Halka inmek, halka çıkmak…

Halka inmek, halka çıkmak…
22 Kasım 2020 08:07

Kendi halkına yabancılaşmış aydınların halkını değiştirip dönüştürmesi söz konusu olmamıştır dünyanın hiçbir yerinde… Peki, çayı şekersiz içmenin bile “sen de amma entelsin” diye yadırganabildiği bir toplumda aydın halk ilişkisinin akıbeti ne olacak? Nasıl bir iletişim ve etkileşim tarzı benimsenecek?

 

 

Salih Levent UĞURLU H&H YORUM

 
Bir sonraki iş arama aşamasında “okuyan ne oluyor sanki” imalarına maruz kalacak üniversite eğitiminden geçmiş kişilerin dramı, daha askerdeyken “poşet” olarak yaftalanmakla başlar…

 
“Baba parasıyla kızlarla dört sene boyunca gezen” bu poşetler iyi konuşan, oturmasını kalkmasını bilen adamlardır. Ancak bazı asker arkadaşları tarafından sevilmezler…

 
Bazı poşetler de az değildir tabii… Tepeden baktıkları çok olur, bu okumamış ya da okuyamamış uzun dönem askerlik yapan çocuklara…

 
Mosca’nın, Pareto’nun klasik elit teorilerini burada anlayabilirsin… Antonio Gramsci’nin, Ziya Gökalp’in aydınlar teorilerini, halk aydın çekişmesini burada net şekilde gözlemlersin… Bu çekişme ve çatışma ortamı en somut haliyle belki de askerlikte başlar. Okuyan şu tarafa ayrılsın, okumayan bu tarafa ayıklamasından sonra dananın kuyruğu kopar…

 
Bu katı hiyerarşik ortamda bazı adaletsizliklerin, çekişmelerin önü de açılmış olur açıkçası… Hele celp arasında bir de bedelli askerlik yasası çıkarsa bak gör, dinle sen askerler arasındaki konuşmaları…

 
Şu an askerlik sisteminde birtakım değişiklikler olsa da toplumsal tahlillere son derece açıktır bu ortam…

 
Vatani görev olması bir tarafa, çağın gerekliliklerine uygun hale getirilmesi de bir tarafa askerlik toplumun röntgenini çekmek açısından bulunmaz bir laboratuvardır.

 
Kadın okuyucular “iyi ki bir askerlik yaptınız” demesinler yine…

 
Bakın tahlil demişken bir de anı anlatayım sizlere…

 
BİR GARİP ASKERLİK ANISI

 
Komando olarak gittiğim askerde adımın “b.k çavuşu” olarak anılması da bir “poşet” olarak kaderim oldu. Anlatayım…

 
Bizim bölüğün tuvaleti sık sık tıkanırdı. Ve ne hikmetse bu durum hep benim nöbetime denk gelirdi. Usta çağırırdım, uzun uğraşlar sonucu tuvaletin deliğinden taşlar çıkardı…

 
Neden diye sormayın işte…

 
Tuvalete girerken cebine taş alıp poposunu silen, taşı da tuvaletin deliğine atan cahil çocuklar vardı… Hadi canım sen de demeyin… 2000’lerin Türkiye’sinde ömrü hayatında köyünden çıkmamış, bu temel eğitimlerden geçmeyen insanlar var.

 
“Aman canım beş yaşındaki çocuk bile akıllı telefon kullanıyor, ilerledik, çağ atladık” diyoruz ama madalyonun böyle de bir yüzü var…

 
Ülkenin buz gibi gerçeği bunlar… Belki de meseleye önce buradan başlamak lazım…

 
Benim açımdan çok yönlü bir tahlil olduğu bir gerçek…

 

 

ÇAKICI’NIN TEHDİTLERİ VE AYDIN SORUMLULUĞU

 
Ülkenin üzerinden silindir gibi geçen 1980 askeri darbesi siyasete, topluma, düşünceye ve düşünce insanlarına ağır darbe vurdu.

 
Bundan ülkücü camia da nasibini aldı haliyle… 80 darbesinin ardından ülkücü camiada da bir aydın krizi yaşanmıyor değil… Duruşuyla, yaptıklarıyla “vay be” diyebileceğimiz yazan, okuyan ya da güçlü akademik çalışmaları olan kaç kişi var diye hafızamızı zorlasak iki elin parmağını geçer geçmez…

 
Düşünce insanlarına şiddetle ihtiyaç duyulan bir camiada Yusuf Halaçoğlu, Özcan Yeniçeri, en son Ümit Özdağ’ın istenmeyen kişiler kervanına katılması, daha net ifadeyle entelektüel kişilikleriyle öne çıkan isimlere neşter vurulması garip geliyor bana…

 
Olayı sadece gündelik siyasetin parametreleriyle açıklamaya çalışmak ne derece doğrudur bilemem… Sonuçta sayıları azımsanmayacak kadar fazla olan isimler MHP’den sonra İYİ Parti’de de istenmedi… (Sadece bu üç ismi verdim. İsimler farklı zamanlarla, farklı olaylarla çoğaltılabilir.)

 
Öte yandan Bahçeli’nin geçmişte Ülkü Ocakları’nda birtakım temizlikler yaptığı herkes tarafından bilinmesine rağmen ülkücü camiada da bir şiddet sarmalı aldı başını yürüyor…

 
Sedat Peker’in sahnede olduğu, kanlı tehditlerin havalarda uçuştuğu sürecin ardından bir şeyler oldu ve birden Alaaddin Çakıcı hapisten çıktı, sonrasında ise Peker yurtdışına kaçtı…

 
Bu iki ismin arasında ciddi bir husumet olduğu biliniyor ancak bu sefer Çakıcı, Peker’in muhaliflere yönelik tehditlerine kaldığı yerden devam etti…

 
İşin daha enteresan tarafı geçmişte mafyatik kişiliklerin ve söylemlerin önünü kesen Bahçeli açık şekilde bu kez bunları desteklemeye başladı. Böyle enteresan bir süreç de var…

 
Buna paralel ülkücü camiada şiddetle arasına mesafe koyan, sadece fikirleriyle var olan aydın kişiliklerin de bir bir dışlandığını görüyoruz. Hadi bu saydığım isimler MHP’de yapamadı, peki İYİ Parti’de neden yapamadılar?

 
Ümit Özdağ parti disiplinine aykırı hareket etti deniyor. Diyelim ki onu anladık. Peki, Yusuf Halaçoğlu ne yaptı? Özcan Hoca neden istifa etti? Bütün bunları gündelik siyasetin pratik söylemleriyle açıklamak ne derece doğru bilemiyorum…
Ancak Türk Milliyetçiliğinin fikri anlamda ciddi bir çıkmaza doğru sürüklendiğinden eminim…

 
Ülkenin selameti ve güvenliği de bir başka konu tabii… Eski karanlık günlere dönmek ülkesini düşünen her bireyin en son isteyeceği şeydir. Dolayısıyla İYİ Parti’siyle, MHP’siyle, BBP’siyle ülkücü camianın genel tutumu son derece önemlidir…

 
Bırakalım artık bu vurdulu kırdılı işleri…

 
Magnum’un kaç metreden vurduğu, ikinci el Beretta’nın fiyatının ne olduğu günlere geri döneceğiz de ne olacak? Geçmişte kim ne kazandı ki gelecektekiler ne kazanacak?
Siyasetin ileri gelenleri bu olumsuz söylemlere çanak tutarsa bu halk ne yapacak?

 
MİTHAT MELEN HOCAMA SAYGIYLA…

 
Aydınlar demişken…

 
Başbakan Ferit Melen’in oğlu 23.Dönem MHP Milletvekili Prof.Dr. Mithat Melen, koronaya yenik düştü…

 
MHP Lideri Devlet Bahçeli ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener başta olmak üzere siyaset, bürokrasi ve akademi dünyasından çok sayıda isim taziyelerini iletti.

 
Ülkesini seven bir fikir insanıydı… Aydındı…

 
Kendisiyle bir kitap, bir de belgesel projemiz vardı… “Acele edelim” demişti. Anlamamıştık… Meğer dünyada ölümün de olacağına işaret etmiş sevgili hocam…

 
Bütün sevenlerinin başı sağ olsun…

 
Nur içinde uyusun…

 

Salih Levent UĞURLU Twitter

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Dünyanın “Kontrol Z” tuşu olsaydı…
Poseidon’u hizaya getiren Menzil Şeyhi
Kendi kendinin deprem profesörü olmak