İslamiyet, samimiyet ve siyaset

İslamiyet, samimiyet ve siyaset
12 Eylül 2013 14:02

Saygıdeğer okuyucularımız! Yazımızın konusu, İslamiyet, Samimiyet ve Siyaset hakkında olacaktır.

 

 

Numan ALADAĞ H&H YORUM

 

 

İSLAMİYET: Hz. Adem’den başlayıp, Hz. Muhammed’de son bulan ve ikisi arasında ALLAH tarafından gönderilen bütün Peygamberlerin tebliğlerinin tümüne verilen bir isimdir. Bu tebliğlerin hepsi Kur’an-ı Kerim’de toplanmış ve son şeklini almıştır. Kur’an İslamiyetin anayasasıdır. Şimdi İslamiyeti kabul eden birinin Kuran’a göre neleri yapması ve nelerden uzaklaşması gereken faaliyetleri incelememiz gerekir.

 

KUR’AN-I KERİM’DEN TEFSİRLER:

 

Ayrılığa düşüp parçalanmayınız. (S.3. A.105.)

Yalnız benden korkunuz. (S.2. A.41)

ALLAH’tan nasıl korkulması lazımsa öyle korkunuz. (S.3 A.102)

ALLAH kendidinden korkanlara iyi ile kötüyü ayrıt edecek bir mağfiret ve bir nur verir. (S.8. A.29.)

Gücünüzün yettiği kadar ALLAH’tan korkunuz. (S.64. A.16)

Yer yüzündeki canlıların rızıklarını ALLAH verir.(S.11 A.45)

İznim olmadan hiç kimse şefaatta bulunamaz. (S.2. A.255)

ALLAH’tan sabırla yardım isteyiniz.(S.2. A.45)

İnsanlar daima ziyandadırlar. İyi işler yapanlar, hakkı bilenler ve sabredenler bunun dışındadırlar. (S.108. A1-3)

ALLAH, adalet sahiplerini sever. (S.5. A.42)

 

İSLAMİYETTE LAİKLİK

 

İlk önce; laikliğin dindarlık veya dinsizlikle hiç bir ilgisi olmadığını bilelim. Laiklik: Din işleri ile devlet işlerini karıştırmama prensibidir. Aslında devletin dini olamaz. Din bireyler içindir. Herkes kendinden sorumludur. Devletin dini şudur denildiğinde, bu dinin emretmiş olduğu ibadetleri devlete nasıl yaptıracağız?

 

İslamiyette idare: CUMHURİYET’TİR.

İslamiyet: ALLAH’ın insanlara lütfettiği dinin ismidir.

İslamiyette: Irk ve renk üstünlüğü yoktur. Herkes Eşittir.

İslamiyette: Haram yemek ve haram yiyenlere destek olmak yoktur.

 

Bir ulusun içinde ayrı, ayrı din ve mesheplere bağlı olanlar olduğu gibi, hiç bir dine bağlı bulunmayanlar da olabilir. Devletin dini belirtildiğinde, o dine bağlı olanlarla olmayan vatandaşlar arasında bir farklılık olacağı muhakkaktır. Bu durum, vatandaşların birbirleri ile sürekli çatışmalarına sebep olacağından nizam bozulacaktır. Bunun önlenmesi, din işleri ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması ve ALLAH korkusu ve vicdan muhasebesi yaparak mümkündür.

 

Din kendi sahasında hür olmak isterken, devlette idare de aynı şeyi benimsemiştir. Laiklikte, dinde devlette kendi yolundadır. Devlet, değişmez prensipleri ile kendi yolunda olduğu gibi din de, değişmez prensipleri olan  ALLAH, Kur’an, Hz. Muhammed-Hadislerini ve vatan sevgisini ruhunda taşıyarak, aynı çizgidedir. Din vicdan muhasebesi işidir.

 

Dinin merkezi ibadethanelerdir. Devletinki ise meclislerdir. İkisi de kendi prensipleri ile kendi kaynaklarından içerler. Laiklikte, biri diğerinin hasmı değildir. Laik idarede, devlet din işlerini düşünmez diye bir kural da yoktur. Ulusun ihtiyacını görmekle yükümlü olan devlet dini ihtiyaçları yerine getirmekle de görevlidir. Devlet bir bütündür. Görevide, ayırmak değildir. İnanç tarihin hiç bir devrinde insan hafızasından silinip atılamamıştır.

 

Gerçek şudur ki; Din ve devlet işlerini istenildiği gibi yürütmek laiklik sistemi dışında mümkün değildir. Bunu başka türlü yorumlamaya kalkmak, gerçeği inkardan başka mana taşımaz. Çünkü din; Yalnız inançtan ibaret olmayıp, insanların her türlü ihtiyaçlarına cevap verebilecek prensipleri de kapsamaktadır. Devlet işleri ile din işlerinin bir arada yürümemesinde en önemli etkenlerden birisi de budur. Bunları hangisi yapsın? En iyisi, her ikisinin de baskı altında kalmadan kendi yolunda yürümesidir. Bu ise laiklik prensibi ile mümkündür.

 

Laiklik idaresinin ikinci temeli, ALLAH’la kul arasına kimsenin giremeyeceğidir. Bunun için Kur’anın (S.57. A.27) ayetinde ”İslamiyette ruhbanlık yoktur’‘ buyrulmuştur.

 

Samimiyetle muslümanım diyen; yalnız ALLAH’tan korkacak ve nasıl korkulması lazımsa öyle korkacak. ALLAH korkusu; Can, mal, makam, mevki korkusu gibi bir korku değildir. Bu korku seni yaratana ve her şeyi emrine verene karşı olan korkudur. İnsanı hidayete erdirecek, her iki dünyada da mutlu kılacak, itibar kazandıracak ve ruhi ferahlık işinde daimi bir yaşam sürmeyi sağlayacak olan korkudur. Gücümüzün yettiği kadar korkmamız emrediliyor. Böyle korkanlar için iyi ile kötüyü ayırabilecek bir kabiliyetin verileceği müjdeleniyor. Yaşamaktan gayede böyle bir aydınlığa kavuşmak değil mi? ALLAH’tan korkmayan kimse karanlık içindedir ki, böylelerinin yaşam okulunu başarı ile bitirmeleri şüphelidir. Bu inançtan mahrum olanlar akıl ve mantığı ile değil hissiyle (Duygusal) hareket eden ve onun esaretinden (Kölelik-Esirlik) kendini kurtaramayanlardır. Toplum içinde kendileri içinde tehlikeli olanlar bunlardır. ”Kork ALLAH’tan Korkmayandan” sözü bunun açık ifadesidir.

 

İnsanı her türlü kötülüklerden koruyan ve uzaklaştıran, hissi (Duygusal) hareketlerden uzak tutan ve başarıya götürecek olan ALLAH korkusudur. İnsanların ALLAH’tan korkmasına vesile olmanın ilk şartı, sanayicilik ve çiftçiliktir (Üreticilik). Sanayicilik ve çiftçilik, işsizliğin asgariye inmesine ve insanların aç kalmamasına vesile oluyor. İslamiyeti en iyi yaşamanın şartlarından biri de, insanlara katma değer üretecek iş sahalarını açıp çalışma imkanı yaratmaktır. Huzur ve güvenliğimiz için, bundan daha iyi ibadet olur mu?

 

Sanayi ötesi toplum ülkelerinin Türkiye’deki piyonları aracılığı ile Türkiye’nin sanayi ötesi toplum olmasını engellemek için, eğitim düzeyi düşük, sanayi bölgesi olmayan ve tarımın modernleşmediği illerde ikamet eden masum vatandaşları geçici ödüllendirilmelerle anarşi ve terör faaliyetlerine yönlendirmektedirler ve bu tür gelişmeler de insanları ALLAH korkusundan mahrum bırakılmasına vesile oluyor. ALLAH korkusu olan bir insan, hiç kimsenin tesiri altında kalmayarak yanlış kararlar veremez, insanları tasarruflarındaki faaliyetlerini (Görevini) kötüye kullanmasını frenler. Özetleyecek olursak; ALLAH korusu olan insan, vatanını, namusunu, şerefini ve ailesini düşünür. ALLAH’tan korkmayan bunları düşünmez ve o kültüre sahip insanlar için her şey maddiyattır.

 

Ey yüce Türk İslam alemi! ALLAH’tan korkmayan insanlar, daima menfaatler müşterektir düşüncesi ile hareket ederler.

 

İSLAMİYET VE SİYASET

 

Cumhuriyeti’mizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından, yok olmanın eşinden bir milleti, dini ve inancıyla yaşayabilmesini mümkün kılan, hür ve istiklaline sahip kılan mücadelenin, mimarı olan sürecin partisi CHP’nin 90’cı yıldönümünü kutlar, yüce Türk İslam alemine, Türk demokrasisine ve CHP camiasına ALLAH korkusu, vicdan muhasebesi duygu ve düşüncesi ile nice yıllar hizmet etme imkanını, Cenab-ı Hak nasip etsin, dileklerimi sunarım.

 

İslamiyet ve siyaset, ne yazık ki, birbirine karıştırılıp, kadir şinas yüce Türk İslam alemi’nin iyi niyetinden yararlanarak, bazı siyasiler kendilerinden başka İslamiyete sahip çıkan yokmuş gibi havalara girip, yüce Türk İslam alemine samimi olmayan mesajlar vermektedirler. Samimi olmayan din tacirlerine bu fırsatı vermemek için; Bazı siyasilerimiz, acilen İslamiyet ve samimiyet hakkındaki düşüncelerini, biz İslamiyeti ALLAH, Kur’an, Hz. Muhammed ve Hadislerini esas alıp, yaşıyoruz ve yaşanmasını istiyoruz. Kimse bizi din düşmanı olarak görmesin diye Türk kamuoyu tarafından beklenen bu samimi düşüncelerini paylaşmalarında fayda vardır. Yüce Türk İslam alemini din tacirliği yaparak, ALLAH’ın ve Türkiye Cumhuriyeti kanunlarının yasakladığı faaliyetlerde bulunmak, münafıklığın ta kendisidir. Kulu kandırabilirler ama ALLAH’ı asla?

 

Bir insan, samimiyetle Müslümanım diyebiliyorsa, TC. kimliğini taşıyan ve ruhunda vatan sevgisi olan herkese eşit muamele de bulunması gerekir. İslamiyette yeri olmayan ve nasıl ki, haram kazanç ile Hacca gidilemiyorsa, ayrımcılık ve fanatikçe taraf tutarak İslamiyeti icra etmekle de Müslümanlık olamaz.

 

Vatan şehitlerini, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü ve nesli tükenmiş Müslümanları rahmetle, Gazileri minnetle anar,hastalara acil şifalar dileriz.

 

Kur’an-ı Kerim tefsirleri, Kaynakçası:

 

Kur’an-nın sesi 1982 (Muhsin Yalçınkaya)

 

Kur’an-ı Kerim ve Türkçe anlamı Eren yayınları 1977 (İsmail Hakkı İzmirli)

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Türk İslam geleneğinde Mevlid-i Şerif
Ekonomik terörle mücadele ederek, Cumhuriyeti payidar kılalım!
Ziraatçı Mustafa Amca’dan sağlık tavsiyeleri