Kılıçdaroğlu, 1972 Olağanüstü Kurultayı öncesinde delegeden oy isteyen Bülent Ecevit’i, Erdal İnönü’ye karşı oy isteyen Deniz Baykal’ı nereye koyuyor?

Kılıçdaroğlu, 1972 Olağanüstü Kurultayı öncesinde delegeden oy isteyen Bülent Ecevit’i, Erdal İnönü’ye karşı oy isteyen Deniz Baykal’ı nereye koyuyor?
4 Eylül 2018 11:50

Kılıçdaroğlu bir süre önce de Hürriyet’te İpek Yezdani’ye verdiği geniş röportajın bir yerinde mealen demişti ki, “CHP seçmeni şimdi kızgın olabilir ama seçimde gider oyunu yine CHP’ye kullanır.”

 

 

Muzaffer Ayhan Kara / Odatv

 

 

Bazen yazıda en sonda söyleyeceğini en başta söylemek daha iyi olabiliyor; siyasetin temel öznesi seçmendir. Seçmeni dikkate almadan, seçmeni yok sayarak siyaset yapmak tıpkı yumurtasız omlet yapmaya benzer! Siyasetteki temel tercihleriniz, yaklaşımlarınız, önerileriniz hedef kitlenize dönük olmalıdır. Çekirdek seçmen kitlenizin size dönük yaklaşımları, algıları, duruşu da temel bir referanstır. Delege, üye, parti örgütü… Hepsi bu çekirdek seçmen ve genel kamuoyundan sonra gelir. Eğer siz bu çekirdek seçmen kitlesine ve genel kamuoyuna karşın dayatmalarda bulunursanız, inatlaşırsanız önünüze konulan ilk sandıkta hüsran yaşarsınız.

 

 

Bu genel doğruları sıraladıktan sonra asıl ne demek istediğime gelelim… Tabii ki gündemde CHP var. CHP’yi ele alacağız, değerlendireceğiz. 24 Haziran seçimlerinden tam 66 gün sonra yapılan çarşamba günkü CHP PM toplantısını bekledim bu değerlendirmeyi yapmak için.

Tabii, bu yazı herhangi bir “gazeteci yazısı” değil. Siyaset bilimi, siyasal iletişim penceresinden bakılarak, o birikimle yapılan bir değerlendirme olacak. Yine ayrıca, CHP’yi içeriden de görebilen ve iyi bilen bir pencereden de yararlanılacak.

 

 

KÜSKÜN SEÇMEN VE CHP

 

 

Şimdi konuya girebiliriz… 23 Ağustos’ta siyasal iletişimci Gülfem Saydan Sanver’in Sözcü’ye verdiği röportaj çok ses getirdi ve gündem oluşturdu. Çünkü seçmenin içinde bulunduğu halet-i ruhiyeyi iyi yansıtan açıklamalar içeriyordu.

 

İşte Nil Soysal’ın o röportajından bir soru: “Muhalefet partilerinin seçmenleri arasında yeni bir seçmen grubu oluştu: Küskün seçmen. Bu durum önümüzdeki yerel seçimlerde sandığa katılım oranını etkiler mi?”

 

Sanver’in soruya yanıtı ise şöyle ve tam da yazımızda ele aldığımız konuyla doğrudan ilgili: “Küskün seçmen, muhalefet açısından çok tehlikeli! Çünkü bugüne kadar özellikle CHP seçmeni, hakikaten partisine çok sahip çıkan bir seçmen davranışı sergiledi. Ben ilk kez 24 Haziran seçimlerinden sonra CHP’li seçmenlerde bu kadar büyük bir kırgınlık ve küskünlük olduğunu görüyorum. Hatta ilk kez seçmen kaybetme duygusu değil, terk edilme duygusu yaşıyor. Bu seçmen grubunun yarattığı en büyük risk, sandığa gitmemek olabilir. Aynı durum aslında İYİ Parti seçmeninde de var. Bu durum yerel seçimlerde tabii ki CHP ve İYİ Parti’nin karşısına çok büyük bir fatura olarak çıkar. Yapmaları gereken şey; özeleştirilerini açıkça ortaya koyarak, değiştiklerine seçmenlerini ikna etmektir. Bunun için de çok fazla zamanları kalmadığını düşünüyorum.”

 

 

ÖZELEŞTİRİ YOK, YÖNETİŞİM HİÇ YOK!

 

 

Peki CHP ne yaptı dersiniz? Küçük Kurultayı ve Onur Kurulunu genel seçimlerden kısa süre önce 9-10 Mart 2018’de yaptığı Tüzük Kurultayında kaldırdığı için toplayamadı! Seçimden bir ay sonra göstermelik kalan danışma kurulları topladı ilçe ve illerde. Orada sadece eteklerdeki taşlar döküldü. Bazıları da yönetime selam çaktı, yerel seöim için beklentilerini ortaya koydu. CHP, 66 gün sonra da zahmet edip PM’yi topladı! Ve o PM de yarım kaldı, gündem tamamlanamadı! CHP’de çok önemli sıkıntılardan birisi maalesef “yönetişim”, daha seçim akşamı ve sonrasını bile yönetemeyen CHP yönetimi, seçimleri değerlendirdiği ilk toplantıyı da yönetemedi! Seçmene bu kadar güvensizlik verecek daha ne olabilir? Bir parti kendi ayağına daha ne kadar ateş edebilir? Hiç olmazsa PM’yi hafta sonu iki gün üst üste toplamayı akıl etseydiniz!

 

 

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun PM’deki yaklaşımlarından öne çıkanlardan birisi tribüne oynayan bir havadaki açıklaması… “İnce’yi seçim sonrasında genel başkan olarak düşünmüş ve o yüzden cumhurbaşkanı adayı göstermiş ama…”

Ama, İnce delegeyle temas kurunca vazgeçmiş!…

 

Neden? “Delegeyi arayıp oy isteyenden genel başkan olmazmış!”

 

Peki Kılıçdaroğlu 1972 Olağanüstü Kurultayı öncesinde delegeden oy isteyen Bülent Ecevit’i, Erdal İnönü’ye karşı oy isteyen Deniz Baykal’ı nereye koyuyor? Onlar da delegeden oy istemedi mi? Ki, söz konusu iki isim de CHP genel başkanlığı yaptı.

 

CHP delegesi, CHP örgütü, CHP’nin sadık çekirdek seçmeninin ne istediği hiç önemli değil! Kılıçdaroğlu’nun ne düşündüğü, ne yapacağı önemli!

 

Bu noktada bir de soru Kılıçdaoğlu’na: Madem bırakacaktınız 24 Haziran sonrasında neden son tüzük kurultayında dört başı mamur, demokratik, CHP’ye yakışır bir tüzük yapmadınız? Bilakis, mevcut tüzüğü bile geriye götürecek adımlar attınız?

 

YUMURTASIZ OMLET, SEÇMENSİZ SİYASET OLMAZ!

 

Kılıçdaroğlu’nun PM’de sarf ettiği sözlerin, ele aldığı konu başlıklarının birisi tam da konumuzla doğrudan ilgili olanı. Şöyle diyor Kılıçdaroğlu: “Neymiş, küskünler seçimi boykot edecekmiş. Boykot etmek demek, Ak Parti’ye oy vermek demektir. Böyle düşünenler boykot edeceğine gitsin, doğrudan Ak Parti’ye oy versin.”

 

Kılıçdaroğlu bir süre önce de Hürriyet’te İpek Yezdani’ye verdiği geniş röportajın bir yerinde mealen demişti ki, “CHP seçmeni şimdi kızgın olabilir ama seçimde gider oyunu yine CHP’ye kullanır.”

 

Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından CHP’nin sadık, çekirdek seçmenini hafife aldığını da endişesini dışa vurduğunu da okumak mümkün! Ancak bilmesi gereken bir şey var ki, yumurtasız omlet olmayacağı gibi seçmensiz siyaset de olmaz! Seçmen, siyasetin başlıca öznesidir. Olmazsa olmazıdır.

 

YAKIN GEÇMİŞTEN SEÇMEN PROTESTOSU ÖRNEKLERİ

 

“Kılıçdaroğlu-CHP seçmeni” ilişkisi üzerine yakın geçmişte güzel bir örnek var; 2014’de doğrudan halk oyuyla cumhurbaşkanının ilk kez seçildiği cumhurbaşkanlığı seçimleri. CHP-MHP ittifakıyla Ekmeleddin İhsanoğlu adaylaştırıldı fakat parti tabanı ve çekirdek seçmende bu isim tutmadı. Kerhen oy verildi ama makas oluştu. Örneğin son seçimde ve öncesindeki referandumda yüzde 88 olan katılım o zaman yüzde 76’da kaldı. Neden? Çünkü aday cazip değildi ve bir de ne oldu? Kılıçdaroğlu seçmenle inatlaştı. “Tıpış tıpış sandığa gideceksiniz” dedi! Sonuç ne oldu? Salt katılım düşüklüğünden Erdoğan az farkla kazandı. İttifakla ama cazip bir çatı adayla seçime gidilseydi katılım artacak ve muhtemelen seçim kazanılacaktı. Şunu da hatırlatalım; PM’de aldığı yetkiyle adayı tek başına kim belirledi CHP adına? Kılıçdaroğlu… Sonuçta, Kılıçdaroğlu seçmenle inatlaştı ve protestoyu yedi! Olan kime oldu? Türkiye’ye, CHP’ye…

 

Daha önce de CHP seçmeninin protesto örneği yok değil… 1999’da bir arada yapılan genel ve yerel seçimleri hatırlayalım. O zaman, CHP yalnız değildi. Aynı kulvarda DSP de vardı. CHP seçmeni sandıkta partisini terk etti ve DSP’ye yöneldi ve sonuçta Ecevit seçimden birinci parti çıkarak koalisyonla hükümet kurdu, CHP ise çok partili dönemde ilk kez yüzde 10 barajına takılarak TBMM dışında kaldı (“TBMM Dışındaki CHP” kitabını yazmama neden olan süreç).

 

Evet, Kılıçdaroğlu’nun seçmeni hafife almakla karışık endişesi anlaşılır bir şey… Çünkü, seçmen için şimdi yerel seçimlerde DSP gibi bir adres yok! Durum 2014’teki cumhurbaşkanlığı seçimlerine benzeyebilir. Sandığa gitmeyecek CHP seçmeni nesnel olarak Cumhur İttifakı’nın önünü açabilir.

 

KİM KİMİ UYARMALI, KİM KİME KULAK ASMALI?

 

İyi de bunun için Kılıçdaroğlu’nun ya da başka parti sözcülerinin ikide bir seçmeni uyarması yetmez! Bilakis, Kılıçdağlu ve arkadaşlarının seçmenin uyarılarına kulak asması gerekir. Şunu çok iyi bilmeliler; “aynı tas aynı hamam” protesto yer. Nerden biliyorum? Seçmenin, toplumun bütün katlarıyla yoğun diyaloğumdan biliyorum. Sosyal medyadaki taramalarımdan biliyorum. Kendi dar halkamdan biliyorum. Şunu da biliyorum, kızgın ve küskün çekirdek CHP seçmeni sandık günü geldiğinde yine söylene söylene kerhen gidip oyunu CHP’ye verecek ama 2014’teki gibi muhtemelen katılım düşük kalacak, yani bir kısım seçmenin tepkisi devam edecek ve bu da sandığa gitmeme olarak yansıyacak. Bu protesto eğilimini görmezden gelen, hafife alan Kılıçdaroğlu ve arkadaşları maalesef yerel seçimde de CHP’nin kuyruğunu düşürür.

 

 

Ayrıca, yarıda kalan PM toplantısına İnce’nin “aday” sıfatıyla çağrılmaması da bir kırılma nedenidir. Bir yönetişim hatasıdır. PM gerekirse iki gün üst üste toplansaydı. Ona da görüş ve değerlendirme hakkı tanınsaydı. Bu gibi hareketler CHP’nin yerel seçim için ümidini arttırabilirdi.

 

 

Disiplin mekanizmasının maksimalize edilmemesi, imzacı belediye başkanları ve diğer isimlerden de belediye başkan adayı gösterilme işareti vb. adımlar iyi de şunu da okuyamıyor Kılıçdaroğlu ve arkadaşları: Geniş çekirdek seçmen yığınları artık genel seçimde iddialı olacak bir parti modeli ve anlayışı, kadrosu istiyor. Yerel seçimde mevcut kadronun gündelik kazanımları ve şahsi ikballerinin taşıyıcısı olmak istemiyor! Meseleye önemli ölçüde böyle bakıyor.

 

 

UMUTLARIN KIRILMAMASI GEREKİYOR

 

 

Birkaç gün önce Emre Kongar hoca da Cumhuriyet’te seçmenin protesto eğilimi ve nedenleri üzerinde durdu ve protestonun başlıca nedenleri arasında Kılıçdaroğlu CHP’sinin referandumdaki “hayır” oylarına sahip çıkamaması ve delegasyonun onca oy toplamasına karşın olağanüstü kurultay isteğini dikkate almamasını işaret etti. Kongar’ın söz konusu değerlendirmesinin finaliyle yazıyı noktalayayım: “CHP yönetimi bu tepkilerin ciddiyetini ve vahametini pek kavramış görünmüyor: (…) CHP’yi boykot sonunda Erdoğan/AKP iktidarının yerel seçimlerde elde edeceği büyük başarı, sadece Kılıçdaroğlu’nu ve CHP’yi değil, zaten rafa kaldırılmış olan Demokratik rejim’in yeniden kurulma umutlarını da zedeleyecektir!”

 

 

Sonuçta, gelinen kavşakta yerel seçimler öncesinde Kılıçdaroğlu bir samimiyet sınavıyla karşı karşıyadır. Kaygısı yerel seçimlerde başarılı olmaksa, mevcut belediyeleri koruyup üzerine koymaksa mutlaka ve mutlaka öncelikle lamsız cimsiz bir özleştiri vermelidir. Sonra da partideki bütün dinamiklerle ve özellikle de seçmenle inatlaşmayı hemen bırakıp kolektif bir akla yönelmeli, partideki bütün dinamikleri sürece cömertçe katmak için harekete geçmelidir. Çabucak son PM’deki çizgi bir kenara bırakılmalıdır. Aslında en doğrusu da olağanüstü kurultaya gitmektir. Bir önceki yazımda söz konusu ettiğim ve bir türlü kamuoyuna açıklanmayan rapor bile başlı başına bir olağanüstü kurultay gerekçesidir. Önceki önerilerim, olağanüstü kurultaya gidilmeyen koşullarda geçerlidir.

 

 

https://odatv.com/siyasette-omletsiz-yumurta-ne-demektir-03091846.html

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar