‘Her ağacın kurdu özünden olur’!..

‘Her ağacın kurdu özünden olur’!..
12 Mayıs 2014 09:07

Eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Türkiye’nin gündemine bomba gibi düşen ve istifasına neden olan 700 bin liralık saati, “gazetede gördüm” dedi.

 

Cemil CAN H&H YORUM

 

Üretici firma “biz gazetelere reklam vermeyiz” diyerek Çağlayan’ı yalanladı. Ardından saatin “garantisi benim üzerimedir” dedi. Firma yetkilileri bu defa da garanti belgelerine müşteri ismi yazılmadığını söylediler. Zafer Bey, bunları görmezden geldi. Pişkin pişkin elindeki fatura ile kendini Meclis kürsüsüne attı. Bu defa da 76 milyon Türk halkının gözünün içerisine baka baka “Ben aldım. İşte faturası” dedi… Vücut dili zaten Çağlayan’ı ele vermişti. Fatura da sahte çıkınca, Başbakanına sözünü verdiği zaferi kazanamadı… Erdoğan, bu yüzden burnundan solumaya başladı. Kızgınlığının hıncını, Danıştay’ın 146. kuruluş yıl dönümünde konuşan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’ndan çıkarttı…

 

Feyzioğlu’nun Van’da konteyner kentte yaşayanlardan getirdiği selamı “siyasi” bulan Erdoğan, adeta çılgına döndü. Feyzioğlu’na bir küfür etmediği kaldı… Oysa Feyzioğlu, bu önemli toplantıyı fırsat bilerek, devletin tepesine; Anayasanın “sosyal devlet” ilkesini ve buna bağlı olarak da devletin yurttaşın barınma ihtiyacını gidermesi gerektiğini hatırlatmak istemişti… En üst hukuk normu olan Anayasadaki bu kuralın hatırlatılmasının “siyasi” bir söylem olarak değerlendirileceğini nereden bilebilirdi!.. Kaldı ki, siyasi olsa ne fark ederdi?..
Time dergisinde yayınlanan bir habere göre, 2013 yılının başlarında Türkiye 200 bin Suriyeliye ev sahipliği yapıyordu. Son zamanlarda 700 bine çıkan bu sayının, bu yıl içerisinde 750 bin daha artması bekleniyor. Suriyelilere karşı kesenin ağzını sonuna kadar açarak, cömertlik gösterisi yapan hükümetin, kendi vatandaşının feryadını duymaması ne tuhaf değil mi? Bu durumun hatırlatılmasını ise, Başbakan neredeyse devlet krizine dönüştürdü!..

 

Hükümetimiz, hesap sorulmasına hiç alışık değil. Sözünün edilmesinden bile rahatsızlık duyuyor. Suudi Arabistan Kralı Abdullah’ın, Bilal’in Vakıfbank’taki hesabına gönderdiği 99 milyon 999 bin 990doların, Sevda Tepesi olarak bilinen ve Krala satılan araziye imar izni verilmesinin karşılığı olduğu iddiasına dair soruya, üç haftadır yanıt verilemiyor…

 

Aslında Feyzioğlu’nun Başbakanı sinirlendiren sözleri, Van’dan getirdiği selamdan çok; Barolar Birliğinin meslek odalarından farkını ortaya koyan “devletin üç erkinden biri olan yargı erkinin içinde kurucu unsur olan avukatların örgütlü gücüdür” şeklindeki sözleridir. Belli ki, Başbakan Feyzioğlu’nun bu cümlesini hiç sevmemiştir. Zaten bağımsız olması gereken Yargı erkinin, kurucu unsurlarından olan avukatların da bağımsız olması gerektiğine işaret edilmesini bir türlü sindirememektedir. Kendisine bağlı olmayan hiçbir kurum ve kuruluşa tahammül edemeyen Erdoğan, bu yüzden bağırıp çağırmaya başlamıştır…

 

Feyzioğlu’nun, “Demokrasilerde siyasi partiler, iktidara, yargı tarafından denetlenmeyi peşinen kabul ederek talip olurlar. Elbette bu denetim siyasi değil, hukuki bir denetim olmalıdır” şeklindeki sözlerini, Erdoğan adeta hakaret gibi kabul eder ve hiçbir zaman duymak istemez. Bakanlarının yaptığı yolsuzluklar, aile fertlerinin mal varlığındaki korkunç artış ve hükümet üyelerinin işlediği anayasal suçların hesabını vermemeye kararlıdır! Bu yüzden pek yakında “hesap verme” sözünü de yasaklarsa, hiç şaşırmayın…
Bütün bu olup bitenden daha da ilginç olan ise, Danıştay Başkanı Zerrin Güngör‘ün, Başkanlık adına yaptığı Erdoğan’ı destekleyen açıklamasıdır. Güngör’ün: “Devlet Protokolünün de yer aldığı bugünkü resmi törende, Barolar Birliği Başkanı tarafından siyasi içerikli ve idari yargı konuları ile ilgisi olmayan bir konuşma yapılmıştır” şeklindeki sözleri, hukukçuların dudaklarını uçuklatmıştır. İdarenin işlem ve eylemlerini hukuka uygunluk bakımından denetlemekle görevli olan yüksek mahkeme, bu açıklaması ile adeta kendini inkâr etme noktasına getirilmiştir… Yüksek yargıçların salonu terk eden Erdoğan’a teşrifat memurluğu yapması ise yargının düşürüldüğü durumun hazin resmi olarak hafızalara kazınmıştır…

 

Vaktiyle Tayyip Erdoğan, Zerrin Güngör’ün Danıştay Başkanlığı’na seçilmesi için, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e, şimdiki 13. Daire Başkanı Nevzat Özgür’ün yarıştan çekilmesi talimatını vermiş ve o talimat yerine getirilmişti. Bu şekilde başkanlığa “seçtirilen” Zerrin Hanım, belli ki, şimdi Erdoğan’a olan diyet borcunu ödemektedir…

 

Y-CHP‘nin Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu da bu fırsatı kaçırmamıştır. Loğoğlu, Feyzioğlu’nu yıpratmak ve Erdoğan’ı aklamak için üzerine düşeni yapmıştır: “Feyzioğlu’nun adı birçok platformda değişik mevkiler için geçiyor. Konuşma tarzından da beden dilinden de konuşmanın öyle çok masum, siyasi olmayan bir konuşma olmadığı da açık” diyerek, Zerrin Hanımın yolunu izlemiştir… Düşünebiliyor musunuz ana muhalefetin Genel Başkan Yardımcısı, hükümetin başı Erdoğan’ı eleştirme yerine, CHP’li Feyzioğlu’nu yıpratmayı tercih etmiştir. Bu tutum oldukça anlamlıdır. Böylece, Y-CHP’nin iktidara gelme gibi bir derdi olmadığı, işgalcilerin sadece parti içindeki iktidarlarını korumak için çaba gösterdikleri ve “yandaş muhalefet” görevini yerine getirmeyi yeterli gördükleri de kanıtlanmış olmaktadır…

 

Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’nun “bağımsız yargı” feryadının ve gerçek CHP’lilerin önlerine koyduğu, partiyi Sorosçuların işgalinden kurtarma hedefinin, ne kadar haklı ve yerinde olduğu gerçeği de bir kez daha gözler önüne serilmiştir!..
Tıpkı TSK’ya ihanet edenlerin başında subayların geldiği gibi, yargı bağımsızlığının yok edilmesi için de en önemli adımlar, yine yargı içerisinden gelmiştir…

 

Av. Cemil Can

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
‘Bağımsızlık’ mı ‘hırsızlık’ mı?!..
Devletin ‘özel’i olmaz!..
‘Cesaret ödülü’nün bedeli!..