HER TANRI’NIN  KULU  “AJAN” DEĞİLDİR!

HER TANRI’NIN KULU “AJAN” DEĞİLDİR!
12 Mart 2012 10:24

Sezgin Tanrıkulu’nun, “Hukukçu dostum Prof. Dr. Osman Doğru’nun oğlu olan ve çocukluğundan beri tanıdığım Emre de çeşitli kereler bana, analizlerinde kullanmak için sorular yöneltmiştir” demesinden sonra; CIA’ya özel istihbarat üreten Stratfor’un Wikileaks’te yayınlanan iç yazışmalarındaki TR-705 kod numaralı bilgi kaynağının CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu olduğu kesinleşti… Tanrıkulu, eski Diyarbakır Baro Başkanı ve Abdullah Öcalan’ın avukatı. Şimdi CHP’de Genel Başkan Yardımcılığı görevini yapıyor! Emre Doğru’nun ise, “PKK’nın üç ateşkesi için daha önce bilgilendiren ana Kürt haber kaynağım” şeklinde tanımladığı abisi…
Sezgin Tanrıkulu, CIA analizlerinde kullanılacağını bilerek, Emre’ye bilgi vermiş!..
Emre Doğru, Prof. Dr. Osman Doğru’nun başarılı, biricik akıllı oğlu. TÜSİAD Washington temsilcisi. Stajını Birleşmiş Milletler ve NATO’da yapmış. CIA’nin yan kuruluşu Strafor’un gözdesi! Okumuş çocuk. Yöneticisi olan Friedman onu:”İyi iş çıkarttın Emre. Seni bundan sonra, daha çok konferansa göndereceğimizi düşünüyorum” diyerek, teşvik etmiş. Taşıdığı bilgileri, yöneticisi önemsediğine göre, kimse onları sıradan haberler gibi yutturamaz bize! Friedman, sırası geldiğinde de Emre’yi övmüş. Kendisi ile aynı işi yapan elemanlara gönderdiği bir çalışma “yönergesinde”:“Aynı dili konuştuğu ve saat diliminde olduğu için kaynaklara Emre’nin bir telefonla ulaşması daha iyi olabiliyor” diyerek, Emre’nin ekip içindeki önemine vurgu yapmış!…
Bu iç yazışmayı mutlaka okumanızı öneriyorum…(1)
Okursanız, Hürriyet ve Sabah’ın Stratfor’un “konfederasyon ortakları” olduğuna ve “cnnturk.com” ile “aktifhaber.com”da “çakma” haberler yaptıklarına tanık olacaksınız. Ayrıca CIA’nin, dış ülkelerde işleri nasıl yürüttüğünü de bu yazıdan kolayca anlayabilirsiniz. Öte yandan, bu yazı, Stratfor’da işe girecekler için de bir kılavuz niteliğindedir. Daha da önemlisi, farkında olmadan CIA’nın elemanı gibi çalışanlara, uyarıcı ve paha biçilmez bir ders gibidir…
Emre Doğru, ifşa edildikten sonra, TÜSİAD Washington Temsilciliği görevinden istifa etmek zorunda kalmış. Türkiye aleyhine bir iş yapmamışsa neden istifa ediyor? Onu artık merak etmiyoruz, bundan sonra başına bir iş gelemez, arkasında dağ gibi CIA duruyor!..
Benim asıl merak ettiğim, Emre’nin bu yaşta o kadar merdiveni bu kadar hızlı nasıl tırmanabildiğidir. Mutlaka elinden bir tutanı olmalıdır. Ailenin vereceği desteğin yeterli olacağını düşünmüyorum! Sonuçta babası hukukçu bir öğretim üyesidir…
Siz de Prof. Dr. Osman Doğru kimdir diye hiç merak ettiniz, değil mi?
Ben bu sorunun yanıtını öğrendim. Ülkemizde aynı isimden iki profesör var. Biri Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniğinin Şefi; kendi geliştirdiği bir tedavi yöntemi ile kıl dönmesi hastalığını ameliyatsız tedavi etmeyi başarmış, dünya çapında bir bilim adamı.(2) Diğeri, hukuk doktoru; aynı zamanda profesör tabi…
İkincisini biraz daha tanıyalım:
Hukuk doktoru; “Korku” duygusunu referans alarak, insanın kafasını karıştırmakta oldukça mahir. Dinleyenleri büyüleyip, korkutuyor!..
TESEV için hazırladığı “Türkiye’de Ceza Adalet Mekanizmasının Sanık Öğüten Çarkları” başlıklı rapor, bu konuda bir ilk sayılır! Hoca, Hukuk Fakültesi’nde İnsan Hakları dersi de veriyor. Raporunda; İstiklal, Yassıada ve Sıkıyönetim Mahkemelerinin “adalet dağıtmak” için kurulmadığını söyledikten sonra, yürürlükteki usul aksaklıklarına değiniyor…
Özel görevli ağır ceza mahkemeleri için ise, henüz ağzından eleştirel bir söz çıkmış değil!..
“Hayatta kalmak için tek alternatif teslim olmak ise, ölmeyip teslim olmak suç sayılabilir mi?” sorusunu, Anayasanın 17. maddesinde belirtilen “Yaşam Hakkı”nı hatırlatarak yanıtlıyor. Sonuç olarak:”Dağlıca baskınında” öldürülmekten korktukları için, PKK’lı teröristlere “teslim” olan askerleri, haklı göstermeye çabalıyor!.. Askeri Mahkemeyi, ölmekten korktukları için teslim olan askerleri, suçlu bulduğu için yargılıyor!.. Kısaca mahkemeyi, teslim olan askerleri “ölmeme suçu”nu işlemiş, kabul etmekle suçluyor!..
Siirt’te yaşanan bir başka olayda; taşlı saldırıya uğrayan konvoydaki bir askerin, korkudan rast gele etrafa açtığı ateş sonucu bir kişinin ölümüne sebebiyet vermesini ise, “yargısız infaz” olarak değerlendiriyor! Mahkemenin sanığı cezalandırmamasını acımasızca eleştiriyor. PKK’ya teslim olan askerler için “korku” duygusunu, “hukuka uygunluk nedeni” olarak sunan Hoca, “Yaşam Hakkı”nı savunmak için, hedef gözetmeden sağa sola ateş ederek, tehlikeyi bertaraf etmeye çalışan askerin, bu hareketini ise, “yargısız infaz” olarak gösterebiliyor!.. (3)
“Korku” duygusu, bir olayda “hukuka uygunluk nedeni” diğerinde değil!.. PKK’nın işine gelecek şekilde fetva buna denir!..
TESEV’e rapor hazırladığı için önemli bir işlev üstlendiği belli olan Hoca’nın, başka ilginç fikirlerine de rastladım: 2008’de Star gazetesinde yazdığı bir yazıda; AKP’ye kapatma davası açan Yargıtay Başsavcılığı için düşüncesini şöyle açıklamış:”Yargıtay Başsavcısının AKP ile ilgili iddianamesinde sürekli Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına atıfta bulunmasının nedeni de bu. Verilecek kararın uluslararası bir yargı organınca denetleneceği bilgisine sahip çünkü. Yani iktidarı şiddetle ele geçirmek yerine daha farklı müdahale biçimleri ortaya çıkıyor” diyor. (4)
Yargıtay Başsavcılığı’nın, AKP hakkında dava açılmasını; “iktidarı ele geçirme” faaliyeti olarak gösteriyor!.. Temel düşünce yapısını şu cümlesi özetliyor:” 27 Mayıs çalışırken rüyamda üç kez asıldığımı gördüm… “ (5)
Bu yazıyı da buldum, sizler için ekliyorum… (6) Bir ara zaman yaratıp, onu da lütfen okuyun!..
TR-325 kod numaralı Enerji Uzmanı Faruk Demir’in, Stratfor’dan aldığı “aylık” ücretin 20 bin dolar olduğu ortaya çıkmış. Faruk Demir, kendi adı verilerek, Başbakan’ın sağlık durumu ile ilgili yapılan haberleri yalanlarken, Stratfor ile olan ilişkisine de “açıklık” getirmiş. Kendisinden dinleyelim:”2010 yılı Mart ayı içerisinde tanışma süreci dâhil olmak üzere; Bölgesel Enerji gelişmeleri hakkında ayda 4 soru ile sınırlı bir danışmanlık hizmet anlaşmam olan Stratfor ile Enerji bağlamındaki 30 kadar e-mail ve bölgesel jeopolitik gelişmeler hakkındaki Kasım-Aralık ayı içerisindeki 6 adet e-mail dışında bir ilgim ve ilişkim yoktur.” Daha ne olsaydı? Strafor ile arasında bir “hizmet anlaşması” olduğunu kabul ederek, işin içinden sıyırabileceğini sanıyor. Sanki Strafor diğer adamları ile “ajanlık anlaşması” yapıyor! Faruk Demir ayda sadece 4 adet soruya yanıt veriyormuş! İfşa olana kadar, toplam 36 e-mail göndermiş. Fazla bir şey yok yani! Dikkat ettiniz mi, kendisine ödenen ücret, personele verilen gibi aylık olarak ödeniyor!.. (7)
TR-705’ kod numaralı Sezgin Tanrıkulu’na ücret veriliyor mu, bilemiyorum. Vermiyorlarsa, Direktör Friedman’ı protesto etmeyi düşünüyorum!.. Kendisine fena halde küseceğim! İster misiniz koskoca CHP Genel Başkan Yardımcısının, analiz için gönderdiği bilgilerin ücretini de Emre alsın! Olur mu olur!.. ABD’ye “Marabalık” yapmak Kürtlerin kaderi mi?.. Bu sorunun yanıtını da geriye kalan Kürtler düşünüp bulsun!..
Birkaç yıl önce avukatlığını yaptığım Balkanlar’da “mafya lideri” olarak tanınmış bir düşün adamı; bir sohbet sırasında kıssadan hisse kabilinden bir hikâyecik anlatmıştı. Onu da paylaşmak istiyorum: “İkinci Dünya Savaşı sırasında, bütün Avrupalı uluslar, Hitler’e ajanlık yapmışmış. Bu işi ücretsiz olarak yapan bir tek bizim aptal Arnavutlardı!” demişti bana… Genel Başkan Yardımcımız ve bu çok değerli meslektaşımın, benzer bir duruma düşürülmesine, asla gönlüm razı değil!.. Bilmenizi istedim!..
Hiç merak ettiniz mi, Başbakan, CHP’ye saldırmak için, gerektiğinde Cumhuriyetin ilk yıllarını bile yerden yere vururken, bu konuda neden dilini yutmuş? Sanki CHP ile gizli bir anlaşma yapmışlar. Değil mi? İlginçtir, MHP de bu konunun üzerine bir türlü gidemiyor! Anlaşılan, karşı tarafta ABD olunca, iktidar da muhalefet de dut yemiş bülbül gibi! Ve zaten söylenenlerin doğru olduğuna olan inancı pekiştiren, onların bu tutumu değil mi?..
Av. Cemil Can
DİPNOTLAR:
(1)http://www.cemilcan.av.tr/Stratfor_Yonergesi.pdf
(2)http://web.firat.edu.tr/firathaber/sayilar/176/4.pdf
(3) http://www.stargazete.com/yazar/fadime-ozkan/osman-dogru-surec-27-mayis-a-benzemiyor-yapilabilecekler-var-cunku-haber-99196.htm
(4)http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&CategoryID=42&ArticleID=977726
(5) 3 numaralı bağlantıdaki yazı.
(6) http://www.cemilcan.av.tr/Adalet_Mekanizmasi.pdf
(7) http://utanmazmedya.com/gundem/85854-faruk-demir-stratfor-a-basbakan-erdogan-in-2-yil-omru-kaldi-dedi-mi-faruk-demir-den-aciklama.html

Sezgin Tanrıkulu’nun, “Hukukçu dostum Prof. Dr. Osman Doğru’nun oğlu olan ve çocukluğundan beri tanıdığım Emre de çeşitli kereler bana, analizlerinde kullanmak için sorular yöneltmiştir” demesinden sonra; CIA’ya özel istihbarat üreten Stratfor’un Wikileaks’te yayınlanan iç yazışmalarındaki TR-705 kod numaralı bilgi kaynağının CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu olduğu kesinleşti… Tanrıkulu, eski Diyarbakır Baro Başkanı ve Abdullah Öcalan’ın avukatı. Şimdi CHP’de Genel Başkan Yardımcılığı görevini yapıyor! Emre Doğru’nun ise, “PKK’nın üç ateşkesi için daha önce bilgilendiren ana Kürt haber kaynağım” şeklinde tanımladığı abisi…



 Sezgin Tanrıkulu,  CIA analizlerinde kullanılacağını bilerek, Emre’ye bilgi vermiş!..
 Emre Doğru, Prof. Dr. Osman Doğru’nun başarılı, biricik akıllı oğlu. TÜSİAD Washington temsilcisi. Stajını Birleşmiş Milletler ve NATO’da yapmış. CIA’nin yan kuruluşu Strafor’un gözdesi! Okumuş çocuk. Yöneticisi olan Friedman onu:”İyi iş çıkarttın Emre. Seni bundan sonra, daha çok konferansa göndereceğimizi düşünüyorum” diyerek, teşvik etmiş. Taşıdığı bilgileri, yöneticisi önemsediğine göre, kimse onları sıradan haberler gibi yutturamaz bize! Friedman, sırası geldiğinde de Emre’yi övmüş. Kendisi ile aynı işi yapan elemanlara gönderdiği bir çalışma “yönergesinde”:“Aynı dili konuştuğu ve saat diliminde olduğu için kaynaklara Emre’nin bir telefonla ulaşması daha iyi olabiliyor” diyerek, Emre’nin ekip içindeki önemine vurgu yapmış!…



 Bu iç yazışmayı mutlaka okumanızı öneriyorum…(1)



 Okursanız, Hürriyet ve Sabah’ın Stratfor’un “konfederasyon ortakları” olduğuna ve “cnnturk.com” ile “aktifhaber.com”da “çakma” haberler yaptıklarına tanık olacaksınız. Ayrıca CIA’nin, dış ülkelerde işleri nasıl yürüttüğünü de bu yazıdan kolayca anlayabilirsiniz. Öte yandan, bu yazı, Stratfor’da işe girecekler için de bir kılavuz niteliğindedir. Daha da önemlisi, farkında olmadan CIA’nın elemanı gibi çalışanlara, uyarıcı ve paha biçilmez bir ders gibidir…
 Emre Doğru, ifşa edildikten sonra, TÜSİAD Washington Temsilciliği görevinden istifa etmek zorunda kalmış. Türkiye aleyhine bir iş yapmamışsa neden istifa ediyor? Onu artık merak etmiyoruz, bundan sonra başına bir iş gelemez, arkasında dağ gibi CIA duruyor!..



Benim asıl merak ettiğim, Emre’nin bu yaşta o kadar merdiveni bu kadar hızlı nasıl tırmanabildiğidir. Mutlaka elinden bir tutanı olmalıdır. Ailenin vereceği desteğin yeterli olacağını düşünmüyorum! Sonuçta babası hukukçu bir öğretim üyesidir…



 Siz de Prof. Dr. Osman Doğru kimdir diye hiç merak ettiniz, değil mi?



 Ben bu sorunun yanıtını öğrendim. Ülkemizde aynı isimden iki profesör var. Biri Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniğinin Şefi; kendi geliştirdiği bir tedavi yöntemi ile kıl dönmesi hastalığını ameliyatsız tedavi etmeyi başarmış, dünya çapında bir bilim adamı.(2) Diğeri, hukuk doktoru; aynı zamanda profesör tabi…



 İkincisini biraz daha tanıyalım:



 Hukuk doktoru; “Korku” duygusunu referans alarak, insanın kafasını karıştırmakta oldukça mahir. Dinleyenleri büyüleyip, korkutuyor!..



 TESEV için hazırladığı “Türkiye’de Ceza Adalet Mekanizmasının Sanık Öğüten Çarkları” başlıklı rapor,  bu konuda bir ilk sayılır! Hoca, Hukuk Fakültesi’nde İnsan Hakları dersi de veriyor. Raporunda; İstiklal, Yassıada ve Sıkıyönetim Mahkemelerinin “adalet dağıtmak” için kurulmadığını söyledikten sonra, yürürlükteki usul aksaklıklarına değiniyor…



 Özel görevli ağır ceza mahkemeleri için ise, henüz ağzından eleştirel bir söz çıkmış değil!..
 “Hayatta kalmak için tek alternatif teslim olmak ise, ölmeyip teslim olmak suç sayılabilir mi?” sorusunu, Anayasanın 17. maddesinde belirtilen “Yaşam Hakkı”nı hatırlatarak yanıtlıyor. Sonuç olarak:”Dağlıca baskınında” öldürülmekten korktukları için, PKK’lı teröristlere “teslim” olan askerleri, haklı göstermeye çabalıyor!..  Askeri Mahkemeyi, ölmekten korktukları için teslim olan askerleri, suçlu bulduğu için yargılıyor!.. Kısaca mahkemeyi,  teslim olan askerleri  “ölmeme suçu”nu işlemiş, kabul etmekle suçluyor!..  



 Siirt’te yaşanan bir başka olayda; taşlı saldırıya uğrayan konvoydaki bir askerin, korkudan rast gele etrafa açtığı ateş sonucu bir kişinin ölümüne sebebiyet vermesini ise, “yargısız infaz” olarak değerlendiriyor!  Mahkemenin sanığı cezalandırmamasını acımasızca eleştiriyor.  PKK’ya teslim olan askerler için “korku” duygusunu, “hukuka uygunluk nedeni” olarak sunan Hoca, “Yaşam Hakkı”nı savunmak için, hedef gözetmeden sağa sola ateş ederek, tehlikeyi bertaraf etmeye çalışan askerin, bu hareketini ise, “yargısız infaz” olarak gösterebiliyor!.. (3)
 “Korku” duygusu, bir olayda “hukuka uygunluk nedeni” diğerinde  değil!.. PKK’nın işine gelecek şekilde fetva buna denir!..



 TESEV’e rapor hazırladığı için önemli bir işlev üstlendiği belli olan Hoca’nın, başka ilginç fikirlerine de rastladım:  2008’de Star gazetesinde yazdığı bir yazıda; AKP’ye kapatma davası açan Yargıtay Başsavcılığı için düşüncesini şöyle açıklamış:”Yargıtay Başsavcısının AKP ile ilgili iddianamesinde sürekli Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına atıfta bulunmasının nedeni de bu. Verilecek kararın uluslararası bir yargı organınca denetleneceği bilgisine sahip çünkü. Yani iktidarı şiddetle ele geçirmek yerine daha farklı müdahale biçimleri ortaya çıkıyor” diyor. (4) 



 Yargıtay Başsavcılığı’nın, AKP hakkında dava açılmasını; “iktidarı ele geçirme” faaliyeti olarak gösteriyor!.. Temel düşünce yapısını şu cümlesi özetliyor:” 27 Mayıs çalışırken rüyamda üç kez asıldığımı gördüm… “ (5)



 Bu yazıyı da buldum, sizler için ekliyorum… (6) Bir ara zaman yaratıp, onu da lütfen okuyun!..
 TR-325 kod numaralı Enerji Uzmanı Faruk Demir’in, Stratfor’dan aldığı “aylık” ücretin 20 bin dolar olduğu ortaya çıkmış. Faruk Demir, kendi adı verilerek, Başbakan’ın sağlık durumu ile ilgili yapılan haberleri yalanlarken, Stratfor ile olan ilişkisine de “açıklık” getirmiş. Kendisinden dinleyelim:”2010 yılı Mart ayı içerisinde tanışma süreci dâhil olmak üzere; Bölgesel Enerji gelişmeleri hakkında ayda 4 soru ile sınırlı bir danışmanlık hizmet anlaşmam olan Stratfor ile Enerji bağlamındaki 30 kadar e-mail ve bölgesel jeopolitik gelişmeler hakkındaki Kasım-Aralık ayı içerisindeki 6 adet e-mail dışında bir ilgim ve ilişkim yoktur.” Daha ne olsaydı? Strafor ile arasında bir “hizmet anlaşması” olduğunu kabul ederek, işin içinden sıyırabileceğini sanıyor. Sanki Strafor diğer adamları ile “ajanlık anlaşması” yapıyor! Faruk Demir ayda sadece 4 adet soruya yanıt veriyormuş! İfşa olana kadar, toplam 36 e-mail göndermiş. Fazla bir şey yok yani! Dikkat ettiniz mi, kendisine ödenen ücret, personele verilen gibi aylık olarak ödeniyor!.. (7)



 TR-705’ kod numaralı Sezgin Tanrıkulu’na ücret veriliyor mu, bilemiyorum. Vermiyorlarsa, Direktör Friedman’ı protesto etmeyi düşünüyorum!.. Kendisine fena halde küseceğim! İster misiniz koskoca CHP Genel Başkan Yardımcısının, analiz için gönderdiği bilgilerin ücretini de Emre alsın! Olur mu olur!.. ABD’ye “Marabalık” yapmak Kürtlerin kaderi mi?.. Bu sorunun yanıtını da geriye kalan Kürtler düşünüp bulsun!..



 Birkaç yıl önce avukatlığını yaptığım Balkanlar’da “mafya lideri” olarak tanınmış bir düşün adamı; bir sohbet sırasında kıssadan hisse kabilinden bir hikâyecik anlatmıştı. Onu da paylaşmak istiyorum: “İkinci Dünya Savaşı sırasında, bütün Avrupalı uluslar, Hitler’e ajanlık yapmışmış. Bu işi ücretsiz olarak yapan bir tek bizim aptal Arnavutlardı!” demişti bana… Genel Başkan Yardımcımız ve bu çok değerli meslektaşımın, benzer bir duruma düşürülmesine, asla gönlüm razı değil!.. Bilmenizi istedim!..



 Hiç merak ettiniz mi, Başbakan, CHP’ye saldırmak için, gerektiğinde Cumhuriyetin ilk yıllarını bile yerden yere vururken, bu konuda neden dilini yutmuş? Sanki CHP ile gizli bir anlaşma yapmışlar. Değil mi? İlginçtir, MHP de bu konunun üzerine bir türlü gidemiyor! Anlaşılan, karşı tarafta ABD olunca, iktidar da muhalefet de dut yemiş bülbül gibi! Ve zaten söylenenlerin doğru olduğuna olan inancı pekiştiren,  onların bu tutumu değil mi?..



 Av. Cemil Can



DİPNOTLAR:
(1)http://www.cemilcan.av.tr/Stratfor_Yonergesi.pdf
(2)http://web.firat.edu.tr/firathaber/sayilar/176/4.pdf
(3) http://www.stargazete.com/yazar/fadime-ozkan/osman-dogru-surec-27-mayis-a-benzemiyor-yapilabilecekler-var-cunku-haber-99196.htm
(4)http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&CategoryID=42&ArticleID=977726
 (5) 3 numaralı bağlantıdaki yazı.
(6) http://www.cemilcan.av.tr/Adalet_Mekanizmasi.pdf
(7) http://utanmazmedya.com/gundem/85854-faruk-demir-stratfor-a-basbakan-erdogan-in-2-yil-omru-kaldi-dedi-mi-faruk-demir-den-aciklama.html

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
‘Bağımsızlık’ mı ‘hırsızlık’ mı?!..
Devletin ‘özel’i olmaz!..
‘Cesaret ödülü’nün bedeli!..