Masumların yaşadığı zulme yeter!

Masumların yaşadığı zulme yeter!
19 Aralık 2017 09:35

Dün 5 aylık bir bebeğin bir kadın ve onun sevgilisi tarafından dövülerek öldürüldüğünü duyduğumda yaşadığım ülkenin insanlarından ve kendimden utandım.

 

 

 

 

Dr. Semih DİKKATLİ H&H YORUM

 

Ülkemizde çocuklar şiddet görüyor, tecavüze uğruyor, küçük yaşlarda evlendirilerek tecavüz yasal kılınıyor ve bizler hiçbir şey yapamıyoruz. Artık yeter demenin zamanı geldi. Dünyadaki her şeyden çok sevdiğimiz çocuklarımızı, geleceğimiz, masumiyetimizi kötülerden koruma zamanı geldi. Ben bu nedenle bir psikiyatr olarak bu konularda çeşitli mecralarda yazdım ve konuştum. Yeniden ve yine bıkmadan usanmadan yazmaya da devam edeceğim. Yeter artık!

 
Bundan yirmi yıl öncesine kadar çocukların büyüklerinden ve öğretmenlerinden dayak yemesi yaygın ve kabul edilir bir durumdu. Çocukların fiziksel şiddet görmesi toplumsal olarak eğitiminin bir parçası olarak görülürdü neredeyse. Buna rağmen o dönemler çocuk cinsel istismarı bugünlerde olduğu kadar yaygın değildi. Çünkü çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel saldırı hukuktan önce çok yaygın toplumsal karşılık bulur ve bunu gerçekleştiren sapıklar toplumdan izole edilirdi.

 
Toplumumuzda yaşanan ahlaki ve kültürel yozlaşmaya eklenen kontrolsüz medya gücü, adalete verilen ağır hasarlar ve yaygınlaşan internet dolayısıyla ülkemizde sapkınlıklar hızla çoğaldı. Hırsızlık, cinayet, şiddet gibi suçların cezasız kalması, çocuk, kadın ve hayvanlara uygulanan cinsel ve fiziksel şiddetin neredeyse hukuk eliyle ödüllendirilmesi sonucu bu artış inanılmaz boyutlara ulaştı.

 
Hemen her gün onlarca çocuk, kadın ve hayvanın maruz kaldığı iğrençliklere göz yumanlar, alkış tutanlar ve bu eylemlere haklılık kulbu takmaya çalışanlar da süreci iyice hızlandırdı. Ülkemizde kadın, çocuk ve hayvan olmak neredeyse cezalandırılması gereken bir suça dönüştü.
Din adamı kisvesinde çevremizde dolaşan ve kendinden menkul vaazlar veren türlü çıkar odakları ve sapkınların söyledikleriyle de tüm bu şiddet bu sapık yaratıkların içsel dünyasında karşılık buldu.

 
Niyetim bir psikiyatrist olarak sizlerin moralinizi bozmak değil elbette ama tecavüze uğrayanların neler yaşadığını sizlere tekrar iletmek isterim.

 
1- Tecavüz, sadece birinin isteği dışında yaşanan cinsel bir eylem olarak ele alınırsa hataya düşülür.
2- Oluşan eylem her ne kadar fiziksel nitelikler taşısa da asıl saldırı kişinin ruhsal bütünlüğünedir. Kişinin güvenlik duygusu ciddi hasarlar alır, değersizlik, yetersizlik, aşağılanmışlık hisleri yaşamına egemen olur. Eylem sonrası gelişen, suçluluk ve pişmanlık duyguları, “keşke”lerle başlayan cümleler kişinin beynine egemen olur.
3- Mağdur tecavüzü hatırlatan mekânlar, kişiler ve eylemlerden uzak durmaya çabalar. Sosyal, mesleki, ailevi işlevselliği ciddi şekilde bozulur.
4- Yaşadığı olay, gün içinde film şeridi gibi gözünün önüne gelmeye başlar ve geceleri kâbuslar görme ve ağır uykusuzluklar tabloya eşlik eder.
5- Öfkeli ve tahammülsüz birine dönüşen mağdur için yaşamın her alanında ağır sorunlar başlar. Telefon, kapı sesi ya da ani sesler karşısında irkilme, terleme, çarpıntı, aşırı korku ve kaygıya kapılma, kendisine saklanacak yer arama gibi tavırlar ortaya çıkar.
6- Ego bütünlüğünde ciddi sorunlar başlar, kişinin özgüveni ağır hasar alır. Her insan potansiyel kaygı ve korku nedeni olarak görülür, aile ve dostlara karşı öfkeler oluşur.
7- Hele tecavüze uğrayan bir çocuksa -ki benim için her türlü cinsel söz, davranış ve eylem tecavüzdür- bu bulgular çok daha ağır seyreder. Kişide kalıcı kişilik sorunları, ağır psikiyatrik hastalıklar gözlenebilir. Tüm ömrünü diğer insanlardan çekinerek, güvensiz, acı içinde geçiren çocuklar ortaya çıkar.
Her türlü cinsel içerikli eylem tecavüz olarak kabul edilebilir. Kıyafetinden dolayı birine sözlü ve fiziksel sataşma, cinsel içerikli küfür, iş yerinde cinsel imalar içeren konuşmalar, kişinin katılımı olmadan anlatılan cinsel içerikli fıkralar vd. gibi birçok eylem aslen ruhsal tecavüzdür.

 

Psikiyatrik açıdan bir eylemin tecavüz olması için illa ki tamamlanmış bir cinsel eylem olması gerekmez. Eylemin şiddet ve niteliğinden daha çok mağdurun ruhunda yarattığı yansıma önemlidir. Bu yansıma eylemin ruhsal sonuçlarını etkiler.

 
Tecavüzlerle ilgili çalışmaların sonuçlarına göre; tecavüzlerin neredeyse yarısında saldırgan, mağdurun tanıdığı biridir. Bu saldırganların arasında; sevgili, koca, öz baba, üvey baba, kardeş ve yakın akrabalar vardır. Tecavüzlerin çoğunda erkek “hayır” yanıtını kabul etmez ya da bu yanıtı yeterli bulmaz. Bu neden böyledir peki?

 
Yanıt bireyin büyürken edindiği cinsel senaryolarda gizlidir. Ülkemizde son yıllarda kadın kimliği üzerinden artan dinci yorumlar ve fetvalarla artık ciddi bir bilişsel altyapı oluşturulmuştur:

 
“İçime kaçan cinler yüzünden böyle davrandım.”
“Kadın-çocuk belki derse evettir, hayır derse belkidir.”
“Bir kereden bir şey olmaz.”
“Annenin diz altından tahrik olunabilir.”
“Kayınvalide öpülmemelidir, şehvet duyulabilir.”
“Baba öz kızına şehvet duyabilir.”
“Altı yaşında kız çocuklarıyla evlenilebilir.”
“Kırmızı ruj kullanan kadınlar fahişedir.”
“Kırmızı araba kullanan kadınlar fahişedir.”
“Gece dışarı çıkan kadınlar, içen kadınlar fahişedir.”
“Çalışan kadınlar fahişedir.”
“Savaş sırasında zorunluluk halinde, kız kardeş ve anneyle ilişkiye girilebilir.”

 
Oluşturulan bu iğrenç ve akıl almaz bilişsel altyapı, ileride daha ağır sonuçlarla karşımıza çıkacaktır.

 
Tecavüzlerin birçoğunun nedeni pornografideki, medyadaki, kitaplardaki cinsel şiddettir.

 
Ayrıca, toplumumuzda kadına-çocuğa karşı artan şiddetin temel nedenlerinden biri de, hemen her gün medya ve sosyal medyada paylaşılan ve IŞID aracılığıyla İslam ile bağdaştırılan, yapılanları hak gibi gösteren, neredeyse bu eylemlerin Allah yolunda yapıldığını iddia eden tecavüzlerdir. Kuran’ı okuyan herkes bunun saçmalık olduğunu çok iyi bilir. Ancak okumadan bunlara inanan (inanmak isteyen) insanlar için tecavüz legal bir zemin kazanır. Bu mantık, ülkemizde de özellikle çağdaş yaşamı şiar edinmiş kadınlar ve çocuklar için tehlikeye dönüşmüştür.
İzlenen şiddet içerikli televizyon ve internet yayınlarıyla izleyicinin sonraki saldırganlığı arasında yüksek bir korelasyon vardır, üstelik bu etki zamanla çoğalır.

 
Medyada yayınlanan şiddetin HİSSİZLEŞTİRİCİ etkisi vardır:

 
“Onlar yapabiliyorsa ben de yapabilirim.”
“Ben de içimdeki şiddet ve tecavüz duygusunu önce hayvanlarla test edeyim. Nasılsa hayvanlara yapılanlar suç olarak kabul edilmiyor.”
“Yengeme sarksam, üvey kızıma tecavüz etsem ne olur ki? Dizlerde bunlar zaten hep var.”
“Demek bu iş böyle yapılıyor?”
“İşte yine birine tecavüz ediyorlar; öbür kanalda ne var acaba?”

 
Buna benzer birçok düşünceyi medya seyirciye düşündürtür, yapılan eylemi kişinin zihninde meşrulaştırmasına sebep olur.

 
Bir sonraki yazımda hayvana, çocuğa ve kadına şiddeti azaltabilmek için alınması gerekli tedbirler üzerinde duracağım. Birkaç yazılık bir seriyle bu konuya tekrar dikkat çekmemin bir insan ve psikiyatr olarak sorumluluğum olduğunu düşünüyorum. Sizin sorumluluğunuz da bu yazıları okumak ve paylaşmak olsun.

 

Saygılarımla…
Dr.Semih Dikkatli

 

Dr. Semih DİKKATLİ Twitter

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Fenerbahçe Türkiye’dir, esir alınamaz…
Ege Cansen’in içindeki pislik…
Fazıl Say ve Cumhurbaşkanı