Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü fiyasko ile bitti ve yine RTE’ye sığındı

Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü fiyasko ile bitti ve yine RTE’ye sığındı
11 Temmuz 2017 09:43

CHP genel başkanı Kılıçdaroğlu’nun bizatihi adını verdiği ”adalet yürüyüşü” fiyasko ile bitmiştir, bu zorlu yürüyüşü kendisi için yapmıştır ve yürüyüşün ardından AKP genel başkanı RTE’nin elini daha güçlü hale getirmiştir.

 

 

 

İbrahim ÖZDOĞAN H&H YORUM

 

 

 

Bu makalede bunun analizini yaparak hep birlikte karar verelim.

 

 

Öncelikle bir konuyu belirtmeden geçemeyeceğim, o da bu yürüyüşe HDP’liler katılmasa bile, diktatoryal bir yönetimde edilgen(pasif) direnişlerin bir etkisi olmayacağını, etkin(aktif) direnişlerin ancak ses getireceğini ve bir sonuca doğru götüreceğini yürüyüşün başlangıcında kuramsal(teorik) olarak yazdığım makalelerimde belirtmiştim.

 

 

Yürüyüşün bitiminden sonra dün sabah başlayan tutuklamaların, daha doğrusu cadı avının bu tezimi doğruladığına bir daha tanık olduk.-keşke yanılsaydım-

 

 

Şimdi biz yine konumuza dönelim.

 

 

Anadolu’da söylenen ”inekten süt sağdığı kovayı bir tekmede yere devirdi” diye bir atasözü vardır.

 

 

Bununla neyi kastediyorum?

 

 

Kılıçdaroğlu’nun HDP’lileri yürüyüş kortejine kabul etmesi ve omuz omuza yürümelerini kastediyorum.

 

 

Yani yürüyüşle inekten sağdığı sütü heba etmesini, yere dökerek emeklerinin heder olmasını, en önemlisi de AKP’yi ve onun genel başkanı RTE’yi bir kez daha güçlendirmesini kastediyorum.

 

 

Bakın, şimdi burada bir iddiada bulunuyorum; RTE, HDP’nin bu yürüyüşe katılmasını ne kadar çok amaçlamış ve bu konuda ne çok çabalar sarf etmiştir kuşkusuz.

 

 

Bakın, yaşamın her alanında algı çok önemli olduğu gibi, siyasal başarı da çok daha önemlidir.

 

 

HDP’nin, PKK’nın siyasal kanadı olduğunu ve ikiz kardeşler gibi durduğunu bu ülkede bilmeyen yoktur.

 

 

Eğer HDP bu yürüyüşe katılmamış olsaydı hem CHP büyüyecekti, hem de Kılıçdaroğlu’nun liderliği ve bir daha uzun zaman onu CHP’nin başından indirmeye kimsenin gücü yetmeyecekti, ancak bir koşulla ki, Kılıçdarolu burada da siyasal yaşamını hatasını yaptı ve RTE’nin kemendini yine boynuna taktı.

 

 

Bunu belirtmeden önce çok önemli bir noktayı kuramsal bağlamda açıklamak istiyorum.

 

 

O da, eğer HDP bu yürüyüşe katılmasaydı, RTE, Maltepe’deki mitingin yapılmasına fırsat vermeden polisiye önlemlerle biriken kalabalığı darmadağın eder ve önemli oranda tutuklamalar yaptırırdı.

 

 

Ama buna gerek kalmadı, algı operasyonu ile yürüyüşe katılan HDP sayesinde CHP=HDP haline getirilerek CHP ve genel başkanı Kılçdaroğlu bir daha PKK sempatizanı olarak gösterdi ve oylarını önemli ölçüde eritti ki, bunu RTE ve AKP kurmayları kürsülerde ve Anadolu’da sıkça kullanacaklardır.

 

 

Şimdi gelelim diğer konuya, yani Kılıçdaroğlu’nun yürüyüş-adalet yürüyüşü özellikle demiyorum-sonunda verdiği demece.

 

 

Neydi bu demeç?

 

 

Mealen ‘’Hükümetin yapacağı 15 Temmuz darbe şehitlerini anma törenlerine katılacağı”-açıklamasıydı.

 

 

Vatan için çarpışan tüm şehitler başımızın tacı ama 15 Temmuz darbe girişiminin bir naylon darbe olduğunu, amaca ulaşmak için bir tiyatro olduğunu yaklaşık bir yıl önce detayları ile yazan bendim.

 

 

Bu bağlamda olmak üzere RTE’nin Yenikapı’da düzenlediği mitinge AKP’nin yedek lastiği Bahçeli genel başkanlığını kurtarmak-nitekim bu maksadına RTE sayesinde kavuşmuştur-için katıldığı gibi Kılıçdaroğlu’da aynı maksatla katılmış ama bugüne kadar altından kaymakta olan genel başkanlık koltuğunu henüz kurtaramamıştır.

 

 

O günkü mitingle ilgili olarak 28 Temmuz 2016’da yine bu köşede yazdığım ‘’KILIÇDAROĞLU BAHÇELİ GİBİ RTE’NİN KORUMASI ALTINA GİRDİ’’ makalemi bu linki tıklayarak okumanız, aktarmak istediğim konunun bütünlüğünü anlamanız bakımından önem arz etmektedir ki, kamuda görevli bir mezhepçi ve yardakçısının-adları bende mahfuz- şikayeti ile yaklaşık bir yıl sonra savcılık soruşturması geçirdim.

 

 

Ne olmuştu?

 

 

Naylon darbe olduğunu bile bile korkak bir kişilik ve güce tapıcı bir karakteri olan Kılıçdaroğlu Yenikapı mitingine katılmış ve genel başkanlığını garanti altına almak istemişti.

 

 

Halbuki, tiyatro şeklinde oynanan 15 Temmuz naylon darbesi ile ilan edilen OHAL’e dayanarak fabrikada mal üretir gibi çıkarılan seri kararlarla Cumhuriyetin temelleri sarsılarak, yüzbinleri bulan mağdur insanlar ya kodeslere tıkanmış, ya işlerinden atılmış, ya da mallarına mülklerine el konulmuştu ki bu durum bugüne kadar hala devam etmektedir.

 

 

Bu darbe ile devlet kademelerindeki Atatürkçü bürokratlar,gazeteciler, subay ve generaller, akademisyenler, öğretmenler, yargıç ve savcılar, doktorlar vs. tasfiye edilerek her türlü hakları ellerinden alınarak kodeslere tıkılmıştı ve aynı süreç son hızla yürürlükte.

 

 

Atatürkçü subay yetiştiren yüz yıllık, iki yüz yıllık askeri okullar ve Harp Akademileri kapatılarak Ortadoğu bataklığına sürükleyecek ilkçağ ve ortaçağ ürünü olan şeriata doğru hızla yol alınmaktadır.

 

 

Şimdi bakın, burada hemen bir saptamayı ortaya koymak zorundayız.

 

 

O da Kılıçdaroğlu’nun iki yüzlü davranışları.

 

 

Nasıl?

 

 

Kılıçdaroğlu zaman zaman 15 Temmuz darbe girişimi-bence naylon darbe-sonrası insanların mağduriyetini ve uğradıkları hak ve adalet kayıplarını dile getirmekle birlikte, geçen yıl tuz ruhu niteliğinde olan ve adına Yenikapı ruhu dedikleri RTE’nin tek adamlığını tescil ettiren Yenikapı mitingine katıldığı gibi, şimdi de Hükümetin tertip edeceği 15 Temmuz törenlerine katılacağını beyan ediyor.

 

 

Bu ne lahana, bu ne perhiz?

 

 

Sağında bulunana sağ gözünü, solunda bulunana sol gözünü kırpıyor.

 

 

Bunun adına küçük adamlık denir.

 

 

Ve adına adalet yürüyüşü yaftası yapıştırdıkları boşuna yürüyüş sonunda geldiği nokta.

 

 

Kılıçdaroğlu’nun yine RTE’ye sığınarak CHP genel başkanlığını koruma sorunsalı.

 

 

Bir taraftan RTE’nin kanatları altına girerek, diğer taraftan adalet sözcüğü gibi insanlığın en kutsal sözcüğünü kullanarak genel başkanlığını garantiye alma girişimi.

 

 

Milletvekili ve yeniden milletvekili olmak isteyen çıkarcılar da buna inanma numarası yaparak ya Kılıçdaroğlu’nun yanında yürüdüler, ya da övgülere gark ettiler.

 

 

Hiçbiri tutmaz beyler ve bunu CHP’de yutmayacak beyin sayısı çokçadır.

 

 

Çünkü CHP sol ve sosyal demokrat bir partidir ve doğası gereği aydınlanmacı beyinler yeteri kadar vardır.

 

 

Bugüne kadar tüm seçimlerde ve referandumlarda yenilgi alan, YSK’nın hukuk dışı kararları ile hırsızlık oyları nedeniyle seçim kaybeden, Kılıçdaroğlu kendini lider olarak CHP’de kimseye yutturamaz.

 

 

Diğerlerini bir tarafa bırakalım, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığını 2014’te CHP kazanmasına ve 16 Nisan 2016 referandumunu yine karşı tarafın hırsızlık oyları ile kaybetmesine rağmen gıkını çıkarmayan Kılıçdaroğlu hangi adalet ve hangi liderlikten bahsedebilir.

 

 

Kılıçdaroğlu liderliğini o günlerde gösterip demokratik yöntemlerle sokaklara çıksaydı hem sonuca ulaşır, hem de liderliğini altın harflerle tarihe yazdırırdı.

 

 

Gandhi liderliğini bu şekilde tarihe altın harflerle geçirmiştir.

 

 

Taraftarlarının uydurduğu çakma Gandhilikle lider olunmaz, olsa olsa komedyenlik olur; güldürmeyin beni.

 

 

Daha önceleri yazdığım birkaç makalede olduğu gibi, yineleyerek diyorum ki, Kılçdaroğlu Türkiye’nin güvenlik sorunudur ve derhal CHP’bin başından partililerce götürülerek yerine kanını akıtsanız ‘ben Atatürkçüyüm’’ diyen bilge, cesur, mangal yürekli biri getirilmelidir ki, bu potansiyel parti içinde mevcuttur.

 

 

Baın, üniversitelerin siyaset bilimi bölümlerinde okutulan liderlik derslerinde iki çeşit liderlikten bahsedilmektedir.

 

 

Bunlardan biri rakibini yıpratan lider, diğeri ise rakibini besleyen lider.

 

 

Kılıçdaroğlu rakibini besleyen liderdir.

 

 

RTE’nin bir dev, bir fenomen olmasının bir nedeni Devlet Bahçeli, diğeri de Kemal Kılıçdaroğlu’dur ki, en besleyicisi budur çünkü ana muhalefet partisinin genel başkanıdır.

 

 

Kılıçdaroğlu bir planlama sonucu tesadüfen genel başkan olmuştur.

 

 

Yukarıda yazdığım iki nedenden dolayı, yürümenin sonunda HDP ile omuzdaşlık yaparak CHP’yi küçültmüş, 15 Temmuz darbe girişimi-tiyatro olarak oynanan naylon darbe-yıldönümü törenlerine katılma kararı ile de AKP ve RTE’yi bir kez daha büyütmüştür.

 

 

Bu tür olaylar karşısında halkımız ‘’sıfıra sıfır, elde var sıfır’’ der ama gelinen noktaya baktığımız zaman vaziyet oldukça sıfırın da çok altında.

 

 

Ey CHP’liler partinizi düşünmüyorsanız, bari Türkiye’yi, Cumhuriyeti, modern devlet yapımızı, Atatürkçü değerleri düşünerek harekete geçip, Atatürkçülüğü iliklerine kadar sindirmiş bir yiğit bilgeyi partinin başına getirin.

 

 

Acaba kim ola ki bu bilge yiğit?

 

 

Atatürkçülüğü, Kemalizm’i bir yaşam biçimi olarak sık sık anımsatan birisi olabilir mi?

 

 

Ancak Atatürk’ün yolunda yürünülebileceğini çok yakın zamanda anımsatan ve yürüyüşü ustaca eleştiren biri olabilir mi?

 

 

Yoksa 2019 yaklaştı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin defin işlemi tamamlanacaktır.

 

 

SURİYELİ SIĞINMACILAR İÇİN HÜKÜMETİN YAPTIĞI ALGI OPERASYONLARI

 

 

Sevgili okuyucularım, anımsayacağınız gibi yaklaşık iki yıl önce İzmir’de yaşayan bir Suriyeli ailenin tahminen on yaşlarında olan bir erkek çocuğu pazarda, tezgahını karıştırdığı iddiasıyla bir seyyar satıcı tarafından dövülmüş ve kamuoyunda Suriyeli mültecilere karşı bir sevgi ve koruma duygusu doruk noktasına çıkarılmıştı.

 

 

Çünkü AKP genel başkanı RTE’de bu çocuğa bir bisiklet göndermiş ve toplumsal vicdan harekete geçirilmişti.

 

 

Bunun Suriyeli sığınmacıları halkımızın sindirmesi ya da içselleştirmesi noktasında hazırlanan bir senaryo sonucu olduğunu tahmin etmemek hiç zor değil.

 

 

Yine birkaç gün önce İzmit’te yaşayan Suriyeli bir sığınmacı bebeği ile birlikte bir cani tarafından katledilmiş ve Hükümet tarafından bu vahim olay Arap sığınmacıları koruma refleksi olarak kullanılmaya başlanmıştır.

 

 

Çünkü son aylarda 5 milyon Suriyeli sığınmacıya bilhassa Türk kadınlarına karşı taciz ve tecavüz eylemleri başta olmak üzere, çeşitli kriminal olaylara sebebiyet vermek, sırtımıza binmeleri nedeniyle ekonomik sıkıntılara sebebiyet vermeleri nedeniyle derin nefret başlamış, hatta onları linçe varıcı olaylar olmuştur.

 

 

Şeref ve namusuna düşkün insanımız bu durumları bilhassa sosyal medyada dile getirmiş, bir kısım yazarımızda köşelerinde bu Suriyeli sığınmacıların bilhassa taciz ve tecavüz alçaklığını çok etkili şekilde dile getirmişlerdir.

 

 

Suriyeli sığınmacı gençler ve erkekler gemi o kadar ağza almışlar ki, sokak aralarında, köprü altlarında sıkıştırdıkları kadınlarımıza taciz ve tecavüzde bulundukları gibi, işgal ettikleri plaj ve deniz kenarlarında da aynı lanetli fiillerine daha pervasızca devam ediyorlar, hatta deniz kıyafetli kadınlarımızın hem fotoğraflarını çekiyor, hem de videoya aldıkları gibi, bir okurumun beni arayarak belirttiği gibi kimisi de denizin içinde, çıplak kadınları dikizleyerek elleri çüklerinde masturbasyon yapıyorlar.-bu yolla spermlerin ulaştığı bir kadınlar Arap döllerinden gebe kalma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu biyolojik bir gerçektir!-

 

 

Şimdi İzmit’te bir cani tarafından işlenen alçak olayı kullanarak Rabiacılar yeni bir algı operasyonuna girişmişler.

 

 

Halbuki İzmit’teki cani tarafından işlenen olay onun ilk kanlı vukuatı değil, 2009 senesinde de yine bir özürlü kıza tecavüzde bulunmuş ama Yargıtay safhasında hapisten çıkarılmış ve yeni kanlı sapıklıklar yapmasına fırsat verilmiştir.-tecavüzcülerin affedilmeyerek uluorta dışarıda dolaşmaması gerektiğini, iğdiş cezasının mutlaka getirilmesini defalarca yazdık, çünkü tecavüzcüler bir biyolojik hastalık olarak aşırı hormonal baskı altındadırlar; Hintli filozof Osho’nun dediği gibi tecavüzcülere iğdiş cezasını insanlık bir gün uygulayacak-

 

 

Arap sevdalısı Rabiacılar ise Suriyeli sığınmacılar konusuna hassas yurttaşlarımızı bu dehşet verici olayı kullanarak suçlamaktadırlar.

 

 

İnsanların genetik olarak canilikleri olmadığı sürece kimse yazılıp çizilenle kan dökmez, genetik canilikleri varsa yazı çizi olmadan da kan döker.

 

 

Bunu anlamamak izan körlüğüdür.

 

 

Bu bilinçli yapılan yersiz bir suçlamadır Arapçı Rabiacıların amacı Anadolu’da Türk nüfus oranını azaltarak ülkeyi Araplaştırmak ve Arap emperyalizminin egemenliğine girmektir.

 

 

Bu amaçla, bugünlerde gazetelerde okuduğumuz gibi yine 7 bin Suriyeli Arap vatandaş yapılmak üzere Bakanlar Kurulu’nda imzaya açılmış.

 

 

Şimdi soruyorum, bunlar kimin vatanını kime peşkeş çekerek, Ortadoğu cürufatını ülkemize sokuyorlar?

 

 

Bayramlarda ülkesine giden Suriyeli sığınmacılar yeniden sağ salim Türkiye’ye dönüyorlar; madem ülkelerinde güvenlik sağlanmış, neden tekrar yurdumuza sokuluyor bunlar?

 

 

İşte benim de eleştirimin yanıtı bu soruda yatıyor ve bunun adına içteki Rabiacı Arapçılar tarafından, Türk insanının Arap emperyalizmince kuşattırılması diyorum.

 

 

İbrahim ÖZDOĞAN Twitter

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü fiyasko ile bitti ve yine RTE’ye sığındı
Arapların Türk kadınlarına olan cinsel zaafiyeti ve fildişi boynuzlu Rabiacılar
Arap çükü yalayan Rabiacılara ithaf olunur: Arapların Türklere yaptığı ihanet numuneleri!