Göç ettirilen bilim ve Kaboğlu

Göç ettirilen bilim ve Kaboğlu
10 Şubat 2017 15:45

İslamiyet’in düşünen ve sorgulayan döneminde yetişmiş en önemli filozoflarından biri, hiç kuşkusuz İbn-i Sina’dır. 11.yüzyılda yaşayan, tıp ve felsefe alanında hem doğuda, hem de batıda yüzyıllarca referans alınmış bu filozof demiş ki; “Bilim ve sanat, itibar görmediği toplumları terk eder”. Sanki tarihten süzülerek gelip, bu günlerimizi görmüş ve özetlemiş gibi.

 

 

 

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

İbn-i Sina ve Farabi gibi düşünen ve sorgulayan bilim insanlarından sonra, düşünmeyi ve sorgulamayı yasaklayan, biat kültürünü aşılayan bir döneme girilince, kutsal din duyguları ticarete ve siyasete alet edilmeye başlandı. Böylece en büyük zarar da anlamı “barış”, ilk emri “oku” olan dine verilmiş oldu. Zamanla batı, reform ve Rönesans dönemlerini atlayıp aydınlanma çağına geçti. Bu reformları yapamayan ülkeler, maalesef 15. yüzyılda takılıp kaldı. Bugün Ortadoğu’nun çektiği sıkıntıların temelinde yatan asıl neden, bu çağı okuyamaması, bilime ve sanata arkasını dönmesidir. Bilim ve sanat da doğal olarak itibar gördüğü coğrafyalara taşındı…

 

 

 

Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, ülkemizin yetiştirdiği az sayıdaki Anayasa hukukçularındandır. Türkiye’de evrensel bilime sırt dönülmesinden dolayı, taktir edilmeyen çok değerli bilim insanlarımızdandır. Son çıkan OHAL Kanun Hükmünde Kararname ile üniversiteden ihraç edilen yüzlerce gerçek bilim insanından biri de maalesef Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu olmuştur. Suçu mu? Ülkede akan kanın durması ve barış sağlanması için aydınların kaleme aldığı bildiriye imza atmak… Yani barış yerine savaşın sürdürülmesini savunup, yapılan yanlışlara güzellemeler yapsaydı, el üstünde tutulurdu. Egemenlere güzellemeler yapmakta yarışan, isminin önünde hak etmedikleri birçok sıfatı taşıyan yalakalardan olmadığı, doğru bildiklerini öğrencileriyle ve kamuoyuyla paylaşan gerçek bilim insanı olduğu için ihraç edildi.

 

 

 

Kaboğlu Hocamla, 2003-2005 yıllarında Başbakanlığa bağlı İnsan Hakları Danışma Kurulu (İHDK) Başkanlığı döneminde tanışma onuruna eriştim. Türkiye Barolar Birliği’ni temsilen Raportörü olarak yer aldığım İHDK’da iki yılı aşkın süre birlikte çalıştık. Kendisinden çok şey öğrendiğimiz Hocamız, o dönemde iktidar temsilcileri tarafından el üstünde tutuluyordu. Türkiye’nin yurtdışında çok kötü tanınan insan hakları karnesi’nin düzeltilmesi için, dönemin Hükümetine aylık raporlarla öneriler sunuyorduk. Avrupa Birliği’ne o dönemde ihtiyacı olan Hükümet yetkililerinin, AB’ye sundukları dokümanlar içinde İHDK çalışmaları en önemli yeri tutuyordu. Ne zaman ki, iktidar kendisini çok güçlü hissedip İHDK çalışmalarına ihtiyaç duymadı, İHDK’nu lağvetme yoluna gidildi. Oysa Kurulun çalışmalarına devam etmesi sağlanabilseydi, Türkiye’nin insan hakları karnesi şimdikinden çok daha parlak olacaktı. Şimdilerde yerlerde sürünen dış itibarımız da çok daha iyi bir yerde olacaktı.

 

 

 

İHDK’nın yurt içinde ve dışında iki yıl gibi kısa bir sürede sağladığı başarılarda en büyük katkı elbette Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu’nundu. (İnsan Hakları Danışma Kurulu Raporları, İbrahim Kaboğlu-Kemal Akkurt, İmge Kitabevi, 2006).

 

 

 

Prof. Kaboğlu, sadece Türkiye’de değil, uluslararası arenada da tanınan ve sevilen bir Anayasa hukukçusudur. Yıllarca Uluslararası Anayasacılar Derneği’nin Başkanlığını üstlenen Kaboğlu Hocamız, halen Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği Başkanlığını yürütmektedir. Akademik takvimin önemli bir bölümünde Fransa’daki üniversitelerde Anayasa ve insan hakları dersleri vermektedir. Şimdi üniversiteden atılmasıyla, sadece Anayasa Hukuku Kürsüsü Başkanlığı’nı yaptığı Marmara Üniversitesi kaybetmedi, tüm Türkiye kaybetti…

 

 

 

Türkiye’nin kaybettiği Prof. Kaboğlu’nu Fransa’daki ve Dünya’daki evrensel eğitime ve bilime değer veren üniversiteler kazandı. Yurt dışına beyin göçünün son halkası da Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ve üniversitelerinden ihraç edilen diğer bilim insanları olacaktır. Çünkü artık bu toprakların özgür düşünceye, sorgulamaya, bilime ve sanata ihtiyacı kalmadı. Ne diyordu iktidarın borazancısı “Profesör” ünvanlı bir zat : “Okumuşları düşününce afakanlar basıyor. Cahiller çok daha makbuldür bizim için”…

 

 

 

Büyük düşünür İbn-i Sina demiş ki: “Düşünmeden öğrenmek faydasız, öğrenmeden düşünmek tehlikelidir”. Güzel ülkemiz, sorgulamanın, düşünmenin ve düşündüğünü ifade etmenin “suç” olduğu çok tehlikeli bir döneme girmiştir. Adeta Batının aydınlanma devriminden önceki “engizisyon” dönemini yaşıyoruz. Batı, reformlarla, Rönesans’la ve aydınlanma ile bu karanlığı yendi. Bizim ise, bu girdaptan kurtulmamızın öncelikli yolu, önümüzdeki referandumdan ezici bir çoğunlukla çıkacak HAYIR’dan geçmektedir…

 

(*) Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği Başkanı

 

kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Nâzım Hikmet 117 yaşında
70. yılda insan haklarımız
Çocuklarımızın hakları