İfade özgürlüğü ve Anayasa Mahkemesi (2)

İfade özgürlüğü ve Anayasa Mahkemesi (2)
5 Ocak 2015 11:26

Geçen haftaki yazımızda, Anayasa Mahkemesi’nin TCK 301.maddesinin iptalinin reddine ilişkin kararını eleştirmiştim. Bu hafta ise, Anayasa Mahkemesi’nin görüşüne katılmayan, karşı oy yazan üye Prof. Dr. Engin Yıldırım’ın karşı oyunu irdeleyelim.

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

 

Karşı oyu yazan üye, görüşlerine George Orwell ve Noam Chomsky’nin düşünce ve ifade özgürlüğüne ilişkin özlü sözleriyle başlamış. Zira her iki düşünür de farklılıkları, farklı düşünceleri zenginlik olarak kabul etmişler, bu şekilde insan haklarına çok büyük katkılarda bulunmuşlardır.

 

 

George Orwell; “Özgürlük, insanlara istemedikleri şeyleri söyleyebilmektir” demiş. Noam Chomsky ise; “Eğer nefret ettiklerimizin düşünce özgürlüğüne inanmıyorsak, düşünce özgürlüğüne hiç inanmıyoruz demektir” demiştir.

 

 

Anayasa’nın 26.maddesi, düşünce ve ifade özgürlüğünü düzenlerken, 13.maddesi temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulamayacağını, yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak yasayla sınırlanabileceğini, bu sınırlamaların da demokratik toplum düzeni ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağını düzenlemiştir. Aslolan özgürlük, kısıtlama ise çok zorunlu ve istisnaî olmalıdır. Ancak uygulamada, neredeyse kısıtlamalar kural haline gelmiştir. Sorun da buradan kaynaklanmaktadır.

 

 

Düşüncelerin, şok ve rahatsız edici, alışılmadık biçimlerde topluma ve diğer kişilere alenen iletilebileceğini Anayasa ve Uluslararası Sözleşmeler çok açık bir şekilde düzenlemişlerdir. Sorun daha çok kafalarda ve uygulamadadır.

 

 

İptal davasına konu olayda, bayrağın fiziksel bütünlüğünü yok etmeden, ona yönelik ağır eleştiriler ve saygısızlıklar da düşünce ve ifade özgürlüğü korumasından yararlanabilmelidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları da bu yöndedir. Kaldı ki, somut olaydaki ağır eleştirinin konusunun bayraktan ziyade, zorunlu askerlik hizmeti olduğu çok açıktır. Kişilerin zorunlu askerlik hizmetine karşı olması (vicdanî ret) da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) kapsamında bir özgürlüktür. AİHM içtihatları da bu yöndedir.

 

 

Düşünce ve ifade özgürlüğü açısından, bayrak gibi değerleri sevmek, yüceltmek, kutsamak, saygı göstermek ile eleştirmek, kayıtsız kalmak, hatta saygısızlık etmek arasında herhangi bir fark yoktur. Bu durum, aykırı düşününler veya aykırı davrananların ceza tehdidi altında bırakılmasını gerektirmemelidir.

 

 

Düşünce ve ifade özgürlüğü de anayasal değerlerin en önemlilerinden biridir. Çoğunluğun kutsal gördüğü değerlere eleştirel yaklaşımların cezalandırılmasıyla, aslında bu değerlerin temsil ettiği anayasal değerler de cezalandırılmış olmaktadır.

 

 

Düşünce ve ifade özgürlüğünün bir işlevi de tartışmalara neden olmasıdır. Bunu sağladığı zaman, amacına hizmet etmiş olarak kabul edilebilir. Çünkü düşüncelerin serbest piyasasında farklı düşüncelerin hatalı olduğunu anlamamıza yardımcı olacaktır. Cezalandırma tehdidi altında olmadan, farklı düşüncelerin taraftarları karşı tarafın ikna edilmesine dayanan bir rekabet içinde olmalıdırlar. Düşünceler son derece sert, haksız, acımasız ve abartılı bir şekilde ifade edilebilir.

 

 

AİHM, ifade özgürlüğünü demokratik bir toplumun temel değerlerinden biri olarak görmektedir. AİHM’e göre, ifade özgürlüğünün esas anlamı, şok edici veya rahatsızlık verici ifadelerin korunmasıyla ortaya çıkmaktadır.

 

 

Karşı oy yazısında, Amerikan ve Alman Yüksek Mahkemelerinden de örnekler verilmektedir. Örneğin Amerikan Yüksek Mahkemesi, ifade özgürlüğünün sembolik bir biçimi olarak değerlendirdiği bayrak yakılmasıyla ilgili davada, özgürlük ve kucaklayıcılık ilkelerinin, böyle ağır eleştirileri de hoş görmenin, gücün işareti ve kaynağı olduğunun teyidi olarak görmektedir.

 

 

Almanya Federal Anayasa Mahkemesi de Alman bayrağına saygısızlık ve hakareti içeren eylemi, ifade özgürlüğü kapsamında görmüş, bayrağın aşağılandığı resmi de sanatsal özgürlük olarak değerlendirmiştir. Mahkeme, temel insan haklarını, bu arada ifade özgürlüğünü daha üstün değer olarak görmüştür.

 

 

Karşı oy yazısında, kişilerin kendilerini devletin bir yurttaşı olarak görebileceği, ancak milletin bir parçası olarak nitelemeyebileceği kanaati de beyan edilmiştir. Anayasal bir demokraside, hoşgörü sistemi esas olmalıdır. Aksi durum, düşünce ve ifade özgürlüğünü kullanmak isteyen kişinin, düşünceleri ve bunları aktarma biçimlerini beğenmeyen toplumsal çoğunluğun hoşgörüsüzlüğüne kurban edilmesi sonucunu doğurur. Bu durum ise kişinin nesneleştirilerek, araçsallaştırılarak, haysiyetinin çiğnenmesi anlamına gelir.

 

 

Düşünce ve ifade özgürlüğü için, kişinin manevi ve entelektüel gelişimiyle, kendi dünya görüşünü hiçbir endişeye mahal olmadan, serbestçe ifade edebilmesi gerekir. Bu düşünce ve ifade biçimi, çoğunluğa aykırı, ters ve şok edici gelse bile…

 

 

Dileğimiz, başta Anayasa Mahkememiz olmak üzere, tüm yüksek mahkemelerimizin ve yerel mahkemelerimizin bu azınlık görüşündeki evrensel hukuk, insan hakları ve entelektüel birikimi içselleştirerek, uygulamayı bu yönde yönlendirmeleridir.

 

 

kemalakkurt@hotmail.com

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Nâzım Hikmet 117 yaşında
70. yılda insan haklarımız
Çocuklarımızın hakları