Kısa bir aranın ardından merhaba

Kısa bir aranın ardından merhaba
1 Eylül 2020 15:10

Yazılarıma verdiğim kısa bir aranın ardından yeni bir mecrada, yeni bir heyecanla karşınızdayım.

 

 

Salih LEVENT UĞURLU H&H YORUM

 

 

“Nerede kalmıştık?” diye bir soru yöneltmeyeceğim. Çünkü Türkiye’de mevcut medya düzeninde nerede kalırsan kal devamını getirmek çok zor oluyor. Nerede kalırsan kal kendini bir amele pazarında, market kasasında, limon tezgâhında bulman an meselesi.

 

Benim gibi medya sektöründe hem alaylı hem mektepli birçok arkadaşımın alakasız işlerde çalıştığı bir dönemde “nerede kalmıştık” diye artistlik patinaj yapmanın bir hükmü yok açıkçası.

 

Nerede kalacağız? Hiçbir yerde kalmadık… Medya neredeyse, ülke neredeyse biz de oradayız işte…

 

Değişim iyidir

 

Ancak her şeye rağmen değişim iyidir.

 

“Tedbili mekânda refahlık vardır” diyen büyüklerin bir bildiği vardır elbette.

 

Dolayısıyla değişim insan olmanın bir gerekliliği olduğu gibi ilerlemenin de ön koşuludur bana göre…

 

ABD’li bürokrat Robert Moses “değişimden korkma ama yine de onu amaçsızca kullanma” der. Değişimden korkmadığım gibi bir amacımın olduğu da aşikâr… Nitekim her değişim de bir amaç taşımalıdır… Uzun lafın kısası halkınhabercisi.com’da güzel insanlarla, güzel bir ekiple, güzel amaçlarla yazılarıma kaldığım yerden devam edeceğim.

 

 

Tımar sistemi geri gelecek mi?

 

 

Bu esnada ülkede de değişim rüzgârları esiyor kuşkusuz.

 

Milli Eğitim Bakanı öğretmen maaşlarından yakınıyor… Ülkenin çakma kapitalistleri çalışanlarına vereceği üç kuruşun hesabını yapıyor…

 

Hz. Peygamberin “İşçiye ücretini alın teri kurumadan veriniz” sözü ise arada bir Cuma hutbelerinde değinilen konu olmaktan öteye gidemiyor…

 

Maaşlar bu kadar yük oluyorsa ülkece tımar sistemine geçmenin zamanı gelmedi mi?

 

Bütün çalışanlar olarak tahsis edilen topraklara ekip biçip vergilerimizi de tımar sahiplerine verebiliriz aslında… Herkes büyük bir yükten kurtulmuş olur.

 

Yazık değil mi? Maaş vereceğiz diye bakan ağlıyor, patron ağlıyor… Aklıma bu dâhiyane fikirden başka bir çözüm gelmiyor.

 

 

Derinciler de değişiyor galiba

 

Bizim nesil lise ve üniversite yıllarında Soner Yalçın kitapları okudu.

 

Bay Pipo, Reis…

 

Çok gizemli gelirdi derin devlet işleri, kovalamacalı yakalamacalı işler… Yaşımız gereği de ilgi duyardık sanırım…

 

Ama bizden sonraki nesil şanssız olacak…

 

Düşünsenize ekose ceketli, çakarlı araçlı, askerden kaçmak için 50 takla atan tipler derincilik oynuyor. Bizden sonrakiler Hiram Abbas değil bunları okuyacak gibi gözüküyor…

 

Elinin tersiyle vursan yarısı boşa gider. Sonrasında Ankara’daki dayılarıyla, amcalarıyla uğraşmak zorunda kalırsın orası ayrı…

 

Neyiz biz? Derin adamlarız…

 

Tövbe estağfurullah… Ne günlere kaldık.

 

Bu arada Furkan Gök’ü kastetmiyorum. O çocuk gerçekten temiz bir çocuğa benziyor. Ekmeğinin peşinde… Benim kanaatim bu yönde.

 

Kastettiğim tipleri tahmin ediyorsunuzdur. Ekmek elden su gölden, ülkenin derdini tasasını çekmeden Malkoçoğlu edasıyla maruz kaldığımız asalaklardan bahsediyorum.

 

Bir bitmediler…

 

Bir değişim şiiri

 

Yazının anlam ve önemine binaen bir Pablo Neruda şiiriyle bitirelim o halde:

 

Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar,

her gün aynı yoldan yürüyenler,

yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler,

giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler,

tanımadıklarıyla konuşmayanlar.

Ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar,

beyaz üzerinde siyahı tercih edenler,

gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreği

küt küt attıran bir demet duygu yerine

“i” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler.

Ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler,

bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar,

hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler.

Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar,

okumayanlar, müzik dinlemeyenler,

gönlünde incelik barındırmayanlar.

Ağır ağır ölür özsaygılarını ağır ağır yok edenler,

kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler,

ne kadar şanssız oldukları ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün hayatlarınca yakınanlar,

daha bir işe koyulmadan o işten el çekenler,

bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar,

bildikleri şeyler hakkındaki soruları yanıtlamayanlar.

Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden,

anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir.

Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına.

 

 

 Salih Levent UĞURLU Twitter

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Samimi tarikatlar, samimiyetsiz olaylar
Kısa bir aranın ardından merhaba