Ekonomiye hayat öpücüğü

Ekonomiye hayat öpücüğü
22 Temmuz 2017 12:25

Bilinen bir yöntemdir. Eğer birisi kalp krizi geçirirse ve yakınlarda bir hastane yoksa, hastaya ilk yardım olarak “hayat öpücüğü” uygulanır.

 

 

 

 

Prof. Dr. Mehmet Tomanbay H&H YORUM

 

Hayat öpücüğü kalp krizi geçiren ve o esnada kalbi durduğu için oksijensiz kalan kişiye bir başka kişinin ağzını ağzına dayayarak ciğerlerine nefes üflemesi ve böylelikle gereksinim duyduğu oksijeni vermeye çalışmasıdır. Sık aralıklarla yapılan hayat öpücüğü ve kalbe yapılan masajlarla yeniden yaşama döndürülen kişi ambulans ile hastaneye kaldırılır ve tedavisine orada devam edilir.
Anımsanacağı üzere geçen yılki hain 15 Temmuz darbe girişiminin ekonomimiz üzerindeki olumsuz etkisi büyük olmuştu. Darbe girişimi sonrası yaşanılan belirsizlik ortamında ekonomik faaliyetler yavaşlamış, yatırım ve üretim ciddi şekilde gerilemişti. Darbe girişiminin bu olumsuz etkisi kendisini 2016 yılının 3. çeyreğinde göstermiş ve ekonomimiz bu çeyrekte yüzde 1.6 daralmıştı. Zaten uzun süredir yani 2012 yılından beri büyüyememe sorunu ile karşı karşıya olan Türkiye ekonomisi bu olay sonrasında daha da büyük sıkıntılarla karşı karşıya kaldı. Son beş yıldır ancak yüzde 3’ler dolayında büyüyen ekonomimiz gerekli istihdamı yaratamamakta ve işsizlik ciddi bir sorun olmaya devam etmektedir. Ekonomide kötü gidişin bir sonucu olarak işsizlik Ocak 2017 de TUİK rakamlarına göre yüzde 13’e yükselmişti. Birkaç gün önce açıklanan 2017 yılı Nisan rakamları ise işsizlikte bir önceki aya göre yüzde 1.2’lik bir azalma olmakla birlikte Nisan 2016’ya göre işsiz sayısının 2017 Nisan’ında 463 bin kişi artarak 3 milyon 287 bin kişiye ulaştığını gösterdi.

 
Hükümet bu kötü gidişi durdurabilmek için darbe girişimi sonrasında ekonomiyi canlandırabilmek, üretimi arttırabilmek için bir takım önlemler aldı. Bu önlemlerin en önemlisi de kuruluşu 1991 yılında gerçekleştirilen ve önemli kamu banka ve kurumlarının ortaklıkları ile oluşturulan Kredi Garanti Fonu’nu (KGF) daha aktif ve işlevsel bir hale getirmek oldu. Özellikle KOBİ’lere ve kadın ve genç girişimcilere sağlanan kredilere KGF’nin kefil olması ekonomimizde farkedilir bir hareketlenme sağladı. Bu önemli desteğin yanı sıra tüketici kredilerinde taksit ve vadeler uzatıldı, yatırım ve üretime dönük birçok vergide indirimler yapıldı, konut satışları ve mobilyada KDV oranı yüzde 18’den yüzde 8’e, beyaz eşyada ÖTV ise bu yılın Eylül ayına kadar sıfıra düşürüldü. Alınan bu önlemlerin olumlu sonuçları 2017 yılının ilk çeyreğinde görüldü ve ekonomimiz yüzde beş gibi önemli bir oranda büyüdü. Artık önemli olan bu olumlu gelişmeyi sürekli kılabilmektir.
Yukarıda alındığını belirttiğimiz ekonomik önlemler 2016 yılının 3. çeyreğinde yüzde 1.6 küçülen bir ekonomi için tam anlamıyla bir yaşam öpücüğüdür. Kalp krizi geçiren bir kişi nasıl hayat öpücüğü ile krizden çıkar ve hastaneye esaslı tedavi için yetiştirilirse ekonomimiz de aynen bunun gibi alınan bu önlemlerle krizden çıkmıştır. Ancak bu yetmez. Şimdi artık esaslı tedaviye alınmalı ve iyileşme kalıcı hale getirilmelidir.
Bu noktada sorun ise Türkiye ekonomisinin büyük miktarda dışa bağımlı bir durumda olmasıdır. Bu bağımlılığın bir önemli nedeni tasarruf eğilimimizin çok azalması ve bu nedenle yeterli tasarruf yapılamamasıdır. Uzunca bir süredir tasarruf eğilimimiz en az yüzde 20 dolayında olması gerekirken (AB ortalaması yüzde 20’ler, Rusya yüzde 30) yüzde 13’ler düzeyindedir. Bu düşük tasarruf oranı bankalarımız ve finans sektörümüzde yatırım için gerekli sermayenin oluşumuna yetmemektedir. Bu durumda yatırımcılarımız mecburen daha bol ve ucuz olan dış kredilere yönelmişlerdir. Öte yandan bankacılık sektörümüzün yüzde 50’den fazlası, sigorta sektörümüzün yüzde 80’den fazlası ve sermaye piyasamızın da yüzde 65’leri yabancı sermayenin kontrolündedir.
Böyle bir ortamda ekonomi politikası yapıcıları ve ülkemizi yönetenlerin dış ekonomik gelişmeleri yakından takip etmeleri ve dış ilişkilerinde çok dikkatli ve barışçı olmaları gereklidir. Dünyada ve ülkemizde son yıllarda yaşanan gelişmeler, ekonomi üzerinde en belirleyici değişkenin güven olduğunu göstermiştir. Bir ülkenin yönetimine ve ekonomisine güven arttıkça ülkeye doğrudan yabancı sermaye çok daha kolay gelmekte, yatırımcılar çok daha rahat yatırım ve üretim yapabilmektedirler. Hayat öpücüğü ile az da olsa kıpırdamış olan ekonomimizde iyileşmenin kalıcı olabilmesi öncelikle güven arttırıcı ekonomik önlemlerin alınmasını gerekli kılmaktadır. Bir an önce kayıt dışılığı azaltacak vergi reformu, emek piyasasında çok daha güvenli bir sistemin yaratılması, vatandaşın otomatik katılımını da sağlayacak tasarruf arttırıcı yapıların oluşturulması gibi reformların bir an önce yaşama geçirilmesi çok önemlidir. Kuşkusuz son günlerde dış ticarette en büyük partnerimiz olan Almanya ile yaşadığımız gerginliklere de izin verilmemesi bir diğer çok önemli noktadır. Yoksa tam da hayat öpücüğü ile krizden çıktı dediğimiz ekonomimiz çok daha büyük sıkıntılar içine girebilecektir.
Eğer belirttiğimiz bu reformlar ve gerekli önlemler alınmaz ve komşularımızla dostane ilişkilerimiz geliştirilmezse Maliye Bakanı Sayın Naci Ağbal’ın son basın açıklamasında dile getirdiği ekonomik iyileşmeler hayat öpücüğünün yarattığı kısa bir iyileşme olarak kalmaya mahkûm olur.

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Tarihin verdiği ders ve Adalet Yürüyüşü
Güneşin gizemli bahçesi
Türkiye’nin etrafındaki kanlı çember daralıyor