Kerem Kılıçdaroğlu ‘Adalet Yürüyüşü’nü yazdı!

Kerem Kılıçdaroğlu ‘Adalet Yürüyüşü’nü yazdı!
15 Temmuz 2017 09:26

15 Haziran’da başlayan Adalet Yürüyüşü sadece CHP için değil, Erdoğan yönetimine muhalif diğer kesimler tarafından da coşkuyla karşılandı ve içinde bulunduğumuz karamsar ortamda bir umut ışığı oldu.

 

 

Kerem Kılıçdaroğlu/ Odatv.com

 

Bu yürüyüş aynı zamanda az sayıdaki ılımlı Ak Partililer tarafından da destek buldu ve adalet talebi “toplumsal bir ihtiyaç olarak” yerinde bulundu. Adalet Yürüyüşü’nü kısaca değerlendirmek gerekirse, toplumsal açıdan Türkiye’de yeni bir dönemin başladığını ve CHP için daha kararlı bir yönetimin ortaya konulacağı düşünülebilir.

 

 

TOPLUMSAL AÇIDAN YENİ BİR DÖNEM

 

 

 

Yürüyüşü ve 9 Temmuz Maltepe mitingini toplum açısından değerlendirirsek, birkaç önemli sonucun ortaya çıktığı düşünülebilir. Öncelikle 25 günlük süreçte giderek büyüyen ve partiler üstü bir eyleme dönüşen adalet yürüyüşü 9 Temmuz Maltepe mitingiyle Türkiye’yi yeni bir yola soktu. 16 Nisan referandumu sonrası umudunu kaybeden hayır cephesinde, umut tekrar alevlendi. Özellikle Maltepe mitingindeki atmosfer Erdoğan yönetimine henüz her şeyin bitmediği mesajını gönderdi. Zaten Ak Partili yöneticilerin yürüyüşten ders çıkarmak yerine, katılımcıları suçlayıcı tavırları ve 9 Temmuz mitingine katılımı ısrarla küçük göstermeye çalışmaları, artan korkunun dışa vurumu olarak görülebilir.

 

 

Belki de en önemli nokta ise yürüyüşün teması, yani adalet. Adalet Yürüyüşü Türkiye’deki sorunlu konuları içine almasıyla birlikte; yargı, demokrasi ve insan haklarına vurgu yapan kapsayıcı bir eylem oldu. Özellikle Türkiye’de yargıya güvenin günden güne düşmesi, adalet temasının etrafında kenetlenmenin ne kadar haklı ve yerinde olduğunu gösterdi. Bunun da ötesinde, yürüyüş sadece toplumsal muhalefeti değil, başta yürüyüşe mesafeli duran kesimleri de kapsamasıyla kendine daha geniş bir alan yarattı (bunda katılımcıların yürüyüşü kavgasız ve barışçıl ortamda bitirmesi önemli rol oynadı). Adalet kavramının sadece AK Parti’ye ait değil, artık toplumsal bir ihtiyaç olduğunu toplumun bütün kesimlerine göstermiş oldu.

Son olarak, Adalet Yürüyüşü sonrası toplumsal muhalefet açısından dikkat çekilmesi gereken farklı bir alan ise ‘”kalkınma.” Türkiye’nin giderek dışa kapanan bir sürece girdiği bu dönemde, zaten kötü durumda olan ekonomiye yönelik daha keskin ve net çıkışlar yapılmalı.

 

 

CHP 2010 AYARLARINA DÖNDÜ

 

 

CHP açısından adalet yürüyüşünün Kemal Kılıçdaroğlu’na büyük bir siyaset alanı açtığı görülebilir. Yürüyüş boyunca CHP’nin gündemi belirlemesi, Ak Partili yöneticilerin yürüyüşe verdikleri (veremedikleri) tepkiler, yürüyüşün medyada yer almasına ve tartışılmasına sebep oldu. Farklı muhalif kesimler tarafından uzun bir süredir, CHP için “muhalefet yapamıyor” eleştirilerine, sonunda güzel bir eylemle karşılık vermesi de, parti örgütünün tekrar canlanması da, yürüyüşün önemini gösteriyor.

 

 

2010 yılında Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olmasıyla CHP’de bambaşka bir dönem başlamıştı. Deniz Baykal dönemine kıyasla parti örgütüne daha fazla önem veren, demokrasi, ekonomi ve sosyal politika odaklı parti programıyla Kılıçdaroğlu CHP’si partililer açısından yeni bir umuttu. Fakat partideki değişim, seçim sonuçlarına istenildiği gibi yansımadı. Bugüne geldiğimizde ise Maltepe mitinginin Kılıçdaroğlu açısından 2010’daki döneme benzediği görülebilir. Mitingde yakalanan hava ve katılımcıların coşkusu, Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olduğu döneme benzer bir atmosfer oluşturdu. Fakat burada 2010 döneminden farklı iki önemli husus var. Birincisi; Maltepe mitinginin partiler üstü bir miting olması itibariyle Kemal Kılıçdaroğlu sadece kendi partisine değil, tüm topluma hitap etti. İkinci husus ise; 2019 seçimleri. Adalet yürüyüşü sonrası Kemal Kılıçdaroğlu’nun yakaladığı olumlu havayı, cumhurbaşkanlığına aday olacağı yönünde okumamak lazım. Bu durum daha çok CHP’de değişimin önünü açan bir hareket olacak.

 

 

Bir diğer önemli nokta da, eski genel başkan Deniz Baykal ve ekibinin bu yürüyüşle birlikte parti üzerindeki etkisinin daha da zayıflamasıdır. Yürüyüşün başında sessiz kalması, destek vermede gecikmesi ve partililer tarafından beklediği ilgiyi bulamaması, CHP açısından Deniz Baykal döneminin biteceğine dair bir işaret olarak okunabilir.

 

 

Sonuç olarak; Adalet Yürüyüşü sonrası CHP’nin eline büyük bir fırsat geçti. Gezi olaylarıyla birlikte ülkede kontrolü giderek kaybeden Erdoğan yönetiminin 20 Temmuz OHAL kararı sonrası seçmenlere demokrasi, insan haklarında düzenlemeler, terörün çözümü, dış politika ve yargı konusunda çözüm üretebileceğini düşünmek hata olur.

 

 

Hal böyleyken, demokrasiden ve dış dünyadan gittikçe uzaklaşan Erdoğan yönetiminin bu noktadan sonra seçmenlere ayni yardımlar dışında verebileceği pek bir şey kalmadı. CHP’nin geliştireceği strateji ve bundan sonra atacağı adımlar bu işin sadece adalet yönüyle değil, kalkınma yönüyle de alakalı olmalıdır. Adalet yürüyüşü bu açıdan güzel bir başlangıç oldu; sadece toplumsal muhalefete bir umut ışığı değil, CHP yönetimine ve örgütüne tıpkı 2010’daki gibi büyük bir heyecan ve hareketlenme getirdi. Üstelik CHP yönetim ve örgüt olarak 2010’lardaki gibi değil, daha tecrübeli ve daha kararlı. Erdoğan 2010’a göre daha güçlü görünse de CHP’nin önceki dönemden çıkartacağı dersler ve yapılan hatalar dikkate alınırsa, 2019 öncesi CHP’nin ülke geleceğine demokrasi, ekonomi, hukuk, insan hakları vs. konularında birçok olumlu katkısının olabileceğini gösteriyor.

 

Yorumlar

Yorumlar