İktidarın gösteri korkusu

İktidarın gösteri korkusu
11 Mayıs 2015 12:31

Dünyanın gelişmiş ülkelerinde, bayramlar bayram tadında kutlanır ve yaşanır. Bayram, kırgınlıkların bittiği, dostlukların ve arkadaşlıkların pekiştiği günlerdir. Ancak bizim gibi gelişmekte olan ve üçüncü dünya ülkelerinde, bayram kutlamaları da bayrama benzemez. Kan, gözyaşı ve arbede, bayram gününde de yoksulların, çalışanların ve toplumun ötekileştirilmiş kesimlerinin peşini bırakmaz.

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

 

Geçtiğimiz 1 Mayıs Dünya Emek ve Dayanışma Günü, gelişmiş ülkelerde bayram havası içinde geçti. Ekonomik darboğazda olan komşumuz Yunanistan’da, sıkıntı içindeki halkın taşkınlıklarının bayram havasını etkilememesini, gıpta ile izledik. Yine birçok Avrupa ülkesinde ve otoriter Rusya’da bile liderlerin bayrama katılmasına hayran kaldık. Demek ki demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları içselleştirilmişse, ekonomik sıkıntılar bile gölge düşüremiyor bayramlara.

 

 

1 Mayıs, henüz resmi bayram ilan edilmeden de, yıllardır İstanbul’da Taksim Meydanı’nda kutlanırdı. Taksim Meydanı, 1 Mayıs ve kutlamalarla özdeşleşmiştir adeta. 1 Mayıs 1977 kutlamaları sırasında, henüz aydınlatılamayan karanlık güçlerce kana bulanmış, 37 masum insan hayatını kaybetmişti. O tarihten bu yana 1 Mayıs ve Taksim Meydanı, birlikte anılan semboller olmuştur. 2008 yılından beri de resmi tatil olarak Taksim Meydanı’nda kutlanan 1 Mayıs’larda hiçbir olay yaşanmamıştı.

 

 

Geçen yıl, meydandaki inşaat çalışmaları bahane gösterilerek meydan kutlamalara yasaklandı. Bu yıl mazeret bile gösterilmeden alan emekçilere yasaklandı. Emekçiler, sembol olan Taksim Meydanı’nda kutlamaları yapmakta ısrar edince, emniyet meşhur gaz bombalarını ve TOMA’ları yine devreye soktu.

 

 

Gösteri ve yürüyüşlerle ilgili uluslararası sözleşmelere ve içtihatlara baktığımızda, siyasi iradenin ve emrindeki güvenlik güçlerinin yaptıklarını onaylamak mümkün değil. Tarafı olduğumuz ve mevzuatımızın bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre, herkes, ifade özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, resmi makamlar karışmaksızın ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın, haber ve düşünce almak ve vermek özgürlüğünü de içerir. Yine herkes, kamu düzenini bozmayacak toplantı ve gösterilere katılabilir, sendikalar, dernekler kurabilir, üye olabilir. Şiddet içermediği sürece, ifade, toplantı ve gösteri özgürlüğü kısıtlanamaz. Resmi makamların görevi, yurttaşlarının toplantı ve gösteri özgürlüğünü gerçekleştirmelerini sağlamak, emniyet ve güvenliklerini korumaktır.

 

 

Görüldüğü gibi, sanılanın aksine, barışçıl gösteriler yapmak için önceden herhangi bir izne gerek yoktur. Demokrasi ve hukukun içselleştirildiği uygar ülkelerde polis, barışçıl gösterilere müdahale edemez. Tam tersine Devlet, barışçıl toplantı ve gösteriye katılanların emniyetlerini ve güvenliklerini korumakla yükümlüdür. Bir koşulla; ülkenin hukuk devleti olması ve insan haklarının içselleştirilmesi. Bu ikisinin de ülkemizde esamesinin okunmadığını hemen her gün yaşayarak öğreniyoruz.

 

 

Siyasi irade ve emniyetin iki görevi vardır. Negatif yükümlülük: Toplantı ve gösteri özgürlüklerine engel olmamak. Pozitif yükümlülük: Bu özgürlüklerin emniyet içinde gerçekleşmesi için önlem almak, engel olanları engellemek. Bizdeki duruma baktığımızda, tam tersi bir durum görüyoruz: Öncelikle yasaklamak, bu özgürlüklerini kullananlara gaz bombası atmak. Kafalar ve zihniyetler değişmedikçe, yasalar değişse, uluslararası sözleşmeler imzalansa da sonuç değişmiyor…

 

 

2008 yılında Taksim Meydanı’nın yasaklanması ve emniyetin uyguladığı şiddet nedeniyle, Türkiye’den DİSK ve KESK, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvurmuşlardı. AİHM, iki yıl önce bu başvuruyu sonuçlandırdı. Türkiye’nin mahkumiyetine ve toplantı ve ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine karar verdi (AİHM, Oya Ataman/Türkiye ve DİSK-KESK/Türkiye kararları). Kararda, 1 Mayıs’ın ve Taksim Meydanı’nın emekçiler için özel bir anlam taşıdığı, bir tür “bellek hakkı” oluşturduğu saptandı. Bundan önce, siyasi iradenin ve emniyetin karışmaması nedeniyle hiçbir olayın olmaması, kutlamaların bir bayram havası içinde geçmesi de AİHM kararının doğruluğunu teyit etmiş oldu.

 

 

AİHM’e göre, toplantı ve gösteri yerini belirleme özgürlüğü, ifade özgürlüğünün bir parçasıdır. Karara göre yöneticiler, gösterilerin yapıldığı yerle ilgili yetkilerini kullanırken, toplantı ve ifade özgürlüğünün içini boşaltmamalıdır. Göstericiler şiddet olaylarına karışmadığı sürece, belirli bir yerdeki gösteriler günlük yaşamı etkilese bile, barışçıl gösterilere hoşgörü gösterilmelidir. AİHM, emniyet güçlerinin güç kullanmak suretiyle yaptıkları müdahalenin orantısız olduğunu ve düzeni korumak için gerekli olmadığını özellikle vurgulamıştır. Yani hiçbir şiddet olayı yaşanmamışken, sırf göstericileri meydana sokmamak için, emniyetin vatandaşların üzerine gaz bombası atması, meşru ve orantılı değildir.

 

 

İstanbul’da Taksim Meydanı, Ankara’da Kızılay Meydanı ve diğer şehirlerimizdeki meydanlar, kamusal alanlardır. Yani o kentte yaşayan insanların bir araya gelerek, kendi yaşamlarını ilgilendiren sorunları eşit ve özgürce tartıştıkları, tercihlerini ortaya koydukları kamuya açık alanlardır. Bu alanlar, çoğulculuğun gerçekleştiği özgür alanlar olmalıdır. Tıpkı Londra’daki Hyde Park, Paris’teki Şanzelize, New York’daki Broadway meydanları gibi. Bu alanlara gelen insanlar, farklılıklarıyla birlikte geliyorlar. Birbirlerinin görüşlerine saygı duyarak paylaşımlarda bulunuyorlar. Tıpkı sosyal medyadaki paylaşımlar gibi. Kentle ilgili, kamu yararına uygun ortak iradeler, bu alanlarda oluşur.

 

 

Demokrasisi gelişmiş, hukukun üstün olduğu, insan haklarının yerleştiği ülkelerde hükümetler, bu ortak alanlardan ve bu alanlarda ortaya çıkan iradeden korkmazlar. Tam tersine, bu ortak iradeden yararlanırlar. Böylece, kentle ilgili verilecek kararlar, kentin gerçek sahibi olan halkın ortak iradesine uygun olarak verilmiş olur. Bu gerçekleşmediği zaman ne olur? Kentlerin doğal ve kültürel zenginlikleri ortadan kaldırılır, beton yığınlarına döner, insan ve doğadan soyutlanır. Tıpkı şimdilerde ülkemizde yaşandığı gibi.

 

 

Dünyanın uygar ülkelerinde bayram havası içinde kutlanan 1 Mayıs Dünya Emek ve Dayanışma Günü’nü, bu yıl da “polis, biber gazı, şiddet ve arbede”ye dönüştürmeyi başardık …

 

 

Önümüzdeki 7 Haziran seçimleri, temel hak ve özgürlüklerimizin kısıtlanmasına devam edilmesinin mi, yoksa bu özgürlüklere kavuşmamızın mı tercihi de olacaktır…

 

 

 

kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Sivas Katliamı ve insanlığa karşı suçlar
Dünya Emekçi Kadınlar Günü
Nâzım Hikmet 117 yaşında