Mehmetçikler-Mehmetler ve Damat Feritler…

Mehmetçikler-Mehmetler ve Damat Feritler…
26 Haziran 2012 14:24

AKP’yi iktidara getirmenin bedelini, yine köylü Mehmet Ağa ile oğlu Mehmetcik ödeyecek!..

Mehmetcik’in askerlik görevini paralı olarak yapma olanağı yok!.. Çürük raporu alamaz, torpili yok. Karargahta “yazıcı” olarak da kalamaz!.. Maşallah boyu 1.80’i geçmiş, vücudu çelik gibi, bacakları yay. Bordo renkli komando beresi, keratanın başına ne de yakışır!..
 
Emperyalizmin Ortadoğu’daki öncelikli hedefi; ikinci İsrail devletini kurmaktır. Çok şükür, bunu en ahmağımız bile öğrenmiştir. Bundan böyle, ABD’nin çıkarları, bu iki İsrail tarafından korunacaktır. Hem de bir birlerine göz kulak olurlar!.. İyi mi? Bundan böyle, bu amaca hizmet eden bütün eylemleri, “vatana hizmet” olarak kabul edeceğiz. Bu terimi, Türk halkına benimsetmek zor gözükebilir, ama imkânsız değildir. Görev tanımını bu şekilde yapıldıktan sonra, sıra Mehmetcik’in babası Mehmet’i ikna etmeye gelecek. Bu oyunda Mehmet’e düşen ödev çok önemlidir. Zira oğlu Mehmetcik’i, “vatan sevgisi” ve “vatana hizmet” aşkıyla büyütecek olan odur. Mehmetcik’e “şehit” olmanın kutsallığını da o öğretecek. Mehmetcik, ancak bu şeklde öteki dünyanın “Cennet” olacağına inanıp, korkusuzca mevziden çıkarak öne atılabilecektir…
 
Bu nedenle, baba Mehmet’in gözünden büyük fotoğrafı kaçırmak gerekir. Ancak o zaman işler yoluna girebilir!..


 
Mustafa Kemaller, gerçeği anlatmak için, isretse üstünü başını paralasınlar, Damat Feritler, bu senaryo ile “vatana hizmeti” kesintisiz sürdürebilirler!.. “Müttefikler”in yalanları da aynı makamdan gelip eklenince, bizim Mehmetcik vatan uğruna bin defa feda edilebilir!.. Gerekirse baba Mehmet de oğlunun bıraktığı yerden, görevi devralabilir. “Şahadet şerbetini içmek” için sıraya girmiş bir milletiz biz. Düğüne gider gibi cepheye koşan kınalı kuzularımız, öyle olduğumuzu defalarca kanıtlamışlardır!..


 
Her zamanki gibi kabarık şekilde gelecek faturayı, iki tarafın Mehmetcikleri ile Mehmetleri Alman usulü ödeyecek!.. İmkanı olsa da sorsalar, iki taraf da vatan hizmetinde olduğunu söyleyecektir. Ve de şehitlik mertebesinde elbette!.. Kafir ise, her zamanki gibi ters köşeye yatmış!..
 
Türklerin, Coniler tarafından yazılmış bu kötü kaderi, yakında değişecektir!..
 
Moralimizi bozmayalım; yurtseverlerin cephesinde toplanmanın vakti gelmiştir!..
 
BÜYÜK FOTOĞRAFTAKİ YERİMİZ:
 
Bir tarafta, Şangay İş Birliği Örgütü (ŞİÖ) var, diğer tarafta ABD’nin vurucu gücü NATO. Genişletilmiş Ortadoğu Projesi (GOP), özünde Ortadoğu’nun ve Ön Asya’nın doğal kaynaklarını ele geçirip, yağmalamayı amaçlayan bu kirli savaşta, ne yazık ki, biz NATO tarafında kalmışız!.. Tunus’tan başlayarak, Suriye’ye kadar getirilebilen “Arap Baharı”, bakalım Suriye Devlet Başkanı Esat’ı alaşağı edebilecek mi?..
 

Rusya, aylar önce “Libya’da yaptığımız hatayı Suriye’de tekrarlamayacağız” diyerek, savaş gemilerini Suriye açıklarına göndermişler. Her ne kadar, son olarak gönderilen helikopter yüklü Rus gemisi, İngilizlerin sigorta şirketince, sigortalanmayarak geri dönmeye zorlanmışsa da, bu durum, sonuca pek etkili olamayacaktır!.. Ortak çıkarları söz konusu olduğunda, baba-oğul emperyalistler, nasıl da birlikte hareket ederler!..
 
ABD, daha önceki kararından dönerek, aralarında uçak gemileri de bulunan savaş filosunu Akdeniz’e yönlendirmiş!.. Bir uçak gemisini de Basra Körfezi’ne gönderiyormuş!..
 
Rusya, Çin, İran ve Suriye; Doğu Akdeniz’de, Suriye’nin kara ve hava sahasında, Ortadoğu’da şimdiye kadar görülmemiş büyüklükte, bir tatbikat yapacaklarını ilan etmişler. Bu tür tatbikatlara askeri terminolojide; “örtülü şekilde konuşlanma” da denir. Durum böyle iken böyle işte. Tatbikat haberini ise, İran’ın resmi haber ajansı FAS, bütün dünyaya duyurmuştur!..
 
Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Beyaz Rusya ve Ermenistan’ın oluşturduğu Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) Genel Sekreteri Bordyuzka, Suriye’de Barış Gücü konuşlandırmak için, ilk aşamada 20 bin mavi bereliyi Suriye’ye göndereceğini açıklamıştır.. (1)
 
Yeri gelmişken söyleyelim; bizim keşif uçağımız, tam da bu tatbikatların yapılacağı alanda düşürülmüştür!..


 
Suriye’nin egemenliğini ihlal eden keşif uçağımızın, orada ne işi vardı?..
 
En can alıcı olan bu sorunun yanıtını, hükümetimiz hala verebilmiş değildir…
 
Verebilecğini de sanmam…
 
BİRKAÇ ADIM GERİYE DOĞRU:
 
Bu olaylardan birkaç gün önce, Amerika’nın New York Times adlı gazetesi; son birkaç hafta içinde, CIA ajanlarının Türkiye’nin güneydoğu sınırından, Suriyeli muhaliflere silah gönderdiği haberi verilmiş!.. Aydınlık, silah sevkiyatı yapılan merkezlerden birinin Reyhanlı’nın Bükülmez köyü, diğerinin Cilvegöz’e yakın Sansarin köyü olduğunu yazmış…
 
Guardian gazetesi, Türkiye’de konuşlanmış olan Hür Suriye Ordusu’na (HSO) 10 milyar dolar savaş parasının gönderildiğini duyurmuş!..
 
Suriyeli muhalifleri Türkiye’de barındırıyoruz. Suriye’ye göre, onların teröristlerini silahlandırıyoruz ve kendi ülkelerine saldırmalarına göz yumuyoruz. Bu tutumumuz yüzünden, PKK’nın Kuzey Irak’tan Türkiye’ye yapılan saldırıları için, Irak devletine söyleyecek bir tek sözümüz kalmamıştır!..

Hükümetimiz, sabah akşam ve her fırsat bulduğunda, Suriye’nin devlet başkanı Beşar Esat’ı kötülüyor. Başbakan’ımız, komşu bir ülkenin, yasal hükümetinin düşürülmesi için elinden ne geliyorsa yapıyor. Hükümetimiz, açıkça komşumuzun iç işlerine karışıyor. Hiç ilgisi olmadığı halde, “Suriye bizim iç işimizdir” bile diyebiliyor!.. Nihayet bu eş başkan, Beşar Esat’a, sonunun Kaddafi gibi olacağını dahi söyleyebiliyor!.. Sanki bizde asayiş berkemaldir, sanki bizde demokrasi ve özgürlük vardır. Komşumuzda da olsun diye israr ediyoruz!.. Traji komikliğe bakar mısınız?..
 
Bu bizimki düşmanca bir tutumdur ve bu nedenle, Suriye hava savunma sistemlerinin, Türk savaş uçaklarını“düşman” olarak tanımlaması son derece doğaldır!..
 
PKK, BÖLGEDEKİ AKTÖRLERDEN BİRİ Mİ?
 
Ağır silahlarla gelen 300 PKK militanı, Dağlıca’ya ikinci kez saldırdı. Uludere’de 40 kişiyi gören o meşhur insansız hava araçlarından tık yok! Olan 8 Mehmetcik’e ve 74 milyon Türk halkına oluyor. Geçenlerde şehitlerimizle birlikte, gözyaşları arasında hükümetimizi de toprağa verdik!.. İnşallah hortlayıp bir daha başımıza dönemezler!..
 

PKK’ya gelince, o emperyalizmin Ortadoğu’daki bir maşasıdır. Bazen katırların sırtında ateşli bir ağır silah oluyor, bazen de kamçı olarak kullanılıyor. Kamçı olarak, daha çok AKP hükümetlerini hizaya getirmek için işe yarar… Asla akıldan çıkarmamamız gereken bir tespit yapalım. TSK, PKK’ye karşı, hiçbir zaman ciddi bir askeri operasyon yapamamıştır. Doğru mu? Halkın gazını almak için başlatılan sınır ötesi operasyonlar bile, ABD tarafından engellenmiştir. ABD’nin desteği ile iktidara gelen bir hükümetin, ABD’ye rağmen, ABD’nin maşasına karşı, silahlı bir operasyon yapamamasına da fazla şaşırmamak gerekir. Genelkurmay Başkanımızın, Kandil’e yapılacak bir askeri harekâttan önce, ABD’den izin alınması gerektiğini söylemesi; bu durumun en yetkili ağızdan bir itirafıdır. Hal böyle olunca, Dağlıca’da görev yapmayan veya yapıp da bizi haberdar etmeyen HERON’lardan ötürü, ABD’ye sitem etmemiz dahi söz konusu olamayacaktır!..
 
“KÜRT SORUNU”:
 
30 yıldır sürdürülen “terör sorunu”nu, ABD’den bağımsız olarak düşünüp, “Kürt sorunu” şeklinde isimlendirmek ve buna göre, çözüm arayışlarına girmek; arka kapıdan çıkarak emperyalizmin hizmetine girmekten başka bir anlama gelmez!..
 
TÜRKİYE’NİN EN İYİ İHRAÇ ÜRÜNÜ:ASKERİ!..
 
ABD’nin dünya jandarmalığına itiraz eden ülkelerin, (Rusya, Çin, İran ve Suriye) örtülü olarak konuşlandıkları Suriye kara sularında, keşif uçuşu yapmak üzere görevlendirildiği anlaşılan iki Türk uçağından biri düşürülmüş. Birinci görüşe göre; düşürülen keşif uçağı, Suriye’nin hava savunma sistemini test etmek amacıyla gönderilmiş ve uçağımız içerisindeki Mehmetcik’le birlikle “yem” olarak karşı tarafın önüne atılmıştır!..

Diğer görüşe göre ise; ABD’nin Suriye’ye silahlı müdahale edemeyeceğini kabul edip, açıklamasından sonra, müdahale etme görevini, Türkiye’ye vermiş olduğudur. Bu görüşe göre; Türk halkı, böyle bir müdahaleyi “vatan görevi” olarak algılamayacağı ve Erdoğan hükümeti de müdahale için istediği şartları olgunlaştıramadığı için bir oldu bitti durumu yaratılmıştır. ABD tarafından Türkiye ile Suriye’yi savaşır durumuna getirebilmek için, bu kışkırtma tertip edilmiş olabilir. Örneğin; bizim uçağımız, uluslararası sulardan gelip, Suriye karasularına yakın bir şekilde geçerken, uydu marifeti ile kontrolünü ele geçirilip, sınırı ihlal eder duruma getirilmiş ve sanki Suriye’ye saldıracakmış gibi, karşı tarafın hava savunma sistemleri üzerine doğru uçurtulmuştur. Bu düşünce, teknik ve teorik olarak olasılık dahilindedir… Bu konu ile ilgili geçmişte yaşanmış bazı olayları anımsamak gerekir. O olayları dipnota yazdım, merak edenler oradan okuyabilirler. (2)
 
Erdoğan’ın, aylardır Suriye yönetimine karşı sürdürdüğü bu düşmanca tutum, geri dönüşü imkânsız şekilde, her gün yeniden tırmandırılmaktadır. TSK’ni “NATO görevi” adı altında, emperyalizmin hizmetine sokan Erdoğan hükümetine, iç kamuoyunda, ne yazık ki, ciddi bir direnç gösterilmemiştir. Uzmanlar, “üst düzey resmi bir özür” ve “tazminat” ile olayın “kaza kırım defterine” kaydedilip kapatılabileceğini tartışıyor!..


 
MUHALEFET NEREDE?
 
Bütün bu emperyalist kışkırtmalar ve sahtekarlıklar karşısında; sağduyuyu temsil ederek, dillendirmesi gereken muhalefettir.

Ne yazık ki, ana muhalefet partisinin genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, emperyalizme karşı ilk başarılı savaşı veren Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün koltuğunun hakkını verememiştir. Daha da kötüsü, bu olayda da yanlış mevzide konuşlanarak, daha önce hakkında söylenenleri doğrulamıştır. Ana muhalefetin ilk tepkisi “Bizim uçağımızın Suriye kara suları ve hava sahasında ne işi vardı, hangi görevi yapmak üzere orada bulunuyordu?” sorusunu sormakla başlamalıydı. Bunun yerine “Uçağımızın düşürülmesi, bizim kabul edebileceğimiz bir şey değil. Uçağın kasten düşürüldüğü ortadadır. Sineye çekilemez” demesi, belki Y-CHP’nin duruşuna uygun düşebilir ama CHP’liler için büyük bir talihsizlik olmuştur!.. Bundan sonra, Gençlik Kurultayı’nda söylediklerinde,(3) samimi olmadığı ortadadır ve hiç bir inandırıcı olamamıştır. CHP gençliği, Kılıçdaroğlu’nun bu son öğüdünü tutacak olsaydı, yarından tezi yok, taşla sopayla onu ve arkadaşlarını CHP’nin Genel Merkezi’nden kovalamaları gerekirdi!..
 
Av. Cemil Can
 
DİPNOTLAR:
 
(1)05.06.2012 tarihli Aydınlık gazetesi
 
(2)Uzun bir süreden beri Türk savaş uçaklarının ABD tarafından yapılan yazılımlarının, ABD ve İsrail uçaklarını “dost” olarak tanımladıkları, bu uçaklara karşı görev yapmalarının imkansız olduğu anlatılıyor. Güya bu sorunun çözümü için yazılım geliştiren ASELSAN’in Türk mühendislerinden üç tanesi 6 ay içerisinde arka arkaya öldürülmüşlerdir:
 
Mühendis Hüseyin Başbilen, 7 ağustos 2006’da Ankara Pursaklar-Ayancı Yolu’nda aracının içinde boğazı ve bilekleri kesilmiş halde bulunmuştu. (Burada anlaşılamayan ilginç bir nokta: İntihar ettiyse, hem bileğinin hem de boğazını nasıl kesmiş olduğudur.) Otomobilin arka koltuğunda Başbilen’in çantası bulunmuş, ancak içerisinde milli tank projesi ile ilgili sunumlar bulunamamıştı. Başbilen’in, ölümünden bir kaç gün önce, Türkiye’nin savaş teknolojisinde dış bağımlılığını ortadan kaldıracak çalışmalarına ilişkin bir sunum yapacağı ifade ediliyormuş…
 
Bu olaydan yaklaşık 5 ay sonra, yine intihar ettiği iddia edilen mühendis Halim Ünal, Ankara Eymir Gölü kenarında, kafasına sıkılan tek kurşun ile ölü olarak bulunmuştu. Halim Ünal yaşasaydı, ölü olarak bulunduğu tarihten bir kaç gün sonra evlenecekti… İntihar etmesini hiç kimse kabullenememiyor…
 
Bu olaydan 9 gün sonra ise, mühendis Evrim Yançeken, Ankara-Batıkent’te oturduğu binanın arkasında ölü bulunmuştu. Genç mühendis, binanın 6. katından atlamıştı, Acaba atlamaya zorlanmış mıydı veya atılmış mıydı? Hiçbir zaman öğrenilemedi. ODTÜ mezunu elektrik mühendisinin mutlu bir hayatı olduğu biliniyordu…
 
Bu tartışmanın önümüze getirdiği sorun; savaş uçaklarımızın “yazılım” sorunu bulunduğu ve bu nedenle de kontrollerinin de ABD’nin elinde olduğudur. Nitekim, F-35 savaş uçaklarının “uçuş kodları”da ABD tarafından verilmediği için iki ülke arasında kriz çıkmıştır. Uçak Tanıma Sistemleri: Savaş uçağının kime ateş açıp, kime açılmayacağına karar veren sistemlerdir. F-16’larda da durum aynıymış. Türk mühendisler bu kodları çözmek üzereyken, bir başka ifadeyle savaş uçaklarımızı millileştirmeye çalışırken birileri tarafından öldürülmüşlerdir!..
 
(3)Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ve Bursa Nutku’nu unutmayın. Mutlaka ama mutlaka bir cebinizde Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi bir başka cebinizde de Atatürk’ün Bursa Nutku bulunsun. Gençliğe hitabe ile Bursa Nutku’nu  cebinizden ayırmayın.

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
‘Bağımsızlık’ mı ‘hırsızlık’ mı?!..
Devletin ‘özel’i olmaz!..
‘Cesaret ödülü’nün bedeli!..