Hukuki güvensizlik

Hukuki güvensizlik
10 Haziran 2016 11:42

Mevcut Anayasamıza göre, hakimler görevlerinde bağımsızdırlar.

 

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

 

Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak, vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında, mahkemelere ve hakimlere emir veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz (Madde :138). Yine Anayasaya göre, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar. Hakim ve Savcıların tayin, terfi ve atamaları, bu kurul tarafından objektif esaslara göre yapılır (Madde : 159).

 

 

 

Ulusal ve uluslararası mevzuata göre, yasalar ve uygulamalar Anayasa’ya aykırı olamaz. Hukukun en temel ilkelerindendir bu kural. Ancak mevcut iktidar, meclisteki sayısal çoğunluğuna, yani parmak hesabına dayanarak, Anayasayı ve evrensel hukuku bir tarafa bırakarak, yargının köküne kibrit suyu dökmektedir. Zaten “bağımsızlığı” ve “tarafsızlığı” tartışılan yargı, tamamen Adalet Bakanlığı’na bağlanmıştır. Ülkemiz, yönünü bir kez daha batıdan ve uygarlıktan, karanlığa doğru çevirmiş durumdadır.

 

 

 

HSYK’nın son yaz kararnamesine bakıldığında, gerçekten tarafsız ve bağımsız davranan Hakim ve Savcıların “sürgün” edildiklerini, iktidarın dümen suyuna girenlerin ise ödüllendirildiklerini görürüz. Bu durum bile, vatandaşın yargıya güvenmemekte ne kadar haklı olduğunu göstermektedir. Yıllardır hukukçular olarak, HSYK içinden Adalet Bakanı ve Müsteşar’ın çıkarılmasını, bu kurulun tam bağımsız ve özerk olması gerektiğini savunuyorduk. Barolar, T.Barolar Birliği, üniversiteler ve hukuk alanındaki Sivil Toplum Örgütleri de bunu savunuyorlardı. Geldiğimiz nokta ise; HSYK’nın tamamen Adalet Bakanı’na bağlanarak, Bakanlığın içindeki bürokratik bir birim haline getirilmesidir.

 

 

 

Yüksek yargı organlarının ve üyelerinin sadece bağımsız ve tarafsız olmaları yetmiyor. Kamuoyunda da bağımsızlık ve tarafsızlık algısının yerleşmesi gerekiyor. Mevcut yapıda bile olmayan bu algı, son günlerdeki uygulamalar ile tamamen yok ediliyor. Tarafsız ve bağımsız olmaları gereken Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay Başkanlarının, yürütmenin başı olan ve Anayasa’ya aykırı olarak partisinin Genel Başkanı gibi davranan Sayın Cumhurbaşkanı ile birlikte adeta seçim çalışmalarına katılmaları, yargımızın fiilen “Majesteleri’nin Yargısı”na dönüştüğüne işaret ediyor. Bir ülkeye ancak bu kadar kötülük yapılabilir.

 

 

 

Hükümet, vaktiyle yargıyı ve emniyeti koalisyon ortağı olarak “Cemaate” teslim etmişti. Koalisyondaki çatlaklar nedeniyle, yargıyı ve emniyeti şimdi de tamamen kendisine bağlamak istiyor. Yani yargı da, hükümetin emniyeti gibi yapılmak isteniyor. Oysa yargı, devletin üçlü sac ayağının (yasama, yürütme ve yargı) olmazsa olmazıdır. Tarafsız ve bağımsız olması gerekir. Yargının vaktiyle Cemaate teslim edilmesi elbette yanlıştı. Ancak şimdi Hükümet’e bağlanması da bir o kadar yanlıştır. Yargının bir vesayetten kurtarılıp, başka bir vesayete bağlanmasına mahkum edilmek isteniyoruz. Böyle gariplikler ve hukuksuzluklar da ancak bizim gibi üçüncü dünya ülkelerinde görülebiliyor. Bu nedenle de iki yakamız bir araya gelemiyor…

 

 

 

Türkiye’de her dönemde yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı tartışmalı olmuştur. Ancak hiçbir dönemde, yargı bugünkü kadar bağımlı olmamıştır. Nitekim Başbakan Yardımcısı da yargının Cumhurbaşkanı’na bağlı olduğunu itiraf etmekte hiçbir sakınca görmemiştir. Yargının toplum nezdindeki güvenirliği, hiçbir zaman bu dönemdeki kadar kötü olmamıştır.

 

 

Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı yanında, hesap verebilir olması da gerekir. Bunun için de gerek Anayasa Mahkemesi, gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen tazminatların, hatalı kararları veren hakim ve savcılardan rücû yoluyla tahsili gerekir. Böylece kısmen de olsa yanlış ve keyfi yargılamaların ve kararların önüne geçilmiş olacaktır.

 

 

Hukukun yerinin, çoğunluk partisinin keyfi yönetimine bırakıldığı bir ülkede, yurttaşlar kendilerini tam bir “hukukî güvensizlik” içinde hissederler. Bu ortamın hukukçular açısından anlamı ise daha ağırdır: Utanç!

 

 

Lord Acton’un günümüz koşullarına uyan güzel bir sözü var : “İktidar bozar; mutlak iktidar ise mutlaka bozar”. Türkiye’de “mutlak iktidar” dönemini yaşıyoruz.

 

 

 

Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği Başkanı

 
kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Dünya Emekçi Kadınlar Günü
Nâzım Hikmet 117 yaşında
70. yılda insan haklarımız