardı… Dolayısıyla Kalkandereli Mehmet Cengiz de “Milletin a..na”o kadar kolay koyamazdı!..

 

AKP, kurulduğu andan itibaren; cahil, mesleksiz, kimliksiz ve kişiliksiz kesimlerin sığınabildiği bir yerdi. Bu gerçeği dürüstçe kabul etmek gerekir. Sokaktaki işsizler, seçim kampanyası boyunca, döner-ekmek ve ayran ile karınlarını orada doyurabildiler. AKP, seçimlerden önce, kapı kapı dolaşıp, Allah için, din için oy dilenmeyi meslek edinenlerin de barınacağı yer olmuştur…

 

Her genel seçimden sonra, hep birlikte kömür, bulgur ve makarna yardımı alarak; gelecek “güzel” günleri beklemeye başladılar. Bu kesim, salt bu nedenle bile, seçimlerde anne ve babalarının, eşlerinin, çocuklarının ve kardeşlerinin oylarını çılgınlar gibi ipotek altına almıştır. Onlara göre, herkes oyunu “Müslüman parti” AKP’ye vermeliydi. Sıraları geldiğinde ki, geleceğine Allah’a inanır gibi inanıyorlardı, onlarda topladıkları oyları paraya çevireceklerdi! Avantadan paylarına düşeni alıp, kısa yoldan köşeyi döneceklerdi… “Avanta” dedikleri, sanki düşmandan yağmalanan mallardı!..

 

Anlayacağınız, her birinin hedefinde “Barış” olmak vardı! Aradan 12 yıl geçti, beklenen o gün hiç gelmedi, gelmeyecek elbette. Oy dilencilerinin hayalleri hepten suya düştü. Köşeyi dönenler, her zamanki, gibi kaymak tabakasının uyanık çocukları oldu! Bizim zavallılar, bulundukları yerde öylece kala kaldılar… Sıranın kendilerine asla gelmeyeceğini şimdi biliyorlar, lakin ne fayda iş işten çoktan geçmiştir!..

 

Bu yalın gerçeğe rağmen, bir tür savunmadır galiba, bu acı deneyleri yaşayanlar, hala politikacıların önünde, onlara oy dilenip, kendilerini yolsuzluk ve rüşveti savunmakla görevli hissediyorlar!..

 

***

 

Emperyalistler, Abdullah Öcalan’ın İmralı sorgusunun video kayıtları ile sarsılan Kürtlere, yeni bir lider yaratılabilir mi göreceğiz! BOP’a teslim olan ve taşeronluğu kabul eden Apo, kadrolarının ne kadar tehlikeli ve acımasız olduklarına vurgu yaptıktan sonra, bütün Kürtleri hizaya getirerek devletin hizmetine sokacağının sözünü vermişti. Bu sözünü henüz yerine getiremedi.. Tam aksine “özerklik” istiyor şimdi! Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan devleti kovdular. Açılımın geldiği nokta burasıdır işte. İşçi Partisi, bu önemli ifşaatla; Kürtlere ve Türklere önemli bir fırsat sunmuştur: Seyit Rızalar, Şeyh Saitler, Apolar ve diğer Kürt liderlerinin hepsinin, emperyalizmin maşası olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır… Bu görüntülerle aynı zamanda, Kürtler ve diğer azınlıkların Türklerle birlikte, insanca ve eşit yurttaş olarak yaşama olanağını veren Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, ufkun ötesini gören, son yüzyılın en büyük lideri olduğu ve kurtuluşun onun izinden yürümekle gerçekleşeceği gerçeği görülmüştür!..

 

O’nun ve yolunda yürüyen kahramanların mücadelesi önünde saygı ile eğilirim!..

 

Av. Cemil Can

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
‘Bağımsızlık’ mı ‘hırsızlık’ mı?!..
Devletin ‘özel’i olmaz!..
‘Cesaret ödülü’nün bedeli!..