Gazetecilik suç mu?

Gazetecilik suç mu?
24 Haziran 2016 11:56

Günümüz Türkiye’sinde, suçların yasalarda yazılı olup olmamasının artık hiçbir önemi kalmamıştır. Anayasa’da ve uluslararası belgelerde “kanunsuz suç olmaz” veya “suçluluğu mahkeme kararıyla sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz” gibi evrensel ilkelerin de pratikte hiçbir karşılığı kalmadı. Örneğin, iktidarın yayın organları dışında gazetecilik yapmak da fiilen “suç” olmaya başladı.

 

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

Geçtiğimiz günlerde, Anayasa’daki basın özgürlüğü gereğince süreli yayın yapan, iktidara “muhalif” Özgür Gündem gazetesine yönelik baskılara karşı dayanışma sergilemek ve basın özürlüğüne destek olmak amacıyla, Türkiye’nin yüz akı üç aydın, bu gazetenin nöbetçi genel yayın yönetmeliği kampanyasına katıldılar. Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı ve insan hakları aktivisti Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, gazeteci – yazar Ahmet Nesin ve Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, bu nöbetten sonra (muhalifleri cezalandırmak için kurulan) Özel Yetkili Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklandılar. Tutuklama için Anayasa’da, yasalarda ve uluslararası metinlerde hiçbir gerekçe bulamayan mahkeme, akıllara durgunluk veren bir gerekçe yazdı kararına: “Tutuklanmaları önünde hiçbir engel olmadığı için” tutuklanmalarına karar verdi. Yani aydınların ve gazetecilerin tutuklanmamaları için ağır hasta veya felçli olmaları gibi bir engel yoksa, sağlıklı ve muhalif herkes tutuklanabilir…

 

Türkiye bir hukuk devleti, yargısı da tarafsız ve bağımsız olsaydı, tutuksuz yargılanmanın asıl, tutuklu yargılanmanın ise istisna olması gerekirdi. Tutuklama için de bu kişilerin kaçmaları şüphesi veya delilleri karartma gibi koşullar aranırdı. Oysa her üç aydın da yeri-yurdu belli, istendiklerinde ifade vermeye gidecek olan kişilerdir. Gazetenin baskıları yapılmış ve dağıtılmış olduğu için, delillerin karartılması gibi bir durum da söz konusu değil. Tutuklanmalarının asıl nedeni, kararı veren mahkemenin tarafsız ve bağımsız olmaması, yukarılardan bir yerlerden verilen talimatların yerine getirilmesidir.

 

Yargıtay önceki Başkanlarından, büyük hukukçu Prof. Dr. Sami Selçuk’un deyimiyle, yargıda sistem çökertilmiş, her şey altüst olmuş, yasama organı da yargıdaki bu çöküşte tabuta son çiviyi çakmaktadır. Yargının bugünkü durumundan büyük endişe duyan ve utanan sadece Sayın Sami Selçuk değildir. Vicdan sahibi, demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları duyarlılığındaki tüm hukukçular, yargının düşürüldüğü bu durumdan endişe duymaktadırlar. Ancak asıl utanması gerekenler gerçek hukukçular değil, bu hukuksuzluklara zemin hazırlayanlar ve kısa süreli menfaatleri uğruna bu çöküşe alkış tutanlardır…

Beğenilmeyen, değiştirilmeye çalışılan mevcut “Darbe Anayasası” bile, herkesin düşünce ve kanaatlerini açıklama özgürlüğüne sahip olduğunu, kimsenin düşünce ve kanaatleri nedeniyle suçlanamayacağını, düşünce ve kanaatlerin söz, yazı, resim veya başka yollarla açıklama ve yazma özgürlüğünü düzenlemektedir. Bu özgürlüğün, hiçbir müdahale olmaksızın, haber veya fikir almak veya vermek serbestliğini de kapsadığı ayrıca vurgulamıştır (Madde: 25-26). Yine basının hür olduğu ve sansür edilemeyeceği, Devletin de basın ve haber alma özgürlüklerini sağlamakla yükümlü olduğu Anayasal güvenceye alınmıştır (Madde: 28). Mevcut Anayasa rafa kaldırıldığına göre, gelecek AKP Anayasası’nın ipuçları da böylece ortaya çıkmıştır.

 

İfade ve basın özgürlüğü, demokrasinin ve hukukun olmazsa olmazıdır. Türkiye’nin yetiştirdiği bu üç aydının hukuksuzca tutuklanmaları, Türkiye’de ifade özgürlüğünün sonlandırıldığını, demokrasinin ve hukuk devletinin çöktüğünü bir kez daha ortaya koymuştur.

 

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, dünyanın her yerinde iktidarların basın üzerindeki baskısına dikkat çekmek ve direnmek için kurulmuş uluslararası bir kuruluştur. Kendi temsilcilerinin bile nedensiz ve hukuksuz bir şekilde tutuklanmaları üzerine, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere, dünyadaki basın ve insan hakları kuruluşları çok büyük tepki göstererek, Türkiye’nin yuvarlanmakta olduğu karanlığa dikkat çektiler. Susturulmuş kesimler ile havuz medyasının göremediğini, bu uluslararası kuruluşlar görüp tepki göstermeye başladılar. Yani uluslararası alanda demokrasi ve insan hakları karnemiz bir kez daha yerlerde sürünmeye başladı.

 

Ülke içindeki hukuksuzlukları ve insan hakları ihlallerini gizlemeye çalışmak, günümüzde hiçbir işe yaramıyor. İnsan hakları, evrensel nitelikleri nedeniyle, tüm Dünya’da bizden çok daha iyi izleniyor ve raporlaştırılıyor. Kendi ülkesinde baskıya ve zulme uğrayanlar, çareyi uluslararası kuruluşlarda arıyorlarsa, ülkeyi yönetme iddiasındakilerin oturup düşünmeleri gerekiyor; nerede hata yapıyoruz diye.

 

Dünyanın hiçbir yerinde gazetecilik suç değildir. Ülkemizde de suç olmamalıdır. Türkiye’deki aydınlar ve insan hakları savunucuları, tüm baskı ve zulümlere rağmen eşitlik, özgürlük, adalet, barış ve demokrasi mücadelesini ısrarla ve inatla sürdürmeye devam edeceklerdir. Aydınlık gelecek için, kamuoyunun da daha fazla duyarlılık göstermesi mecburiyeti vardır…

 

(*) Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği Başkanı

kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Dünya Emekçi Kadınlar Günü
Nâzım Hikmet 117 yaşında
70. yılda insan haklarımız