Kuvvetler birliği

Kuvvetler birliği
2 Şubat 2015 12:20

Montesquieu’dan bu yana 300 yıldır yasama, yürütme ve yargının birbirlerinden ayrılması, her bir gücün sadece kendi işini yapması, yani “kuvvetler ayrılığı” ilkesi savunulmaktadır. Demokratik hukuk devletlerinde, bu kurumların birbirlerinden ayrılması, içselleştirilmiştir. Özellikle yargı, yasama ve yürütmeden tamamen ayrılmıştır. Yani yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile temel hak ve özgürlükler güvence altına alınmıştır.

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

 

Bizde ise özellikle son yıllarda yasama, yürütme ve yargının tek elde birleşmesi için çalışılmaktadır. İktidarın sayısal çoğunluğu ile yasama ve yürütme adına kararlar, tek belirleyicinin ağzından çıkan sözlere bakmaktadır. Şimdi buna yargı da eklenerek, Türkiye adım adım kuvvetler birliğine doğru sürüklenmektedir. HSYK’nın yeni yapısı ve yüksek mahkemelere yapılan atamalarla, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı fiilen bitirilmiştir.

 

 

Kamuoyunda “İç Güvenlik Paketi” olarak bilinen, yeni Torba Yasa tasarısı TBMM İçişleri Komisyonunda kabul edildi. Muhtemelen iktidar partisinin sayısal çoğunluğu ile TBMM Genel Kurulu’ndan da aynen geçecektir. Kuvvetler ayrılığını fiilen sonlandıran ve yargının gücünü etkisiz hale getiren bu “ucube” tasarı neler getiriyor?

 

 

– Kişinin üstü ve eşyası ile aracının aranması; mülki amirin (illerde Vali, ilçelerde Kaymakam) görevlendireceği kolluk amirinin emriyle yapılabilecek. Oysa bu işlemlerin mutlak surette Hakim kararı ile gerçekleştirilmesi gerekir. Tasarı ile keyfi aramalar ve gözaltılar genelleşecek, kural haline gelebilecektir.

 

 

– Polis, saldırıya teşebbüs edenlere karşı da silah kullanabilecektir. Oysa saldırı durumunda ve meşru müdafaa sınırları dahilinde silah kullanılması gerekir. Tasarı ile münferit olarak görülen kolluğun adam öldürmesi, yaygınlaşacaktır. 2007 yılında Polis Vazife ve Salahiyetleri Yasasında yapılan değişiklikten bu yana, 183 kişi polisin silah kullanımı sonucu yaşamını yitirmiştir. Son tasarı ile polisin orantısız ve keyfi silah kullanması sonucu ölümlerin daha da artması tehlikesi ve endişesi vardır.

 

 

– Anayasal bir hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılanlara keyfi olarak boyalı su kullanılabilecektir. Yeni bütçeye neden TOMA ve zehirli gaz için yüklüce pay ayrıldığı, şimdi daha iyi anlaşılmaktadır. Böylece tepkisiz bir toplum istenmekte, biat kültürü yerleştirilmeye çalışılmaktadır.

 

 

– Tasarı ile Anayasa ve Uluslararası Sözleşmelere aykırı olarak polise verilen ve keyfi uygulamaları yaygınlaştıracak bu yetkilerin benzerleri jandarmaya da veriliyor. Böylece polise göre daha temkinli davranması beklenen jandarma da bundan böyle keyfi, orantısız ve ölçüsüz yetkileri kullanabilecek ve hukuksuzluklara alet edilecektir.

 

 

– Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde molotof, demir bilye ve sapan da silah olarak sayılacak ve 4 yıla kadar hapis cezası verilebilecektir.

 

 

– Üniformayı andırır giysilerle toplantı ve yürüyüşlere katılanları ve yüzlerini tamamen veya kısmen kapatanları da ağır cezalar beklemektedir.

 

 

– Belli suçlarda kişiler, Yargıç kararı olmaksızın, kolluk amirlerince 24 saate kadar gözaltına alınabilecektir. Böylece iktidara muhalif olanların hiçbir güvencesi kalmamaktadır.

 

 

– Valiler, gerekli gördükleri hallerde suçun aydınlatılması ve suç faillerinin bulunması için kolluk amir ve memurlarına doğrudan emir verebilecektir. Oysa bu yetki Cumhuriyet Savcılarına aittir. Bu düzenleme de hem mevcut Anayasa’ya, hem de Uluslararası Sözleşmelere aykırıdır. Çünkü Valiler, iktidarın atadıkları devlet memurlarıdır. Tarafsız ve bağımsız olmayan bu memurların, karar ve tedbirlerine uymayanlar ise 1 yıla kadar hapisle cezalandırılabilecektir. Böylece Cumhuriyet Savcısı ve Yargıç iradesi sistemin dışına çıkarılmakta, yargının yetki ve fonksiyonları gasp edilmektedir. Adli soruşturmaya yön veren koruma tedbirleri, yargıdan alınıp yürütme organının emrine verilmektedir.

 

 

– Tasarı ile Yargıç kararı olmaksızın, polis veya jandarma yazılı emirle iletişimi tespit edebilecek ve dinleyebilecektir. Yargıcın 48 saat içinde vereceği karar, fiilen 72 saate çıkarılmaktadır. Böylece zaten var olan keyfi dinlemeler, haberleşme ve özel yaşamın gizliliğinin ihlali gibi sorunlar daha da artacaktır. Ayrıca HSYK tarafından görevlendirilecek Ankara Ağır Ceza Mahkemesi Yargıcı, tüm Türkiye için tek yetkili olacaktır. Her türlü baskı ve yönlendirmeye açık bu düzenleme, “Doğal Hakim” ilkesine de aykırıdır.

 

 

Bu tasarı ile iktidara hiçbir hukuki sınırlama ve yargı denetimi olmaksızın öldürme ve hapsetme yetkisi verilmektedir. Böylece Türkiye, yeni bir olağanüstü hâl dönemine girmiş olacaktır. Anayasa ve tarafı olduğumuz Uluslararası Sözleşmelere tamamen aykırı bu tasarı ile yargı, bütünüyle devre dışında bırakılmakta, adli yetkiler idareye teslim edilmekte, hukukun üstünlüğü ve kuvvetler ayrılığı tamamen yok edilmektedir.

 

 

Türkiye’de fiilen yaşanan kuvvetler birliğine, yasal kılıf getirilmektedir.

 

 

kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Nâzım Hikmet 117 yaşında
70. yılda insan haklarımız
Çocuklarımızın hakları