Kötünün zaferi

Kötünün zaferi
7 Ekim 2016 12:48

Bir toplumda insanların adalete, hukuka ve bunların sağlayıcısı olan yargıya güveni kalmamışsa, ortada vahim bir durum var demektir.

 

 

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

 

Yeryüzünde yaşayan insanların tamamı demokrasisi ve hukuku gelişmiş, insan hakları yerleşmiş ve içselleştirilmiş toplumlarda yaşayacak kadar şanslı değil. Bizim gibi bir türlü gelişememiş, “gelişmekte olan” toplumlarda yaşayanlar da kısır çekişmeler içinde sürekli “adalet” ararlar.
Dünyanın en güzel metinlerini uluslararası sözleşmeler şeklinde imzalamak, en güzel anayasaya ve yasalara sahip olmak da yetmiyor. Kafalar aynı kaldıktan sonra, bu metinler soğuk, cansız ve işe yaramayan kağıt parçaları olarak tozlu raflarda kalır.

 

Bundan 68 yıl önce kabul edilen Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne göre; herkes fikir ve ifade özgürlüğüne sahiptir. Yine herkesin toplanma ve örgütlenme hakkı vardır (Madde 19-20). Bu hak ve özgürlükler, daha sonra ülkemizin tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesiyle pekiştirilmiştir. Sözleşmeye göre; ifade özgürlüğü, resmi makamların müdahalesi olmaksızın kullanılabilir. Yani bu hakkı kullanmak için, önceden herhangi bir izne gerek yoktur (Madde 10-11). Anayasamıza göre de herkes düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma özgürlüğüne, hakkına sahiptir. Bu hakkı kullanmak için, resmi makamların müdahalesi olmamalıdır (Madde 26).

 

Ülkemizde emniyetiyle, savcılığıyla ve yargısıyla tüm yetkililer (istisnalar olsa da) genellikle bu hak ve özgürlüğü şöyle anlıyorlar; “Düşün, ama düşündüğünü sakın ifade etme”. Ne de olsa evde, okulda, askerde ve tüm katmanlarda susturulan bir toplumun fertleriyiz. Bu yönden bakıldığında, bugün vardığımız acıklı sonuç, hiç de şaşırtıcı değildir. Bu arada susmanın erdemini anlatan atasözlerimiz bile var: “Söz gümüş ise, sukût (susma) altındır”. Susmanın yüceltildiği, konuşmanın ise aşağılandığı başka bir toplum var mı ben bilmiyorum.

 

Nazi Almanya’sından kaçarak Türkiye’ye gelen ve yıllarca İstanbul Üniversitesi’nde dersler veren ünlü Alman yazar –düşünür Auerbach, “Kötünün Zaferi” adlı denemesinde, adalet ve güç üzerine şunları söylüyor: “Adil olanın peşinden gidilmesi doğrudur, en güçlünün peşinden gidilmesi ise kaçınılmazdır. Gücü olmayan adalet acizdir; adaleti olmayan güç ise zalim. Gücü olmayan adalete mutlaka bir karşı çıkan olur. Çünkü kötü insanlar her zaman vardır. Adaleti olmayan güç ise töhmet altında kalır. Demek ki, adalet ile gücü bir araya getirmek gerekir. Bunu yapabilmek için adil olanın güçlü, güçlü olanın ise adil olması gerekir. Adalet tartışmaya açıktır, güç ise ilk bakışta tartışılmaz biçimde anlaşılır. Bu nedenle gücü adalete veremedik, çünkü güç adalete karşı çıkıp kendisinin adil olduğunu söylemişti. Haklı olanı güçlü kılamadığımız için de güçlü olanı haklı kıldık”.

 

İnsanlık tarihi boyunca, güç ve adalet ilişkisi hep tartışıla gelmiştir. Güç ve adalet arasındaki denge sağlanamadığı zaman, sonuç hep adaletsizlik ve zulüm olmuştur. Dünün mazlumları ve mağdurlarının bugünün zalimleri olmaları şaşırtıcı değildir. Örneğin, ikinci dünya savaşında, dünyanın en büyük zulmüne uğrayan Yahudilerin, bugün ellerine gücü geçirince zavallı Filistinliler için zalim olmalarını nasıl izah edeceğiz?

 

İnsanlık için en tehlikeli durum, gücün ve adaletin tek elde toplanmasıdır. Bunun insanlığı götüreceği yer ise, otoriter veya totaliter diktatörlüklerdir. Bu nedenledir ki, Montesquieu’dan beri savunulan, bizlere fakülte 1.sınıfından itibaren öğretilen ilke, “Kuvvetler Ayrılığı” ilkesidir. Yani yasama; sadece yasa çıkarsın, yürütme; ülkeyi yasalara ve hukuka uygun olarak yönetsin, yargı ise; her ikisinden de bağımsız ve tarafsız olarak, yargılama faaliyeti yapsın. Bu üç kuvvet tek elde toplanmaya başladığında veya o tek el, her üç kuruma da etki etmeye başladığında, ülkenin gideceği yer diktatörlüktür.

Güçlü olan, her zaman haklı değildir…

(*) Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği Başkanı

kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Dünya Emekçi Kadınlar Günü
Nâzım Hikmet 117 yaşında
70. yılda insan haklarımız