Kılıçdaroğlu bir ‘Aziz Yıldırım sendromu’ yaşamadan bırakmalı

Kılıçdaroğlu bir ‘Aziz Yıldırım sendromu’ yaşamadan bırakmalı
25 Temmuz 2018 09:20

Bedri Baykam’ın bugünkü köşe yazısı;  

 

Kılıçdaroğlu bir ‘Aziz Yıldırım sendromu’ yaşamadan bırakmalı

 

 

Değerli okuyucular yemin ediyorum bu hafta kısa yazmaya çalışacağım. Geçen hafta “İnce-Kılıçdaroğlu Karşılaşmasında Gerekçeli Kararım” yazımda, her iki lider adayının artısını ve eksisini masaya yatırmış, bu doğrultuda objektif bir değerlendirmeyle bu ortamda en iyi çözümün ne olması gerektiği konusunda düşüncelerimi sizlerle paylaşmıştım. Sonuçta yarattığı tüm “seçim gecesi güvensizliklerine rağmen” şu dönemde toplumda var olan Muharrem İnce rüzgarının önünün kesilmesinin son derece riskli olduğunu ve seçmenler arasında süren CHP sorgulamasının daha da yoğunlaşabileceğini ve faturanın ağırlaşabileceğini anlatmıştım. Okumamış olanlarınıza o yazıya hızlı bir göz atmanızı öneriyorum.

 

Dolayısıyla kaldığım yerden devam diyorum. Kılıçdaroğlu’nun “koltuk sevdası” suçlaması, kamuoyunda rağbet görmedi. Çünkü artık kimse o kadar saf değil. “9 seçim kaybedenler, önce kendi koltuk sevdalarına baksınlar” yanıtı, tersine çok daha fazla prim yapıyor. Muhalefet, Kurultay için imza toplarken, ciddi bir genel merkez markajı ile çarpışmak durumunda kaldı. Yapılan bin bir telefon trafiği, vaat edilen belediye makamları, Genel Başkan’ın özel kırmızı hattaki sesinin ciddi gücü, her biri devreye sokuldu. Kim bilir ne tarihi konuşmalar o hatlara doluştu.

 

BU SAATTEN SONRA ULAŞILAN RAKAM FARKETMEZ, ÇÜNKÜ:

 

Siz bu satırları okurken, hala 635 imzaya bugün veya yarın ulaşılır mı lotosu belki oynanıyor olacak. Çoğunluğa, yarı+1’e ha ulaşıldı, ha ulaşılıyor durumu var.

 

Şimdi burada eğri oturup doğru konuşalım. İster 3 imza geçsin, ister 5 imza eksik kalsın, bu saatten sonra CHP yönetiminin bir kurultaya gitmemesi, halktan ciddi tepki toplar. Bu kadar sorgulanan, ama bu kadar korkularına yenilip “durum” ile yüzleşmeye kendisini kapayan bir yönetim, bırakın hakkındaki önyargıları temizlemeyi, tam bir kara deliğin ortasına düşer!

 

Bakın bu imzalar 635’i geçip, dağın zirvesini aşıp öteki yüzüne geçmeyi başardığı an, son 2-3 gün, bu sefer “bari bizde kazanan taraftan olmuş olalım” imzaları başlayacak. Bu imzalar ilk 635 imza kadar değerli mi? Hayır. Yine de önemli mi? Evet. Psikolojik olarak gerçek gücün ve ufuktaki egemenliğin artık muhalefete geçtiği, böylece kurultay başlamadan belli olmuş olur.

 

Teori: İmzalar gerekli limiti aşamazsa ne olur? O zaman Kılıçdaroğlu ekibi, herhangi bir güç gösterisi yapmış olmaz. Şayet bir partide, bir yerel seçim ufuktayken bu kadar açık risk alan, yarıya bu kadar yakın “deklare” muhalif delege varsa, orada genel merkez, açık imza vermekten çekinen ama aynı rüzgar yönünde düşünen çok daha fazla delege tarafından artık gözden çıkarılmış demektir!

 

KILIÇDAROĞLU KENDİ ELİYLE DEVİR TESLİM YAPMALI ÇÜNKÜ:

 

Peki gelelim örgüte, CHP seçmenlerine ve en nihayetinde halka… Zaten bu imza toplama onlar arasında yapılsa, fark çoktan uçmuştu. Şu anda toplumda “Genel Merkez ve Kılıçdaroğlu’nu tercih edenler tahterevallinin sağ tarafına, muhalefet ve İnce’yi tercih edenler sol tarafına geçsin” dense, maalesef oluşan dengesizlik sağ taraftakilerin uzaya fırlatılmasına neden olurdu! Tekrarlıyorum: Kitlelere karşı siyaset yapılmaz!

 

O zaman, bu gerçekler karşısında, Kılıçdaroğlu ve MYK’sının, medeni bir şekilde efendice ayrılıp nöbet değişikliğine gitmeleri en yerinde tavır olur. Aksine şayet “kamuoyundan bize ne, mühim olan delegelerimiz” zırhının arkasına saklanmaya çalışırlarsa, faturası Fenerbahçe’de yaşadıklarımıza döner.

 

Evet biliyorum, son seçimden önce İnce’nin verdiği sözler, etik bir sorun. Bunların unutulup, bu kampanyanın başlatılmış olması, ciddi bir güven zaafı yaratıyor İnceciler kampına yönelik… Ama o tarihi cümleyi hatırlamamızda belki yarar olabilir. “Konu vatansa, gerisi teferruattır”. Evet belki İnce’nin sözünü tutmamış olması, ucuz bir konu değil. Ama gerçekten de bunun karşılığı CHP’nin toptan iflas bayrağı çekeceği bir seçim felaketi ise, o zaman belki İnceciler, bu yıkımı durdurmak için, “halk talebiyle” bu suçu üstlenmeyi göze alabilirler.

 

Konu söz tutmaksa, aslında orada Kılıçdaroğlu ve ekibi de CHP ideolojisini sarsan birden fazla gafa imza attılar. Hepsini hatırlatmak, bir paragrafa sığmaz. Ekmeleddin intiharı ve Abdullah Gül-Abdüllatif Şener konularının bu seçimlerde ciddi şekilde konuşulabilmiş olması bile, zaten bu yönetimin terk-i diyar yapıp görevi devretmesi için yeter de artar sebepler bile. Geçen sefer değindiğim CHP kimliği ve yakın tarihimizi tanımama realiteleri de işin cabası.

 

Parti yönetimindeki bütün arkadaşlarıma sesleniyorum: Bakın ben her birinizi tanıyorum ve seviyorum. Ama artık bırakma vaktiniz geldi. Tüm iyi niyetinize rağmen, çok hata biriktirdiniz. Yiğitçe mücadeleler verdiniz. Ama halkın nabzını, dönemin gerektirdiği adrenalin seviyesini yakalayamadınız. Şimdi yıllarca büyük sıfatlar taşıdıktan sonra belki sudan çıkmış balığa dönmemek için görevinizi bırakmaya korkuyorsunuz. Ama emin olun hiçbir koltuk bu kadar sıkı tutmaya değmez. Bu koltuklarda eskiden oturmuş bizler mücadeleye aynen devam etmedik mi? Partinin sıfatlarını terk ettiğinizde demokratik mücadeleden uzaklaşmış olmuyorsunuz. Böyle bir şey yok. Bu çabalarınız karşısında aktüel bir siyasi kartvizit veya maaş elinizde olmadan da, aynen bunu yıllardır sürdüren bizler gibi, yurt çapında bu fikirler için yorulmaya devam edebilirsiniz. Bırakın bayrağı Parti yönetiminde başka bir ekip devralsın, siz onlara yardım edin. Üstelik, zaten çoğunuz halen milletvekilisiniz! Yani aslında göreve de devam edeceksiniz! O zaman bırakın mesela PM ve MYK koltuklarını da başka arkadaşlar kullansın, CHP’nin “apoletli” siyasetçi adedinde, ciddi bir artış olsun! Niye bütün sıfatları tekelinize almak istiyorsunuz? Ayrıca parti yönetimini devralmak isteyen arkadaşlar uzaydan ithal edilmedi, onlar da CHP’li dostlarımız! Bırakın bir taze nefes ve başarı açlığı yaşayan kardeşlerimiz, koydukları bir hedefe yönelsinler! Değerli dost, çalışkan ve özverili siyasetçi Kılıçdaroğlu’ndan rica ediyorum bu değişimi kolaylaştırıp halkın önünü açmasını. Ayrıca kendisinin emeklerini de bu parti zaten kullanmaya devam edecek!

 

AZİZ YILDIRIM YENİLGİSİNDEN DERS ÇIKARMAK

 

Sayın Kılıçdaroğlu ve sizler, bu gerçeğin farkına ŞİMDİ varmazsanız, başınıza ne gelir söyleyeyim: Sayın Aziz Yıldırım ve arkadaşlarının başına gelen gelir. Yani “Biz bu kongreyi zaten kazandık” diye girersiniz, garaj kapısından çıkıp kaybolmak durumunda kalırsınız. Aziz Yıldırım’ın Fenerbahçe’ye yaptığı hizmetler saymakla bitmez. O tarihe adını altın harflerle yazdırmıştır. Bunu hiç kimse değiştiremez. Ama ona karşı oy veren üyeler bile “Keşke Aziz başkan, koltuğunu kendi eli ile devrederek seçime girmeden, kendi arzusu ile ayrılsaydı” demişlerdir. İki ünlü söz vardır: “Tarih tekerrürden ibarettir-hiç ibret alınsaydı tekerrür eder miydi?”. Bence CHP yönetimi, Fenerbahçe’de Aziz Yıldırım ve yönetiminin yaşadıklarından bir ders çıkarmalıdır. Aksi takdirde, yaşayacakları ağır yenilgi sonrası, hem pişman olacaklardır hem de çok ağır bir vebalin altına girmiş olacaklardır.

 

İNCE’YE BİR SON DAKİKA İKAZI: ECEVİT BE BAYKAL, DEMOKRASİ KRİTERİ OLAMAZLAR!

 

Halka umut aşılamayı başarmış olan Muharrem İnce’ye, geçen haftakilere ek olarak, bir son dakika ikazım daha var. Galiba Habertürk’te yaptığı röportajda kendi siyasi kariyerinden bahsederken “Benim ustam Deniz Baykal” demişti. Aynı şekilde kampanyası boyunca, Ecevit de çoğunlukla bahsettiği örnek bir ana isim olarak dikkat çekti. Şimdilerde haklı olarak en önemli vurgusu parti içi demokrasi ve tam demokratik tüzük olan Muharrem İnce’nin bugün böyle cümleler sarf ederken çok dikkatli olması lazım. Çünkü Deniz Baykal ustasından hitabet sanatı, mantıklı konuşma ve vurgu gücü almış olabilir, bu konularda kendisini örnek seçmiş olabilir. Ancak konu her açıdan parti içi demokrasiye geldiğinde, Baykal bu konuda ne kendisine, ne de bir başkasına ustalık yapamaz. Maalesef kendisi de liyakatten uzak seçimleriyle, hiç alakası olmayan il ve ilçelerin milletvekili adayları ve belediye adaylarını da obsesif şekilde kendi politbürosuyla beraber seçme inadıyla, 2003 Kurultayı’nda yaptığı affedilmez ve unutulmaz tüzük darbesiyle, demokrasiden fersah fersah uzak bir insan olduğunu kanıtlamıştır. Rahmetli Ecevit’e gelince, 1980 sonrası, solun önünü yıllarca nasıl tıkadığı, nasıl her birleşme önerisini reddettiği, nasıl DSP’de genel başkanlığa aday olmaya çalışan örnek bir hanımefendiye, Aydın milletvekili Dr. Sema Pişkinsüt’e olmadık muameleleri reva gördüğü, unutulması imkansız tavırlarının yalnız birkaçıdır.

 

Gerçek parti içi demokrasiyi talep edenler açısından CHP’nin geçmişinden ne Ecevit, ne de Baykal güzel bir örnek oluşturabilirler. Lütfen kitlelere demokrasi sözü verilirken bunlar unutulmasın, sahte romantik nostaljik imajlar değil, somut gerçek ödünsüz ve temiz veriler üzerine demokrasi şekillensin. Mesela İsmet İnönü, bu isimlerden tartışılmaz derecede daha demokrat ve genç kuşaklara güvenen geniş vizyonlu tarihi bir olağanüstü figürdü.

 

SONUÇ: PAŞA PAŞA VE TIPIŞ TIPIŞ ÜZERİNE…

 

Halk, tartışılmaz eğilimleri ve arzu ettiği yönde gelişmeler yaşanmazsa, kendisinde gördüğü cezalandırma yetkisinin ışığında, gereken ağır tepkiyi sandıkta verir. Hiç kimse, CHP’nin geleceği ile oynamasın. Kurultay yapılsın ve devir teslim töreni halka bir nebze umut versin. Aksi takdirde hele bu yönetimin yapacağı örgütçe sindirilemez başkan adaylarıyla gelecek bir seçim felaketinin faturasını, kimse ödeyemez. Uzun lafın kısası, bu iş gereksiz uzatılırsa, Aziz Yıldırımvari bir sahne terk edişi, ya bu Kurultay’da yaşarız, ya da beter bir şekilde önümüzdeki yerel seçimler sonrasında… Bence tarihten ders almış olalım ve Kılıçdaroğlu bu devir törenini “paşa paşa” kendi eliyle yapsın… Çünkü bunu yapmazsa, bir daha sandığa “tıpış tıpış” (!) gidecek koyun seçmenler bulamayacak!

Bedri Baykam

Odatv.com

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar