Erdoğan ve Davutoğlu arasındaki siyasi mücadele de kim galip gelir?

Erdoğan ve Davutoğlu arasındaki siyasi mücadele de kim galip gelir?
12 Şubat 2016 09:16

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Davutoğlu arasında kıyasıya bir siyasi mücadele yaşandığı üstü örtülemez bir gerçek.

 

 

İbrahim ÖZDOĞAN H&H YORUM

 

Her ikisinin de iktidarı elinde bulundurma hırsına dayalı bu mücadele şimdilik el altından yürütülüyor ama zaman zaman da su yüzüne vuruyor.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlık sistemi isteyerek tüm yetkileri elinde bulundurmak istiyor.

 

Başbakan Davutoğlu ise Erdoğan’ın himmeti ile yakaladığı başbakanlığı kaptırmak istemiyor.

 

Şimdi yakın geçmişe ait belleğimizi şöyle bir yoklayalım.

 

Davutoğlu yeni başbakan olduğunda gerek meydanlarda gerekse medyadaki konuşmalarında Erdoğan’a bağlılığını ispat etmek için sürekli olarak iki konuyu tekrar eder dururdu.

 

Bunlardan biri başkanlık sistemini getireceklerini, diğeri de Erdoğan’ı parelelcilere yedirmeyeceklerini ve onlarla mücadele edeceklerini söylüyordu.

 

Ahmet Davutoğlu daha yeni çiçeği burnunda Ak Parti’nin genel başkanı ve başbakandı.

 

Ak Parti’nin doğal lideri ve Erdoğan ve parti teşkilatlarına kendini kabul ettirmek için bunu yapmaya zorunluydu.

 

Uluslararası ilişkiler dalında profesör olan Davutoğlu bunları bilmeyecek biri değildi.

 

Şimdi dikkatinizi çekmek istiyorum.

 

Davutoğu bu iki konuyu yani başkanlık sistemi ve parelelcilerle mücadele edip Erdoğan’ı onlara yedirmeyeceklerine dair bir kelam ediyor mu?

 

Tabii ki hayır.

Aksine tam tersini yapıyor ve aba altından sopa göstererek Erdoğan’a karşı mücadele veryor.

 

Hatırlarsanız 9 Şubat 2016 günü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB Konseyi Başkanı ve AB Komisyonu Başkanı ile yaptığı görüşme tutanakları basına sızmıştı.

 

Bu tutanaklarda Erdoğan’ın ”3 milyar Avro veriyorsanız konuşmaya gerek yok” ifadesi yer almıştı.

 

Aynı gün partisinin grup toplantısında Ahmet Davutoğlu ”Herkes rakamları konuşurken ben Suriyeli kardeşlerime olan sevgimizi konuştum’‘ demişti.

 

Bu ifade doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sert bir göndermedir.

 

Ayrıca Bülent Arınçların, Hüseyin Çeliklerin ve yandaşlarının Erdoğan’a karşı suçlayıcı beyanlarının olduğu bir zaman diliminde Davutoğlu’nun bu göndermesi çok anlamlıdır.

 

Davutoğlu’nun bir ekip halinde ve sistemli şekilde Erdoğan’a karşı psikolojik harekat yürüttüğü ortada.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan koyu bir endişeye kapılmış olacak ki bu muhalif harekatı durdurmak için önceki gün Abdullah Gül’ü saraya davet etmiş ve üç saat görüşmüştü.

 

Peki Abdullah Gül bu muhalif harekatın önüne geçebilir mi?

 

Hayır, hiçbir şekilde bunu önleyemez.

 

Aynı zamanda Gül’ün içten gelen bir gayret sarf edeceğini de sanmıyorum.

 

Çünkü herkesin içinde henüz tükenmemiş siyasi bir umut var.

 

Şimdi esas noktaya gelelim.

 

Erdoğan ile Davutoğlu arasındaki bu siyasi mücadeleyi kim kazanır?

 

Elbette ikisi de kazanabilir yaptıkları siyasi manevralara bağlı olarak.

 

Ama bir mesele var ki Davutoğlu epeyce mesafe katetmiş durumda.

 

Davutoğlu geçen süre içinde Ak Parti teşkilatlarıyla bağlarını son derece güçlendirmiş durumda.

 

Bunu nasıl sağlamış?

 

İki şekilde bunu başarmış.

 

Birincisi kişilğinden kaynaklanıyor, daha açık bir ifade ile gülümseyen yüzünü eksik etmiyor ve teşkilat mensuplarına çok sıcak, candan davranıyor.

 

İkincisi ise partisinin il başkanlarına sık sık telefon açıyor ve bire bir konuşarak onları onurlandırıyor.

 

Davutoğlu’nun bu her iki yöntemi de Erdoğan’da olmayan davranış şekilleri.

 

Daha doğru bir ifade ile Erdoğan bunların tam aksini yapıyordu.

 

Yani gülen yüz, candan davranma yerine otoriter davranış ve somurtkan yüz ifadesi, il başkanları ile teşkilet mensuplarını muhatap kabul etmeme, onlarla konuşmama tavrı.

 

Şimdi diyeceksiniz ki Erdoğan’ın bu davranışlarına rağmen teşkilat mensupları kendisine ölümüne bağlı kaldılar.

 

Doğru ama korkuya dayanan saygı ve bağlılık.

 

Geçici olan böyle bir saygı ve bağlılık antropolojik olarak gelişimi sırasında insanın bilinçdışında(bilinçaltı) var.

 

Candan güleryüzlü liderleri bulamadıkları zaman sert karekterlilere bağlanırlar.

 

Ama kendilerine değer veren, müşfik davranan liderlere gönülden sevgi ile bağlanıp saygı duyarlar.

 

Şunu açıklıkla ifade edeyim ki toplumların ve kurumların bir şeyi sindirme ve yaşama konusunda bir sınırı vardır.

 

Artık Ak Parti teşkilatları genel başkanları Ahmet Davutoğlu’nun sevgi ve insana saygı dolu davranışlarını yaşadıktan sonra otoriteye dayalı bir liderlik isteyeceklerini sanmıyorum.

 

Hatta kitle psikolojisinden biliyoruz ki ilerleyen süreç içerisinde kitleler otorite sahiplerine kin duyar ve intikam alma peşine düşerler.

 

Hele Davutoğlu’nun il başkanlarını arayarak sıcak temas kurma davranışlarını ilçe ve belde başkanları ile belediye başkanlarına da uygularsa kendisini kimsenin yerinden oynatacağını hiç sanmıyorum.

 

Bir de şunu hatırlatmak isterim ki Türkiye siyasetinde yerleşim birimlerindeki kendisine saygı ve sevgi duyulan kanaat önderlerinin etkisi hesap edilemeyecek kadar çoktur.

 

Davutoğlu’nun kanaat önderleri ile kuracağı canlı ve mobil temasın ayrı bir güç sağlayacağı kesindir.

 

Davutoğlu parti teşkilatlarında geçen süre içinde içselleştirilmiş ve yukarıda bahsettiğim davranışları nedeni ile çok sevilmektedir.

 

Etrafındaki ekibinin de parti içinde ayrı bir ağırlığı olduğunu düşünürsek Davutoğlu’nun kolay pes edeceğini sanmıyorum.

 

Muhaliflerin şu andaki mücadelesi ayrı bir part kurmak değil, Ak Parti’yi Erdoğan’ın etkisinden kurtararak tamamen hakim olmaktır.

 

Bu koşullar altında Erdoğan’ın yapacağı manevralar yok mu?

 

Elbette var ama elini çabuk tutmak kaydıyla.

 

Erdoğan’ın en büyük şanssızlıkları Ak-Trollerin pervasızca saldırıları, çıkarları nedeniyle kendisine ipe sapa gelmez yalakalık edenlerle, yine kendisini bile bile yanlış yönlendiren danışmanlarıdır.

 

 

İbrahim ÖZDOĞAN Twitter

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Ekonomik kriz ve tüm krizlerin nedeni devlet kurumlarına yuvalanmış FETÖ gibi bir terör örgütüdür
RTE, Türkiye’yi kanlı İslam coğrafyasının küresel çöplüğü haline getirdi
Seçimle yönetime gelen diktatörler seçimle gitmezler, ancak sözün bittiği alanlar olan sokak eylemleri ile devrilirler