Fürüzan’dan bir dönemin polis tutanağı!

Fürüzan’dan bir dönemin polis tutanağı!
28 Nisan 2020 16:46

47’liler doğum adı Feruze Çerçi (doğum 29 Ekim 1932) Fürüzan’ın 1974 Bilgi Yayınlarından çıkan 68 kuşağını ve 12 Mart dönemini anlatan romanı. 1975 yılında Türk Dil Kurumu ödülü kazandı. Bu müthiş roman benle nice yerler dolaştı o yıllardan beri. Bu kitabın 13 ve 14üncü sayfasında romanın başkişisi Emine’nin tutuklanma tutanağında bir kitap listesi var. Bu benim çok ilgimi çekmiş hep bunun üzerine bir yazı yazmak istemişimdir. Bu korona günlerinde bir çok kitap önerisi yapılırken tekrar aklıma geldi ve bu yazıyı yazdım.

 

 

 

1

‘Emine Semra Kozlu.Selahattin kızı Nüveyre’den doğma. Doğumu 1947 İstanbul. Beşiktaş. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji öğrencisi. Takıntısı yok. Beklememiş. Yıkıcı eylemlere karışmış. Amerikan filosunu protesto için yapılan mitinge katılmış. Boykot komitesinde görevlendirilmiş. Yasak kitap ve dergiler.’

 
Tutanak böyle başlıyor ve uzunca bir kitap listesi ile devam ediyor. Bu kitaplar o döneme ışık tutuyor ve hemen hemen hepsi hala önemli kitaplar aralarında anti-komünist propaganda kitapları da var. Ancak onlar bile tarihsel bakımdan önemli. Bir de alakasız polisiye Agatha Christie’nin Ölüm Emri var.

 
Bu listede 41 kitap, 2 broşür ve büyük boy afiş fotoğraflar var. Bir de listenin arasına sıkıştırılmış duvara yazılmış tutanağa göre kışkırtıcı bir şiirden alıntı var. Bu aslında Nazım Hikmet’in Kuvayi Milliye’sinden ‘Fakat açlığın karanlığın ve çığlıkların içinden’ ‘Güneşli elleriyle kapımızı çalacak olan’ ‘ Gelecek günlere güvenimi kaybetmedim hiçbir…’ Tutanakta burada kesmişler aslında ‘hiç bir zaman! diye biter. Sonra kitap listesi devam ediyor. Tutanak şu sözlerle de bitiyor. ‘ Bu ve bunların benzeri bir çok kitap için zabıt tutulmasında direnmek için gülünç bir istekte bulunan sanıklara, bunların yıkıcı faaliyetlerin unsurları oldukları anlatılarak, son Türk devletinin, kökü dışarda bir takım cereyanları kesinlikle bitirme kararını verdiği iyi anlatılmıştır.’

 
Gelin şimdi bu okuma listesi gibi olan bu tutunaktaki kitaplara ve yazarlarına bakalım.

 
Listenin halay başını ‘Yankee Go Home’ adlı Almanya baskısı İngilizce bir broşür çekiyor . Bu broşür 68 gençlik hareketinin uluslararası karekterini güzel gösteriyor.

 
Listedeki ilk kitap İspanya iç savaşında Cumhuriyetçiler safhında pilot olarak savaşan ilerici yazar Fransız Andre Malraux’tan bu savaşı anlatan, ülkemizde 1969 yılında toplatılan Atilla İlhan tarafından çevirilmiş Umut adlı roman.
Listede bundan sonra sosyalist gerçekçi Sovyet devrimcisi Maksim Gorki, Ana ve Benim Üniversitelerim adlı kitaplarıyla yer almış. Ana o dönemde bir çok devrimcinin ilk okuduğu romanlar arasındaydı. Bir devrimcinin annesinin nasıl bilinçlendiğini anlatan duygulu ve duyarlı bir yapıttır. Benim Üniversitelerim ise hayat okulunu akıcı bir dille anlatır.

 
Bir sonraki kitap Türkiye Kömünizmle Mücadele Derneği başkanı bir suikastta öldürülen Darendelioğlu’nun yazdığı Türkiye’de Kömünizm Hareketleri. Kapağında sözüm ona ifşa ettiği komünistlerin isimleri var. Hikmet Kıvılcımlı, Orhan Kemal, Mihri Belli ve Ruhi Su ve diğerleri…

a1

Arkasından Haluk Faruk Erginsoy’un Oleyiş Yayınlarından Türk Kömünist Hareketi Üzerine Deneme’si var ancak yazarın o adla kitabını bulamadım fakat Oleyiş Yayınlarından 1969’da çıkan Türk İşçi Hareketi Üzerine Deneme adı kitabı buldum.

2

Listede geliyoruz V.İ. Lenin’nin İki Taktik, Parti Tarihi’sine. Bu kitap yakın zamanda kaybettiğimiz Muzaffer Erdost’un 1965’te kurduğu Sol Yayınları tarafından basılmıştı.

 
Kardeşi İlhan Erdost’un 12 Eylül Darbesi’nden sonra yasak yayın basmaktan için gözaltına alındığı Mamak Askeri Cezaevi’nde dövülerek öldürülmesinin ardından, adına kardeşi İlhan’ın adını ekleyerek, “Muzaffer İlhan Erdost” ismini kullanmaya başlamıştır. Yayınevi, İlhan Erdost’un ölümünün yıldönümü olan her 7 Kasım’da kitaplarını yarı fiyatla satmaktaydı. Lenin bu eserinde; sosyal demokrasinin, Paris Komünü’nden sonra burjuva gericiliğinin Avrupa’da kazandığı güç nedeniyle, sadece “aşağıdan gelen” eylemlere dayanan savunmacı bir yaklaşım geliştirdiğini anlatmaktadır.

 
Sırada Aziz Nesin’in Kahrolan kuşağın güçle direnen örnek aydınlarından biri…olarak bahsettiği E.T.Eliçin’in Kemalist Devrim İdeolojisi var. Bu kitabı İyi Okuma adlı site şöyle değerlendirmiş:

 
“Atatürkçülük tartışması, Cumhuriyet’in ilanından bu yana gerek dış dünyanın gerekse Türk aydınının en önemli gündemlerinden biri olmaya devam ediyor. Kolay kolay gündemden düşeceğe de benzemiyor. Emin Türk Eliçin de bu tartışmaları nesnel ve bilimsel temelde yürütmeye çalışan ender fikir adamlarından biriydi.

 
Türk Devrimi Tanzimat’la başlayan bir birikimin sonucu muydu?
Atatürk’ü İttihatçılardan ayıran neydi?

 
Cumhuriyet’in kurucu partisi olan CHP nasıl yozlaştı?
Kadrocu’ların ve Yöncü’lerin yanılgılarının temelinde neler yatıyordu?
Sınıfsız ve imtiyazsız bir toplum olabildik mi?

 
Hâlâ üzerinde bir anlaşmaya varılamamış olan bu sorulara cevap arayan Kemalist Devrim İdeolojisi, Atatürk Devrimleri’nin tarihsel, felsefi ve ideolojik dayanaklarını irdeleyen en temel kaynaklardan biri.”


Sırada Jack London’un 1908 baskılı Demir Ökçe’si var. Jack London genç yaşında sosyalizmi benimseyen bir yazardı. “Nasıl Sosyalist Oldum” makalesinde bu süreci anlattı. Mektuplarını “Devrim için” diye imzalardı. Demir Ökçe’de de okuyacağımız gibi sosyalist bakış açısı kuramcı veya entelektüel sosyalizmden değil, daha çok yaşam tecrübelerinden gelmektedir.
Tutanak bir zamanların ABD’desinden altıyüzyıl öncesinin Anadolu’suna Şeyh Bedreddin’in Varidat’ına uzanıyor. Bu kitap Nazım’ın meşhur Şeyh Bedrettin Destan’ına esin kaynağı olmuştur.
ve yazarken
Simavneli «Teshil»ini
Torlak Kemâlle Mustafa
öptüler
şeyhlerinin elini.
Al atların kolanını sıktılar.
Ve İznik kapısından
dizlerinde çırılçıplak bir kılıç
heybelerinde el yazma bir kitapla çıktılar…
Kitaplarının adı:
«Varidat»dı.

 
Tutanığımızda olmasa olmaz Karl Marx’ta aynı Anadolu topraklarını çeşitli açıdan incelemişti. Bunlar ülkemizde Türkiye Üzeri’ne adıyla yayınlanmıştı.
Arada tutuklanan ‘Büyük boy Afiş baskı foğraflar’ var. Bunların ne olduğunu bilemiyoruz ama yakın zamanda bu döneme ait afişleri toparlayan güzel eserler çıkmaya başladı. Bunlar döneme merakı olanlar için hoş ve bilgi dolu göz doyurucu kitaplar.

 
Bunu takiben Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi’ni var. TRT müdürlüğünden Dış İşleri bakanlığına kadar bir çok kademede çalışan İsmail Cem yazmıştı çokta okunup tartışılmıştı.
Listedeki Anadolu İhtilali ise yazarı Sebahattin Selek’e, 1966 yılında Yunus Nadi Ödülü’nü kazandırmıştı. Mondros Mütarekesinden Türkiye Cumhuriyeti’nin Doğuşuna kadar Ulusal Savaşımızın Belgeseli yıllar süren bir emeğin eseridir. Bu günlerde Kurtuluş Savaşımızı ve Cumhuriyetin kuruluş tarihini çarpıtanlara bu kitapta eskimiyen yok edilemiyen belgelerle cevaplar bulunur.

 

 

Tutuklular arasındaki Tabiatın Diyalektiği Fredrick Engels’in günümüzde de tartışmaları devam eden zamanının doğa bilimlerininin diyalektik olarak yorumudur.
Listedeki Bağdat Demir Yolu Grevi, Osmanlı İmparatorluğu’nda Konya’dan Bağdat’a ulaşmak üzere 1903 yılında yapımına başlanan 1600 km uzunluğundaki demiryolu hattındaki grevi anlatır. Bu demiryolunun emperyalizmle ilişkisi aydınlarımız tarafından çok incelenmiştir.

 
Listede olan ‘Orman Köylerinin Sosyo Ekonomik Durumu’ ülkesini seven devrimci aydınların çok ilgilendiği kır ve köy sosyoloji çalışmalarından biri. Bu konuda en önemli çalışmaların öncüsü Cavit Orhan Tütengil bir suikastla 12 Eylül’e giden süreçte öldürüldü.

 
Yeni Rusya, Falih Rıfkı Atay’ın daha önce bazıları yayımlanan Rusya Mektupları’nın bir araya getirilmesinden oluşuyor. Atay bu mektupları hakkında şöyle diyor: “On beş senedir ayakta duran bir ihtilal, dediklerinin ve dileklerinin hiç değilse bir kısmını başarmış demektir. Kızıl Rusya’nın her gün için yeniden yıkıldığını zannetmekten hoşlananlar, benim mektuplarımın bu zanlarına kuvvet vermediği için, bana kızdılar ve memlekette bolşevik propagandasına bilmeyerek yardım ettiğimi söyler gibi oldular.” Yayınlandığı 1931’den kırk yıl geçmesine rağmen tehlikeli bulunup tutuklanmış.

 
Türkiye’de Bir Amerikan Mandası Meselesi adlı Mine Erol’un kitabı Sivas Kongresinde nasıl gizli bir Amerikan muaveneti kararı alındığını anlatıyor, General Harbord’un ve Crane komisyonundan Mr. Browne’un raporlarından söz ediyor, bir yandan da buna imza atanları aklamak için allayıp pullamıştır. Bunu Kaynak yayınlarından çıkan Bir Amerikalı gazetecinin gözüyle Sivas Kongresi adlı kitapla birlikte okumalı.

 
Türkiye’nin İçtimai ve İktisadi Tarihi – Mustafa Akdağ 12 Mart darbesinden sonra tutuklanmıştır davası devam ederken ölen kıymetli bir tarihçimizdir.

 
İşçi Arkadaş Dinle adlı bröşür.
Memleketimden İnsan Manzaraları – Nâzım Hikmet’in 1939’da yazmaya başlayıp anca oğlu Memet Fuat tarafından 1960’ların ortasında yayınlanan 17 bin mısradan oluşan şiir kitabıdır. Anadolu’da 1920-1940 yılları yaşamış sıradan insanların öykülerini okuyucuya sunar.
Haydarpaşa garında
1941 baharında
saat on beş.
Merdivenlerin üstünde güneş
yorgunluk
ve telaş.
Bir adam
merdivenlerde duruyor
bir şeyler düşünerek.
Zayıf.
Korkak.
Burnu sivri ve uzun yanaklarının üstü çopur.
Merdivenlerdeki adam
-Galip Usta-
tuhaf şeyler düşünmekle meşhurdur:
«Kaat helva yesem her gün» diye düşündü
5 yaşında.
«Mektebe gitsem» diye düşündü
10 yaşında.
«Babamın bıçakçı dükkanından
Akşam ezanından önce çıksam» diye düşündü
11 yaşında.
«Sarı iskarpinlerim olsa
kızlar bana baksa»
diye düşündü
15 yaşında.
«Babam neden kapattı dükkanını?
Ve fabrika benzemiyor babamın dükkanına»
diye düşündü
16 yaşında.
«Gündeliğim artar mı?» diye düşündü
20 yaşında.
«Babam ellisinde öldü,
ben de böyle tez mi öleceğim?»
diye düşündü
21 yaşındayken.
«İşsiz kalırsam«diye düşündü

22 yaşında. «İşsiz kalırsam» diye düşündü
23 yaşında. «işsiz kalırsam» diye düşündü
24 yaşında.
Ve zaman zaman işsiz kalarak
«İşsiz kalırsam» diye düşündü
50 yaşına kadar.
51 yaşında «İhtiyarladım.» dedi
«babamdan bir yıl fazla yaşadım.»
Şimdi 52 yaşındadır.
İşsizdir.
Şimdi merdivenlerde durup
kaptırmış kafasını
düşüncelerin en tuhafına:
«Kaç yaşında öleceğim?
Ölürken üzerimde yorgan olacak mı? »
diye düşünüyor

 
Listede benim burada ne işim var diyen Ölüm Emri meşhur cinayet roman yazarı Agatha Christe’nin bir kitabı.

 
Türkiyede Sol Hareketler – Acılan Sayılgan gençliğinde Türkiye Komünist Partisi’ne katıldı ama sonradan bir Anti-komünist oldu. İnkâr Fırtınası adlı otobiyografisi 1962 yılında yayınlandı.

 
Suç ve Ceza, Karamazof Kardeşler – Dostoyevski Dünya Edebiyatının klasikleri arasında olan romanları 170 dile çevrilmiştir. Yaşam öyküsü de sürgünden, neredeyse kurşuna dizilmeye, kumar düşkünlüğünden inanılmaz verimli yazarlığa dolu dolu geçmiştir. Bir Yazarın Günlüğü’de Türklere düşmanlığını İstanbul’dan atılıp Asya’ya sürülmelerini açıkça dile getirmiştir.

 
Pugaçef İsyanı – Eugene Puşkin Bu isyan II.Katerina devrinde 1773-75 arasında Kazak Pugaçef önderliğinde halkın da katıldığı Rus tarihindeki Stenka Razin’den sonra ikinci büyük isyan. Pugaçef Türklere karşı da savaşmıştı. İsyana Müslümanlarında katılması 1789’da Rusya Müslümanları Müftülüğü’nün kurulmasına yol açtı. Cami ve medreselere izin verildi. Puşkin’in Erzuruma Yolculuk adlı bir eseri de vardır.
Molly – Samuel Becket Bu Becket Üçlüsü denilen romanlarının ilki. Salman Rüştü bu romanın yaşamın gölgelerle mücadelesini ve yaşam savaşının sonuna yaklaşırken ki yara bere içindeki durumunu anlatıyor demiş.

Haziran Olayları Broşür. 15-16 Haziran 1970 tarihlerinde Türkiye’de İstanbul merkezli olarak başlayan ve yayılan, Türkiye tarihindeki en büyük işçi eylemlerinden birini anlatan önemli bir broşür. Bu konuda bir çok kitap yayınlandı. Şimdi gençlerimiz Haziran’ı Gezi Direnişi ve Ruhu ile biliyor.

Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştrisi – Karl Marx, F.Engels. Önemli bir Marksist klasik. Sosyal demokrasinin krizi, devlet sorunu, parlementer demokrasi konularında bir başvuru kaynağı.

 
Gölgedeki Adam – Luigi Pirandello 1934 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi italyan yazar Pirandello’nun 1904’te basılan “il fu mattia pascal” romanının Varlık Yayınları’ndan çıkan baskısı için kitabın çevirmeni Dr. Feridun Engin’in seçtiği isim. Kısaca anlatması zor düşündürücü bir roman. İnsanların çeşitli maskeler altında yaşamasıyla ilgili diyebiliriz.

 
Türk Devrimi – Taner Timur kıymetli bir akademisyenimiz. Faruk Şüyun’un hazırladığı ‘Bugünden Geçmişe, Geçmişten Geleceğe/ Taner Timur adlı kitapta bu kitabın nasıl oluştuğunu anlatıyor. ‘Ben askere giderken tezimi tamamlamış ve teslim etmiştim. Adını da, tumturaklı bir şekilde, ‘Türk Devrimi: Tarihi Anlamı ve Felsefi Temeli’ olarak koymuştum. Daha sonra jürideki Prof. Nermin Abadan bana, Prof. Tunaya’nın tez hakkında uzun uzun konuştuğunu söyledi. Anladığım kadarıyla Kemalist dönem hakkında kullanmış olduğum serbest ifade Tunaya hocayı biraz rahatsız etmişti. Tez ittifakla kabul edildi (…) Aslında yazdıklarımda pek de özgün bir taraf yoktu, Tanzimat’ın hukukta, siyasette, eğitimde vb. yarattığı ‘ikilikler’ çok yazılmış, Dr. Adnan Adıvar da çok daha önce Kemalist pozitivizmi eleştirmişti. Fakat tespitim doğru idi. Yıllarca sonra Samuel Huntington’un ünlü kılacağı ‘uygarlıklar şoku’n, Türkiye açısından ben ‘kültür ikileşmesi’ olarak daha 1968’de tespit etmiştim. Fakat ortaya koyduğum eser, referans çerçevesi ve kaynaklar açısından özlenir düzeyde değildi. Yine de sentetik denemem okundu ve olumlu yankılar yaptı. Daha sonra, kitaptaki Osmanlı tarihiyle ilgili açıklamalarım bana hayli yüzeysel göründüğü için onları çıkarıp tek parti dönemiyle ilgili kısmı genişlettim. Yeni okumalarımla Devrim’in sınıfsal analizini de yapmaya çalıştım. Böylece ortaya çıkan yeni kitabı da ‘Türk Devrimi ve Sonrası başlığıyla yayımladım. Bu kitap daha sonra okuttuğum Devrim Tarihi derslerinde temel teşkil ettiği için, adım yıllarca “devrim tarihi hocası” olarak anıldı.’
Kızılruh, Kızıl Dünya: İsveç Mektupları – Kenan Öztürk’ün başka bir kitabı da Amerikan Sendikacılığı ve Türkiye İle İlişkiler. Bu kitabında ABD’nin Türkiye’deki sendikalarla 40lardan beri ilgilenen anti- komünist görevlisi I. Brown’la 80 yaşındayken 1988’te yazarın görüşmesi var.
a4

Kürtler – Fahrettin Kırzıoğlu, Türkiye Yazarlar Birliği tarafından Üstün Hizmet dalında 2004 Yılı Kültür Adamı seçildi. Kars Turizm ve Tanıtma Derneği, Selçuklu Tarihi ve Medeniyeti Enstitüsü, Türk Folklor Derneği, Türk Ocakları, Türk Dil Kurumu, Diyarbakır Milliyetçiler Derneği, Diyarbakır Turizm ve Tanıtma Derneği, Türk Tarih Kurumu gibi birçok derneğin kurucusu, yöneticisi veya üyesi olarak görev yaptı. Kürtler üzerine üç kitabı var. Her Bakımdan Türk Olan Kürtler (1964), Kürt Aras / Aran Kürtleri (1966), Kürtlerin Türklüğü (1968) Musa Anter Hatıralarım adlı kütabında aslında ilk Kürtler Türktür tezini Kürt Aydını Dr Mehmet Şükrü Sekban aynı adlı kitabında ortaya atmıştır diye yazmıştır.

3

Marxismin Temel Kitabı – Emile Burns İngiliz komünist partisi üyesi ekonomist ve yazarın çok okunan bir kitabı. Bir çok eseri vardır ayrıca Engels’in Anti-Dühring gibi bir çok eseri İngilizceye çevirmiştir.
Safahat – Mehmet Akif Ersoy’un 1911-1933 yılları arasında yayımladığı yedi şiir kitabındaki şiirleri bir araya getiren eserdir. İçerdiği şiirlerin konusu dönemin sosyal sorunları, tarihi ve dini konularıdır. Kelime olarak Safahat “Hayatın değişik yüzleri, görünümleri” anlamına gelir.

 
Toplumumuzda Doktrin Tartışmaları – Howard Fast 1944’te ABD Komünist Partisine üye oldu. İlk romanı İki Vadi’yi daha 18 yaşındayken yayınlandı, bunu 50’yi aşkın roman ve sayısız araştırma izledi. Türkiye’de en yazarın en bilinen eseri Hürriyet Yolu Amerika İç Savaşından sonra Güney eyaletlerinde gerçekleştirilen Yeniden Yapılanma döneminde siyahlara karşı yapılan ayrımcılığı ve vahşeti konu alır. Eser daha sonra aynı adlı, Muhammed Ali’nin başrolünü oynadığı, filmi de çekilmiştir. Komünist partiyle olan ilişkileri dolayısıyla bir dizi Hollywood ünlüsüyle birlikte hapiste yatan Fast, bu sırada Spartacus adlı romanını kaleme almıştır. Filmini Stanley Kubrick’in yönetmiştir. 1952’de Stalin Barış Ödülünü alan Howard Fast. Pablo Picasso ve Pablo Neruda dahil birçok kişiyle yakın arkadaşlığı bulunan Howard Fast, aynı zamanda Nâzım Hikmet için bir şiir yazmıştır.

 
Bay Puntila ve Uşağı Matti – Alman modernist yazar Bertolt Brecht, 1940 yılında yazdığı epik komedi oyunu. Ayıkken kapitalizmin katı kurallarının etkisinde kalan, sarhoşken ise insancıl yönlerini ortaya çıkaran toprak ağası Puntila’nın ikilemi üzerinden işlenen oyun, psikolojik ve sosyolojik öğeler içeriyor. Brecht, kendisini (Walter Benjamin’e söylediği gibi) “komünist” olarak tanımlıyordu.
Gergadan –Eugene Ionescu bu oyununda insanların umarsızlıklarını ve içlerindeki hayvanı ortaya çıkarmak istemiştir Bu oyun 1930’larda herkesin Faşizme teslim olmasına şahit olan Ionesco’nun Nazi dehşetini alegorik olarak insanların gergedanlaşmaya alışması şeklinde irdelediği absürt bir tiyatro oyunudur. Yazar kendi bunu şöyle açıklıyor:

 

 

“…Birdenbire ortaya çıkan bir düşüncenin bulaşıcı bir hastalık gibi yayılması, yeni bir din, bir öğreti, bir fanatizm sürükleyiveriyor insanları… Bilmem hiç dikkatinizi çekti mi, insanlar sizin düşüncelerinizi artık paylaşmıyorsa, sanki canavarlarla karşı karşıyaymışsınız duygusu uyanıyor insanda. Örneğin gergedanlarla. Gergedanların saflığı, aynı zamanda acımasızlığı var onlarda. Onlar gibi düşünmüyorsanız göz kırpmadan öldürebilirler sizleri…”
Felsefenin Temel İlkeleri –

 
Macar asıllı Fransız felsefeci ve Marksist teorisyen Georges Politzer’in 1936’da yazdığı, ölümünden sonra, 1945 yılında yayımlanan kitabı. Türkiye’de de geniş bir okuyucu kitlesi bulmuş; ama 1980 yılındaki 12 Eylül Darbesi sırasında yasaklanmıştır. Ayrıca bu kitap 12 Eylül Darbesi sırasında Türkiye’de yasaklanan ilk kitap olma unvanını taşıyor.
Piramidin Tabanı: Köy Enstütüleri ve Tonguç Anılar – Hürrem Arman Eğitimci, yönetici, yazar (D. 1909, Kırklareli – Ö. 21 Ağustos 1989, İstanbul). Edirne Öğretmen Okulunu (1928), Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagoji Bölümünü (1934) bitirdi. İstanbul’da ilköğretim müfettişliği, Denizli’de milli eğitim müdürlüğü (1938) yaptı. Beşikdüzü (Trabzon) Köy Enstitüsünü (1940-43) kurdu. Hasanoğlan (Ankara) Yüksek Köy Enstitüsünün ilk müdürü olarak yöneticiliğini (1943-46) yaptı. Hürrem Arman daha sonra, dönemin İlköğretim Genel Müdürü ve köy enstitülerinin kurucusu İsmail Hakkı Tonguç’la birlikte 1948 yılında enstitülerden uzaklaştırıldı. Çeşitli ortaokul ve liselerde öğretmenlik yaparak 1969’da emekliye ayrıldı. Öğretmenlik yaptığı 1960’lı yıllarda Türkiye Öğretmenler Sendikasının (TÖS) kurucuları arasında yer aldı (1965) ve merkez yönetim kuruluna seçildi. 21 Ağustos 1989 günü İstanbul’da hayatını kaybetti.

a7

Doğu Anadolu’nun Düzeni – İsmail Beşikçi

 
08 Eylül 1969 Pazartesi İlhan Selçuk köşesinde ilk baskısı E Yayınlarından Temmuz 1969’da çıkan bu kitabı ‘Doğu Anadolu’nun Düzeni’ başlığı altında tanıtır.

“Eskiden üniversite öğretim üyesi deyince aklımıza burnundan kıl aldırmayan oturaklı bir adam gelirdi. Bu adamın hemen iki adım gerisinde iki asistanı bulunur, biri çantasını, öteki şemsiyesini taşırdı. Sayın hoca, çoğu zaman Fransa’da veya İsviçre’de öğrenim görmüş bulunur, kitaplığına öğrencilik zamanından yerleştirdiği cilt cilt eserlerden parlak aktarmalar yapardı. Öğrencilerin bitmez tükenmez alkışları arasında derse başlar:
— Aristo’ya göre… diye konuya girip bir hamlede ortaçağı geçtikten sonra Durkheim’da işi bitirirdi. Bu nakilcilik, parlak bir nutkun dalgaları gibi kafalara çarpar; hoca, hitabetin parlak şimşeklerini çaktırırdı dershanede… Tartışma götürmez bir otoriteyle perçinlenmiş ve yaman bir diktayla kireçleşmiş kürsülerde, profesörler birbirlerini kollayarak, al gülüm – ver gülüm idare eder giderler. Batılı bilim adamlarının çoktan bayatlamış teorilerini çoğu zaman hazır elbise gibi giyinerek yüksek öğretim adına kurulan tiyatro sahnesine bilim adamı pozunda çıkarlardı.

 
Şimdi bu tablo çatlamakta, yeni bir bilim adamı tipi yetişmektedir Türkiye’de…

 
Bilim adamlığının aktarmacılıktan öte bir araştırma ve zahmet işi olduğu, her günün on iki saatinde bu yola koşulup terlemeyen kişinin, değil bilim adamlığı, adamlığın yanından geçemeyeceği anlaşılmaktadır.
Artık birtakım genç adamlar, uygarlığın ortak malı olan bilim yöntemlerini benimseyerek gözlerini Anadolu insanına ve Anadolu’ya çevirmişlerdir. Bunlar, bildiğimiz alıştığımız soydan “hoca” değil, el değmemiş Türkiye’nin gerçeklerini keşfetmeye çalışan birer mütevazı insandırlar. İçinde yaşadığı toplumdan habersiz kişilerin otorite sayıldığı ülkemizde, gerçek peşinde zahmete koşulan ne kadar bilim adamı varsa saygıyla karşılamak gerekir. Bunlardan biri de İsmail Beşikçi’dir. 1939 yılında doğmuş bu genç sosyoloğun yeni kitabı birkaç gündür elimde… Bu kitabın adı: “Doğu Anadolu’nun Düzeni”dir.

oğu Anadolu son yıllarda bir aktüel konu olarak Batı Anadolu’yu meşgul ediyor. Bozuk düzenin yoğunlaştığı, elle tutulur niteliğe eriştiği bölgelerden biri ve belki birincisi Doğu Anadolu’dur.
Ülkemizin doğusunda hangi düzen yürürlüktedir?
Bütün ayrıntılarıyla biliyor muyuz?

 
İsmail Beşikçi, Doğu Anadolu’daki düzeni, bütün önyargılardan sıyrılmaya çalışarak ve tüm politik kaygılardan uzaklaşmaya gayret ederek incelemiş. Zahmetinin sonucu üç yüz büyük sayfalık bir kitaptır. Bu eserde rakam rakam, belge belge ispatlandığı gibi Atatürk cumhuriyetinin Doğu Anadolusu’nda bugün hâlâ feodal ilişkiler egemendir. Özendiğimiz Avrupa’da Yeni Çağ ile birlikte silinmiş düzenlere benzer bir düzen, kendine özgü renkleriyle karşımıza çıkıyor Doğu Anadolu’da…

Yıl 1969!..

Ve bizler bu ortaçağ manzarası üstüne bir kürsü koyarak demokrasi nutukları atıyoruz çeyrek yüzyıldan beri… Doğu’dan parlamentoya giren şeyh, derebeyi, aşiret beyleriyle burjuva demokrasisine özeniyoruz.
Kölelik toplumundan bir adım ileri feodal düzen -ki bir soy toprak köleliğine dayanır- Türkiye Cumhuriyeti sınırları­nın içinde hâlâ yürüyen düzendir… Ve ne yazık:
— Bu düzen yıkılsın.. diyenlerin başına bela açacak bir ge­rici siyasi iktidar başımızdadır.

 
İsmail Beşikçi’nin kitabı üniversite içinde ve dışında tüm aydınların okuması gereken bir kitaptır. Yazara göre, Doğu Anadolu’nun üretim ilişkileri feodaldir; bu feodal düzenin si­yasi yüzü bazı yerlerde aşiret beyliğine dönüşür; feodal düze­nin zorbalığa dayanarak yürüdüğü yerlerde derebeylik söz ko­nusudur ve bu düzenin dinsel yüzünü de şeyhlik kurumu ta­mamlar. Etnik mesele asla ihmal edilemez. Sınıfsal açıdan de­ğerlendirilecek bir etnik sorun bize çok şeyler öğretecektir. Doğu ve Batı arasındaki iktisadi uçurum ise korkunçtur. Oku­ma yazma bilme oranı Türkiye’de yüzde 49, Doğu’da yüzde 28… Traktör sayısı Türkiye’de 50.844, Doğu’da 1.680… İş Kanunu’na bağlı işyeri sayısı Türkiye’de 43.263, Doğu’da 2.427… Biçerdöver sayısı Türkiye’de 5.992, Doğu’da 270… Kara taşıt vasıtası Tür­kiye’de 80.695, Doğu’da 5.253…
Doğu Anadolu düzenini her vatandaş öğrenmelidir…

 
Ancak bu düzeni öğrendikten sonradır ki:

 
— Düzeni değiştirmek gerek, Türkiye’de kalkınma ve çağdaşlaşma bir düzen değişikliği demektir diyenlere tartışmasız hak verilecektir.”

 
Uğur Mumcu Gözlem adlı köşesinde 29.5.1991 tarihinde Bir Aydın: Beşikçi… adlı yazısında Beşikçinin bu kitabındaki tezlerinden ne kadar uzaklaştığını ve bir çok aydını ve devrimciyi ırkçılıkla suçladığını eleştirir. Bu yazıya da Beşikçi 19 Haziran 1991’de bir açık mektupla Uğur Mumcu’ya cevap verir. Kendisinin 1976 yılında Komal Yayınlarından çıkan Bilim Yöntemi kitabının önsözünde özeleştri yaptığını belirtir ancak aydınları suçlamasına devam eder bir de üstüne bu ırkçılara ödül veriliyor der. Beşikçi 1987 yılında Nobel’e aday gösterilmiş 2013 yılında da Boğaziçi Üniversitesinden Fahri Doktora almıştır. Uğur Mumcu ise bildiğimiz gibi emperyalizmin arı kovanına kalemini soktuğu için korkunç bir suikastle 24 Ocak 1994’te öldürülmüştür.

 
Yorgun Savaşçı – Kemal Tahir’in bir romanı. Osmanlı Devleti’nin mütarekeyi imzalamasından 1920 ortalarında Milli Mücadele’nin güçlendiği döneme kadar geçen olayları bir Osmanlı yüzbaşısı ve İttihat ve Terakki üyesi olan Cemil’in hikâyesi üzerinden anlatır. İstanbul’a geldiğinden beri, bir türlü üzerinden atamadığı yorgunluğu sanki dinlendikçe çoğalan Cemil, bir yandan âşık olup evlendiği teyze kızı Neriman ile her şeyi bırakıp uzakta bir köyde yaşamayı isteyecek kadar bıkkın, diğer yandan Anadolu’ya geçip Milli Mücadele’de savaşmayı isteyecek kadar da cesurdur. Kitap Kemal Tahir’in Osmanlı Devlet yapısı hakkındaki tezlerini ve batı/doğu sorununa yaklaşımını da yansıtır.

100 Soruda Ekonomi El Kitabı – Sadun Aren

 
İktisat biliminin Türkiye’ye gelmesi 19. yüzyılın sonunu bulmuştur. Bu gecikmişlik, bu bilim dalının üniversite eğitiminde kendine yer bulmasını da çok ertelemiştir. Bunun kaçınılmaz sonucu, Türkiye’de iktisadi düşüncenin, iktisat yazınının ve iktisatça düşünmenin güdük kalmasıdır. Türkçe yayınlanmış iktisat kitaplarının büyük çoğunluğunun çeviri veya yabancı kaynaklardan derleme “ders kitabı” niteliğini taşıması, bu güdüklüğün başat göstergesidir.

 
Sayıları ne yazık ki çok az olan bazı öncüler, Türkçe ve özgün iktisat kitapları yayınlamışlardır. Bu öncülerden biri, Türkiye’de neredeyse her zaman tabu, korku ve korkutma nesnesi, yasak ve hapsedilme nedeni olan Marksist iktisadın da ustalarından Sadun Aren’dir. Büyük ilerlemeler ve genişlemeler kaydeden iktisadın karmakarışık yollarında kaybolmamak için yola bu kitapla başlamak akıllıca olacaktır.

 
Fürüzan’ın romanında diğer 47’lisi de “Selim Ötüken kızı Sara’dan doğma Hacer Melek Ötüken doğumu 1948, İstanbul Kadıköy. Maçka. İst. Üni. İkt. Fakültesi öğrencisi. Tüm öğrenci eylemlerine katılmıştır. Seçkin bir aileden gelme….İngilizce’den yaptığı çevirilerle kısa sürede dış olayları arkadaşlarına aktarır. Çalışkanlığı ile tanınmıştır. Vietnam’la ilgili şeyleri öğrenciler arasında en iyi bilenlerdendir. Birçok aşırı sol eğilimli sol dergiye abonedir. Bunlardan ‘Afrika Asya-Marxist Review-New Left- Economic And Political Weekly Journal of Contemporary Asia’ adlıları en önemlileridir. Yakınları iyice izlenmektedir. Köklü ailesinin yurtarına kesin bağlılıkları bilinmese, kızlarının gözü kara atılganlığından onlara bile gölge düşebilir.”

 
Bu iki 47li dışında romanda gerçi tutuklanan kitapları dergileri yok ama Anadolu’nun bir çok yerinden zeki ve çalışkan 47li bir çok gençin öyküsü var.
Behçet Necatigil Edebiyatımızda Eserler Sözlüğünde 47lilerin Türkiye’nin toplumsal otopsisini yaptığını söylüyor ve bunun yanında da bir ailenin tarihçesini sergiliyor ve 1968 üniversite reform isteği ile başlayan öğrenci eylemlerini yorumluyor diyor. Memet Fuat Aydınlar Sözlüğünde “Fürüzan kişileriyle birlikte yaşayan bir yazardır. Onda bir romancının uzak, soğuk, eleştirici tavrını aramak yanlış olur. Sevginin, kaygının, hüznün olmadığı yerde Fürüzan yoktur.”

 

 
12.04.2020 Mustafa Mersinoğlu Brighton, İngiltere.

 
a9

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Boris Johnson hükümeti nereye koşuyor?
‘Bütün insanları bazen kandırabilirsiniz, bazı insanları her zaman ama bütün insanları her zaman kandıramazsınız’
23 Haziran seçimleri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin seçenekleri