İfade özgürlüğü engellenemez

İfade özgürlüğü engellenemez
25 Eylül 2015 10:00

Demokratik toplumlarda, sadece yöneticilerin hoşuna gidecek düşüncelerin değil, her türlü düşüncenin ifade edilmesi asıldır.

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

Ülkemizde daha çok basın özgürlüğü olarak anlaşılsa da, ifade özgürlüğünün kapsamı çok daha geniştir. Bu özgürlüğe her türlü ticari mesaj da dahildir. Kullanılan vasıtalar (gazete, televizyon, internet, dergi, sinema v.b.) da bu özgürlüğün kapsamındadır.

 

İfade özgürlüğüne ilişkin kısıtlamalar istisna, özgürlük asıldır. Kısıtlamanın, demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığına bakılır. Yasayı okuyan herkesin, hangi hallerde kısıtlama olacağını açıkça anlaması lazımdır. Müphem, elastiki, yazana ve söyleyene göre değişecek yorumlara müsait olmaması gerekir mevzuatın.

 

Eskiden düşüncelerini sözlü veya yazılı olarak açıklama cesaretini gösteren sol görüşlüler Ceza Yasası’nın meşhur 141-142, sağ görüşlüler ise aynı yasanın 163.maddesine göre cezalandırılırdı. Yani memnun olunmayan bir düzenleme, kurum veya kurulu eleştirmek suçtu bu maddelere göre. Türkiye birçok şairini, yazarını, düşünürünü ve sanatçısını yıllarca hapislerde çürüttü bu yasa maddelerine göre. Birçok aydın da çareyi yurt dışına kaçmakta buldu. Bu dönemde yurt dışına beyin göçü had safhadaydı.

 

Şimdilerde ceza yasasının meşhur ve sabıkalı 141,142 ve 163 maddeleri yok. Düzenden yana görüşleri ifade edenler için herhangi bir soruşturma veya dava söz konusu değil. Ancak muhalif, yani doğru bildiğini dobra dobra söyleyen ve yazan aydınlar, yazarlar ve gazeteciler için yeni ve tuzak maddeler konuldu Ceza Yasası’na. Mevcut Ceza Yasamızın 301. maddesi bunlardan biri. Muhalif düşünen birçok kişi, bu maddeden dolayı soruşturma geçirdi, açılan davalarla mahkum oldu. Yargıtay da düşünce özgürlüğü’nün önünü tıkayan bu hukuk dışı kararları onaylayarak, ifade özgürlüğünün önünde hep engel oldu.

 

Uygulamada, uluslararası sözleşmeler ve Anayasadaki bu hükümlere güvenerek düşüncelerini ifade edenler, önce hükümetin emrindeki polisin, sonrasında ise polisten gelen çoğu düzmece evraklara göre işlem yapan savcılarımızın kıskacından kurtulamıyorlar. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerin tanıdığı, başta ifade özgürlüğü olmak üzere, tüm hak ve özgürlükler, çağdışı Ceza Yasası, Terörle Mücadele Yasası ve İç Güvenlik Yasası’nın ceberrut hükümleriyle ortadan kaldırılıyor, işlevsiz bırakılıyor.

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), eleştirinin sınırlarının, eleştiri hükümete veya siyasilere yöneldiği zaman, bir bireye yöneldiği durumdan daha geniş olduğunu ifade etmiştir (Costells/İspanya davası). Yani siyasilerin veya topluma mal olmuş ünlülerin eleştiriye daha açık, tahammülkar ve hoşgörülü olmaları gerekir. Bu anlamda siyasilerin veya ünlülerin sert bir şekilde eleştirilmeleri veya karikatürlerinin yapılması, ifade özgürlüğü kapsamındadır.

 

AİHM, geçtiğimiz yıllarda Türkiye ile ilgili verdiği karar ile Ceza Yasamızın meşhur 301. maddesini adeta mahkum etti. Bu maddenin Türkiye’de ifade özgürlüğü üstünde “Demokles’in Kılıcı” gibi durduğuna hükmetti. Geçtiğimiz birkaç yılda birçok aydın, yazar ve gazetecinin bu madde nedeniyle, sırf görüşlerinden dolayı mağdur olduğuna karar verdi (AİHM, Akçam/Türkiye Davası, 2011). Sırada yeni İç Güvenlik Yasası’ndan mağdur olanların mahkumiyet kararları var…

 

Yasalardaki kısıtlayıcı hükümler ve uygulamaların Türkiye’nin tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10.maddesinde öngörülen ifade özgürlüğüne aykırı olduğunu yıllardır söylüyorduk hukukçular olarak. Ancak sesimizi yerel mahkemelerde ve Yargıtay’da duyuramıyorduk. Mahkemeler, Anayasamızın 90.maddesinde düzenlenen “usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda, milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır” hükmünü görmezden geldiler. Yani açıkça Anayasayı ihlal ettiler. Umulur ki AİHM’in verdiği kararlarla, hakimlerimiz ve savcılarımız, başta Anayasa olmak üzere, uluslararası sözleşmelere ve AİHM içtihatlarına uyarlar.

 

Bir ülkede ifade özgürlüğünün olup olmadığının kanıtı, iktidarın her icraatını alkışlayan yandaşların ve trollerin değil, muhalif olanların da görüşlerini rahatça ifade edebilmeleri ve kendilerini güvende hissetmeleridir.

 

Bizim gibi demokrasisi az gelişmiş ülkelerde, düşünce ve ifade özgürlüğü anayasalarda ve yasalarda ayrıntılı olarak anlatılır. Ama gerçek yaşamda insanlara söylenen şudur: “Düşün, ama ifade etme, konuşma”. Yani insan, “hindi” gibi düşünme özgürlüğüne sahiptir. Ancak konuşan bir varlık olarak düşüncesini ifade ederse, tehlike başlıyor demektir…

 

Son günlerde ifade özgürlüğünü ihlal eden uygulamalara, gazete ve parti binalarının basılmasına tanık oluyoruz. Adeta 1980’li, 1990’lı yıllardaki faşizan uygulamalarla tutuklanan ve yargılanan onlarca gazeteci ve yazar, ellerine silah almamışlar, sadece ve sadece Anayasa ve uluslararası sözleşmelerin verdiği güvencelerle düşüncelerini ifade etmişlerdir. Düşüncelerine katılmayabiliriz bu insanların. Düşünceleri, devletin “resmi” ideolojisiyle bağdaşmayabilir. Şiddet içermediği ve şiddeti teşvik etmedikleri sürece, düşünce ve ifade özgürlüklerine saygı duymak zorundayız. Ancak uygulama maalesef böyle değil. Olağanüstü dönemleri hatırlatacak şekilde, iktidara yakın duran ve yalakalık yapanlar el üstünde tutuluyor, muhalif olanlar ise, soruşturma ve kovuşturmalardan kurtulamıyor.

 

Bir ülkede ifade özgürlüğü “sıfırlanmış”, insanlar düşüncelerini rahatça ifade etmekten çekinir duruma gelmişse, bu uygulamaları yapan iktidarın, ilk seçimlerde gideceğinin korkusu ve resmidir. Ancak korkunun ecele faydası yok. Dik duralım, gidecekler…

 

 

 

kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Sivas Katliamı ve insanlığa karşı suçlar
Dünya Emekçi Kadınlar Günü
Nâzım Hikmet 117 yaşında