Eşcinsellik bir tercih değil, bir durum

Eşcinsellik bir tercih değil, bir durum
29 Nisan 2020 13:18

Şimdi, öncelikle, bu, Diyanet İşleri Başkanı’nın şu coronalı günlerde aklına eşcinsellik nerden geldi? Di mi?

 

 

Safile USUL H&H YORUM

 

 

Eşcinsellik, cinsellik vs. vs.

 

Anlatacaksan açlık, üretim, sınav, sabır vs. vs gibi bir şeyler anlat.

 

Şimdi Türkiye’de akut bir eşcinsellik hali filan mı var da hutbende bunu konu ediyorsun.

 

Aklınıza neden bu konular çok geliyor. Şu anda millet bunları düşünmüyor. Herkes eve un, makarna, kolonya depolamak, fırsat bulunca da dışarı çıkıp, bir iki işini halletmek veya da işimi kaybeder miyim, kafeler, restoranlar vs. tam açılmazsa o kadar çok eleman nerde iş bulacak, okullar ne zaman açılacak, çocuklar ne zaman sınav olacak gibi sorular var.

 

Sizin aklınız neden cinselliğin eşinde?

 

Fakat madem konuyu açtınız, şunu söylemek lazım.

 

Eşcinsellik bir tercih konusu değildir.

 

Yani, insanlar kendi kendilerini acaba eşcinsel mi olsam, yoksa karşı cinsle evlenip, çocuk mu yapsam diye bir soru sorarak çıkmıyor yola.

 

Eşcinsellik hormonal, genetik, biyolojik vs. bir durum.

 

Yani, beden tabiatın seni eşcinsel yapmıyorsa, kimse eşcinsel olmuyor.

 

Ama sesin kız sesi gibiyse, erkek olduğun halde kadınlara değil de erkeklere ilgi duyuyorsan, pantolon giymek yerine canın çiçekli elbise çekiyorsa, içinden dudağına ruj sürmek geliyorsa, bu senin verdiğin tercihi bir kararla değil, bedeninin yapısıyla ilgili.

 

Şimdi kalkıp, insanlara aman eşcinsel olmayın demek, sanki bu onların elindeymiş gibi bir hava yaratıyor.

 

Biraz diyorum, Diyanet İşleri Başkanı, içinde samimi endişeler taşıyorsa eğer, bu konuyu bu işin uzmanlarına mesela endokrincilere filan sorsa.

 

Sonra da, şu, insanlığın varoluşşal günlerinde, aklını pek bu şeylere takmamak için kendi içinde bir sorgulama yapsa ve dese ki, “Kardeşim benim aklıma neden bu konular geliyor, neden un ve makarna stoku ve aşı ve salgın ve işsizlik gibi konular değil, bu benim aklımı çeliyor” diye bir düşünse. Di mi?

 

Bir husus da şu değinmek istediğim.

 

Evet, ben olsam Ankara Barosu gibi, bu, Diyanet İşleri Başkanı’nı siyasi bir figür gibi hedef almaz, bu konuya hiç girmezdim bile bu şekliyle.

 

Yazdıkları sosyal ve tutumsal olarak ham, çiğ bence. Yani, bir din adamı ile bu şekilde bilim tartışması yapmak bile abes.

 

Ki, Türkiye’de halk arasında azgın bir eşcinsel düşmanlığı gibi bir şey de yok.

 

Kimsenin derdi değil.

 

Tv’lerde, sosyal medyada bir sürü eşcinselin hakimiyeti var.

 

Türkü, şarkı söyleyen ve halk içinde çok sevilen birçok kişi de severek izleniyor, takip ediliyor.

 

Annem anlatmıştı, eskiden, o daha gençken, Türkiye’de Zeki Müren ile ilgili çok şey söylenirmiş.

 

Tren, öpsün seni Zeki Müren gibi.

 

Ama o günler de geride kaldı bir şekilde.

 

Halk içinde böyle bir mesele yok artık.

 

Ankara Barosu, yakın bir toplumsal tehlike olmadığı için de bu konuda, bence bu konuya hiç girmemeli ve Diyanet İşleri Başkanı’nı, kimsenin dinlemediği, aldırış bile etmediği, söylediği bu sözlerden bile ancak Ankara Barosu’nun mektubuyla toplumun haberdar olduğu hutbeleri ile baş başa bırakmalıydı.

 

Ömer Çelik’e ama bir çift sözüm var.

 

Siz de bir siyasi partiyi temsil ettiğiniz bir konuşmada belli bir inancı temsil eden bir din temsilcisini canhıraş savunma konumunda değilsiniz.

 

Laikliği benimsiyoruz diyordunuz dün konuşurken ama o zaman din temsilcilerinin sözlerini koruma altına almak sizin işiniz değil.

 

Bir toplumda ona da inanan olur, buna da.

 

Siz ama bu kişiyi devlet adamı konumuna taşıyor ve böylece topluma onun dini yorumlarını kabul etme direktifi vermiş oluyorsunuz.

 

Veya, “ona söz söyleyen karşısında devleti bulur” diyorsunuz.

 

Esasen bir devletin bu tür bir dini temsiliyeti de olmaz ama hadi diyelim bizde daha hala bağımsız dini cemaatler siyasal olarak riskli, e o zaman da biraz uygun bir söylem kullanın. Diyanet İşleri Başkanı’nı dokunulmaz olarak kanatlarınızın altına almayın.

 

ANKARA BAROSU’NA NOT: Avrupa’da kiliseler de bazen toplumu kızdıracak açıklamalar yapıyorlar. Mesela kürtaja karşılar. Fakat şu ana kadar herhangi kurum, üniversite veya baro veya başka bir sivil toplum kuruluşundan onlara karşı mektup yazanını görmedim. Yaptığınız inanın ki gereksiz. Çünkü Diyanet İşleri Başkanı’nın söylemleri gibi söylemler toplumu artık şekillendirmiyor, etkilemiyor bile. Oysa siz bu tür şeylerle bu söylemleri muhatap alıp, fırtına kopardığınız zaman daha dikkat çekici bir hal alıyorlar. Ve, bu durum siyasi iktidara, geçici de olsa, sıkılaşma sağlıyor.

 

Safile USUL Twitter

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Almanya Türkiye’yi neden davet etmedi
Tam bir siyasi etik hali
İlaçta geriden geldiler