Emek ve Dayanışma Bayramı

Emek ve Dayanışma Bayramı
30 Nisan 2018 18:12

İşçi sınıfının 1886 yılında ABD’nin Chicago kentinde çalışma koşullarının iyileştirilmesi için yaptıkları başkaldırı hareketi, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramı’nın ilk kıvılcımı oldu. Aradan geçen 132 yılda, bu başkaldırının gerekçelerinin ortadan kalktığını söylemek, maalesef mümkün değil.

 

 

 

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

 

Avrupa ülkeleri hariç, dünyanın birçok merkezinde çalışma saatleri hala 8 saatten fazladır. Güvencesiz ve sigortasız çalışma giderek yaygınlaşmaktadır. Küresel şirketlerin rekabetlerinde en etkili maliyet, ucuz emek olarak belirlenmiştir. Küresel sermaye, ya ucuz emek sunan ülkelerde üretime devam ediyor ya da göçmen işçilerle ucuz emeği kendi ayağına getiriyor.

 

İşsizlik ve kayıt dışılığın süreklilik kazanması, ucuz emek piyasasının oluşmasına ortam hazırlıyor. Bu ortamda iş bulabilenler, sömürülme “şansını” elde edebilmiş oluyorlar.

 

 

Küresel sermaye, sermaye hareketlerinin yol haritasını çizerken, piyasa denetim mekanizmalarını sermayenin ihtiyaçlarına uygun olarak şekillendiriyor. Egemenlik alanlarını da küresel şirketlerin insafına bırakıyor. Az gelişmiş ülkelerde, öncelikle küresel şirketlerin programına uygun hükümetler yaratılıyor. Buna uyum göstermeyen ülkelere ise daha militer yapılanmalarla müdahale edilerek uyumlu hale getiriliyor. Böyle ülkelerde sendikalar, utangaç bir şekilde emek-demokrasi ve barış söylemlerini dillendirirler. Yoksullardan uzaklaşarak, entelektüeller arasında sıkışarak, tartışmalarla durumu idare ederler. Oysa emek-demokrasi ve barış söylemleri ve bu alandaki mücadeleler, ülkenin demokratikleşmesinin önünü açacaktır.

 

 

Küresel şirketler ve onların yerli uzantıları, sadece emeği sömürmekle kalmıyorlar. Kârları için aynı zamanda tarımı, hayvancılığı ve çevreyi de katlediyorlar. Ekolojik dengeyi bozuyorlar. Her şeyi ticarileştirip, sömürüyü kurumsallaştırıyorlar. Enerji kaynaklarını ele geçirmek için, insanların ölümüne sebebiyet vermekten çekinmiyorlar. Bugün Türkiye’de olduğu gibi.

 

 

Avrupa Konseyi’ne üye devletler, insanlığın ortak değerleri olan ideal ve ilkeleri gerçekleştirmek ve korumak amacıyla, üye devletler arasında daha güçlü bir birliğin sağlanması ve özellikle insan hakları ve temel özgürlüklerin gerçekleştirilmesi ve sürdürülmesi için, 1996 yılında Avrupa Sosyal Haklar Sözleşmesi’ni imzaladılar. Türkiye’nin de imzaladığı bu sözleşmeye göre;

 

– Herkes, özgürce edinebildiği bir işle yaşamını sağlamalıdır,
– Tüm çalışanlar, adil, güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarına sahip olmalıdır,
– Çalışanların, kendileri ve aileleri için iyi bir yaşam sağlamak için, yeterli ve adil bir ücrete hakkı olmalıdır,
– Çalışanlar, ekonomik ve sosyal çıkarlarını korumak amacıyla, ulusal ve uluslararası kuruluşlar düzeyinde örgütlenme özgürlüğüne sahip olmalıdır,
– Çocuklar, gençler, kadınlar, bedensel ve manevi tehlikelere karşı özel korunma hakkına, sosyal, hukuksal ve ekonomik korunmaya sahip olmalıdır,
– Herkes, ulaşılabilecek en yüksek sağlık düzeyinden yararlanabilmelidir,
– Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahip olmalı, sosyal refah hizmetlerinden yararlanmalıdır,
– Tüm çalışanlar, istihdam ve meslek konularında cinsiyete dayalı ayrım yapılmaksızın, fırsat eşitliğine ve eşit muamele hakkına sahip olmalıdır,
– Tüm çalışanlar, onurlu çalışma hakkına sahip olmalıdır,

 

Türkiye’nin altına imza koyduğu bu taahhütlerini gerçekleştirmesi için, anayasa değişikliğine gerek yok. Çoğu yasalarla düzenlenmiş bu hakları hayata geçirmek için, evrensel hukuku, demokrasiyi ve insan haklarını içselleştirmiş bir siyasi irade yeterlidir.

 

Son tartışmalardan anlaşıldığı kadarıyla, iktidarın gündeminde laikliği ve Cumhuriyet’in değerlerini Anayasa’dan atmaktan ve Türkiye’yi bir Ortadoğu ülkesine dönüştürmekten başka bir şey bulunmuyor. Bu nedenle 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramı’nı kutlamaya hazırlanan emekçiler ve sendikalar, güçlerini birleştirerek haklarını elde edebilirler. Sendikalar, hazırlanacak yeni anayasa tartışmalarında da emek-demokrasi, barış ve insan hakları talepleriyle taraf olmak zorundadırlar. Çünkü taleplerinin karşılığı hazırlanacak yeni anayasada yer alırsa, anlamlı ve kalıcı olacaktır. Sendika ve Sivil Toplum Kuruluşlarının her türlü ayrımcılığın ve ırkçılığın, kalıcı barışın önünde engel olduğunu da haykırmaları gerekir.

 

Adaletsizliğin, eşitsizliğin ve hak ihlallerinin bitmesiyle, dünyamız daha güzel ve yaşanılır olacaktır. Bu temennilerle tüm çalışanların 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutluyoruz.

 

(*) Sosyal Demo krat AvukatlarDerneği Başkanı
kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Temcit pilavı ve idam
İnsanlığa karşı suçlar ve Sivas katliamı
Emek ve Dayanışma Bayramı