Kafası kıyak bir hükümet ve uyanan asil millet!…

Kafası kıyak bir hükümet ve uyanan asil millet!…
3 Haziran 2013 10:15

“Red-Hack”ın Jandarma İstihbarat raporlarını yayınlaması ile AKP iktidarının meşruiyeti de tartışılmaya başlandı…

Av. Cemil CAN H&H YORUM

Patlamalardan önce “sürece karşı olanlar”ı, daha  sonra da Suriye İstihbarat örgütü El Muhaberatı sorumlu tutan Başbakan’ın, bu olaydan siyasi rant elde etmek ve toplumu yönetmek üzere, yalan söylediği ortaya çıktı!..

Hükümet, şimdi de bu sıcak gündemi değiştirmek için arka arkaya hamleler yapıyor!..

Başbakan Erdoğan, alkol yasağı yasasını çıkartmakla kalmayıp,  22 Mart 1926’da  yasağı (1) kaldıran ulu önderlerimiz için “ayyaş” ifadesini kullanarak, tartışmayı başka bir noktada sürdürmek istedi… Türk halkını bu tuzağa çekemedi!.. Tam aksine, Atatürk ile İnönü’ye karşı yapılan bu haksız saldırı, halkı fena halde kızdırdı…

Taksim Gezi Parkı’nda AVM yapılmak üzere ağaçların sökülmesi ile bardak taştı… Halk, silkinip ayağa kalktı… Meydanlara yürüyenler militanlar değildi artık!..

Bu kutsal yürüyüş, ABD işbirlikçisi olan AKP iktidarının hızla düşüşünün bir göstergesi olarak kabul edilmelidir. İktidarın siyasi yükselişinin sonu ve geriye dönüşün başlangıcıdır bir bakıma!..  Hükümet, bir kaç gazete ve bir iki televizyon kanalı dışında, tüm medyayı ele geçirmesine rağmen, gündemi değiştirmeyi başaramadı…

Sosyal medya üzerinden bile halk örgütlenebiliyor!.. 

Yabancı basının, bu diriliş için “Türk Baharı” benzetmesi, dönen tekere çomak sokmak gibiydi. İşe yaramadı tabi… Akıllarınca, bu haklı direnişi “Arap Baharı” ile ilişkilendirerek,  antiemperyalist kesimlerin eylemlere katılmasını engelleyeceklerdi…Başaramadılar, başaramayacaklar…  Eninde sonunda bu kavgayı haklı olan Türk halkı kazanacaktır!..

AKP iktidarı, 11 yılda Türkiye’yi Mehmet Aliler ve Mustafa Kemaller olarak ikiye ayırdı ayırmasına da, Mehmet Alilerin “Darbe yapılması için ortam hazırlanıyor” yalanına itibar eden çok şükür  olmadı…

Mustafa Kemal’in askerleri bu gidişe “Artık yeter!” dediler…

Cumartesi günü on binlerle birlikte ben de Kızılay’daydım.  Eylemcilerin arasında gururla dolaşıp durdum. Meydanı dolduranlar, sanıldığı gibi sadece üniversite gençlerinden ibaret değillerdi!.. Bu kez sokağa inenler,  hükümetin gaz bombası ve tazyikli sularından zerre kadar korkmayan sade vatandaşlardı! Türk halkı, eşiği geçmiş her noktada korkuyu yenmişti… Korku imparatorluğunun temelleri Kızılay’da çatırdıyordu. Biber gazı bombardımanı altında, “Hükümet İstifa” sloganları ile TOMA’ların üzerine üzerine yürüyenlerin, girdikleri bu yoldan bir daha geri dönmeyecekleri bellidir!..

Sonuç alacakları da kesindir!..

Türkiye’nin en zeki, en başarılı gençlerinden olan ODTÜ’lüler bile, Kızılay Meydanı’na ancak 16.00’dan sonra gelebildiler… Her biri tepeden tırnağa yürek, her biri yerinde zıplayan ateş parçaları gibiydiler… Pırıl pırıl olan bu aydınlık düşünceli gençler, TOMA’lar üzerlerine gelince biraz geri çekiliyor, ardından o pis demir yığınlarının üzerlerine atlıyorlardı!.. Gencecik çocuklar, saatlerce TOMA’ları tekmelediler!.. Biber gazı ile tazyikli suyu tükenen hükümet, geri çekilmek zorunda kaldı!..

18.00’e doğru Kızılay Meydanı gerçek sahiplerinin eline geçmişti!.

Elbette ki, iktidar da gerçek sahiplerince ele geçirilene kadar bu eylemler devam edecektir!..

Taksim’deki Gezi Parkı’nı “kurtarmak” için başlayan eylemden sonra, çok  önemli bir gerçek ortaya çıkmıştır. Artık bu gerçeği kimse görmezden gelemez. Perşembe günü gazeteler şu haberi geçtiler: ”Adana’da Suriyeli El Kaide bağlantılı El Nusra örgütüne karşı yapılan operasyonda 2 kg öldürücü sarin gazı ele geçirildi. Operasyonda çok sayıda silah ve mermiye de el konulmuş!..” (2) Biliyorsunuz ki,  El- Nusra, silahlı, terörist radikal bir İslamcı örgüttür. Bizim hükümetin de yol arkadaşı sayılır! Birlikte, meşru Suriye yönetimini düşürmek için mücadele ediyorlar. Hükümetin bu ortaklığı yasalarımıza göre çok ağır bir suçtur.(3) Reyhanlı’da patlayan bombalar işte bu örgütün işiydi! “Red-Hack”ın yayınladığı istihbarat raporlarından anlaşıldığına göre, güya hükümetimiz önceden alınmış bu istihbarata rağmen, patlamaları önleyememişti!.. 

AKP hükümeti, Öcalan’la başladığı pazarlıkla, Türkiye Cumhuriyeti’ne önemli ölçüde irtifa kaybettirdi. Dış politikada ise, İslamcı terör örgütleri ile iş tutmaya başlayarak meşruiyetini de yitirdi!..

Bu yüzden iktidarın gerçek sahibi olan Türk Milleti, genel seçimleri bekleyemeden, işe el atmak zorunda kalmıştır!..

Başbakanımız, BM Bağımsız Uluslararası Suriye Araştırma Komisyonu Başkanı Carla Del Ponte’nin, “Muhaliflerin sarin gazı kullandığına ilişkin kuvvetli delillerin tespit edildiği” açıklamasını yalanlayacak şekilde, Suriye’de kullanılan sarin gazının, Suriye Ordusu tarafından, muhaliflere  atıldığını söylemesi ve  Esat’ı “bebek katili” olarak ilan etmesi bir işe yaramadığı gibi, kendisini ve ülkemizi zor duruma düşürmüştür!..

İçki yasağı, Atatürk ve İnönü’ye “iki ayyaş” denilerek yapılan terbiyesizlik, Üçüncü Boğaz Köprüsü’ne Alevileri katleden Padişah Yavuz Selim’in adının verilmesi, Atatürk Orman Çiftliğinin talan edilmesi ve bir bölümünün Amerikalılara verilmesi, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın, “kırmızı çizgili önerilerin süreci yavaşlattığı”ndan yakınarak, görevi ile ilgili olmayan siyasi mesajlar vermesi dahi, bu yalın gerçekleri ikinci plana düşürmeye yetmemiştir!..

Bir diğer önemli konu; Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’ndan 2 başkan yardımcısı ile 12 şube müdürünün aynı anda görevden alınmasıdır. Bu olay bile başlı başına TSK’ya yapılan alçak tertibin bir itirafı gibidir… Balyoz ve Ergenekon Davaları’nın soruşturmasını yapan ve kanıtlarını hazırlayan bu ekip, acaba neden görevden uzaklaştırılmıştır? İstihbaratçılar, hükümetin “Milli Görüş” kanadına karşı, özel bir tertibin içerisine mi girdiler? Hukuka aykırı işler yaptıkları kesindir! Yoksa ne diye görevden alınsınlar? Hükümet, bu görevden almalar ile, aynı zamanda istihbaratı yönetenlerin, daha önce yaptıkları bütün işleri de şaibeli hale getirmiştir!..  Aslında bu durum bir itiraf kabul edilmelidir. Gerçi onların Balyoz ve Ergenekon davaları için hazırladığı kanıtların sahte ve düzmece oldukları defalarca kanıtlanmıştır!.. Türk halkının adalet duygusunun ağır yaralanmasına, Amerika’da eğitilen bu Cemaatçi polisler sebebiyet vermiştir. Devletin temeli olarak bilinen adaleti, adım adım yine bunlar yok etmişlerdir!..

Dolayısıyla, özel görevli mahkemelerde yapılan yargılamaların, TSK’yı teslim almak için kurgulanmış bir tertip olduğu da bir kez daha ortaya çıkmıştır!.. Bu suçun ortakları ise Başsavcı Recep Tayyip Erdoğan ve dava arkadaşlarıdır!..

Sadece bu iki önemli  olay, hükümete meşruiyetini kaybettirmeye yetmiştir!..

ABD’nin çıkarlarını korumak için teröristlerle işbirliği yapan ve komşu bir ülkenin meşru hükümetini devirmeye çalışan hükümetimizden, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, sarin gazı ile ilgili olarak açıklama yapmasını istemektedir!..(4) Diplomatik dilin dışına çıkılarak tercüme edersek; Rusya’nın, T.C Hükümetini Suriye’ye saldıran teröristlere sarin gazi vermekle suçladığı açıktır!..

Şimdi de şu sorulara yanıt arayalım: Emniyet İstihbarat Dairesinin yönetim kadrosu, hükümete karşı görevden alınmayı gerektirecek ne gibi hukuk dışı işler yapmıştır? Hukuka aykırı bir eylemleri yoksa neden görevden alınmışlardır?..

Bu soruların yanıtı ne şekilde verilirse verilsin,  Emniyet İstihbaratının benzer işlem ve eylemlerini  TSK mensupları için de yaptıkları ortaya çıkacaktır. Bu son duruma göre, Ergenekon ve Balyoz Davaları temelden çökmüş sayılır!.. Bu davaların başsavcılığı sıfatını üstlenerek, bütün bu hukuksuzlukların arkalarında duran Erdoğan hükümeti, bir de bu nedenle meşruiyetini kaybetmiştir…

Yürürlükteki hukukun dışına çıkan ve halkına zulmeden bütün iktidarlar meşruiyetini kaybetmiş sayılırlar!..

İşte tam da bu  noktada devreye, halkın “direnme hakkı” çıkar!.. 

Böyle olunca da “meşru” olan hareket,  seçilmiş iktidarınki değil, onu seçen halkın hareketi kabul edilir!..

Suriye ile savaşın eşiğine gelmek mi önemlidir yoksa Kuzey Marmara’nın son ormanlık alanının talan edilmesi mi?..  Elbette ki savaş daha hayati öneme sahiptir…

O bakımdan Taksim Gezi Parkı’nda kesilen bir kaç ağaç için Türk halkı ayağa kalkmamıştır!..

Reyhanlı’daki patlamalardan önce, Suriye uyruklu bir kişiye ait olan restoranda, Türk bayrağının cinsel organına sürüldükten sonra yere atılması, çiğnenmesi ve yakılması ile başlayan gerginlik üzerine, yapılan soruşturmada ortaya çıkan gerçekle, Türk halkının bam teline basılmıştır!.. Restoranın sahibi Muhammet Quadaymat’ın  ABD vatandaşı olduğu ve ABD Konsolosluğu’nun bu olaya müdahil olduğu ortaya çıkmıştır  ve Türk halkı bunu bilmektedir!..

Bütün bu yaşananlar karşısında hükümetin gösterdiği sağırlık, Türk halkının onurunu zedelemiştir!..

Bu nedenle de olup bitenlere sebebiyet veren AKP Hükümeti, artık Türk halkının meşru temsilcisi olarak görülemez!..

Meşruiyetini yitirmiş bu kafası kıyak iktidarı değiştirmek için, yapılan bütün yasal eylemler,  meşru ve haklı kabul edilmelidir!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)    http://80.251.40.59/politics.ankara.edu.tr/karahan/makaleler/menimuskirat.pdf
(2)    http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/22058-sarin-gazi-muhaliflerde.html
(3)    Türk Ceza Kanunu, Yabancı devlet aleyhine asker toplama
             MADDE 306. -(1) Türkiye Devletini savaş tehlikesi ile karşı karşıya bırakacak şekilde, yetkisiz olarak, yabancı bir devlete karşı asker toplayan veya diğer hasmane hareketlerde bulunan kimseye beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası verilir.
            
(4)    http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/22089-sarin-gazini-acikla.html

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
‘Bağımsızlık’ mı ‘hırsızlık’ mı?!..
Devletin ‘özel’i olmaz!..
‘Cesaret ödülü’nün bedeli!..