Duygusal yandaşlık nereye götürür?

Duygusal yandaşlık nereye götürür?
22 Eylül 2020 19:29

Ülkede bir Nuh tufanı var. Siyaset kurumu geminin batmaması için çaba veriyor. Muhalefet ise iktidar hesaplarını aşure formülü üzerine kurmuş durumda. Allah sonumuzu hayretsin.

 

 

Salih Levent UĞURLU H&H YORUM

 
Bir aşure ayı daha geldi geçti. Alt komşum Safiye teyze sağ olsun koca bir kazan aşure yapmış.

 
Bütün mahalleye dağıttı. En çok da bana torpil geçti.

 
Safiye Teyze aşure kazanını karşı apartmandan ödünç alınca kazanı da bana taşıttı. Boşuna torpil geçmemiş bana.

 
Hayatımda ilk kez aşure kazanı taşıdım. Yemesi zevkli ama taşıması dertliymiş.

 
Muhalefetin iktidar hesaplarını da koca bir kazan aşureye benzetirsek teşbihte hata olmaz sanırım.

 
Neler yok ki içinde…

 
Bir aşurenin içinde olması gereken her şey var muhalefette…

 
CHP, İYİ Parti, HDP, Gelecek, DEVA, Saadet ve diğerleri…

 
Yemesi zevkli, taşıması dertli…

 
Görsellik muhteşem, sunum harika…

 
Peki, bu aşure formülü tutar mı dersiniz? Yaptıktan sonra tutar da her şey tam en önemli şey eksik gibi…

 
Geminin lideri yok… Bu ülkeyi tufandan kurtaracak olan süslemeli bir aşure değil esaslı bir liderdir.

 
Bu gerçeği görelim, ona göre hareket edelim…

 
Taşıma su ile değirmen dönmez nitekim…

 
KILIÇDAROĞLU’NDAN KAHVEHANE ÇIKIŞI

 
Kılıçdaroğlu “Kahvehaneler açık oyun oynamak yasak. Hâlbuki her oyunda yeni deste açın çözüm bu kadar basit. Kimsenin aklına gelmiyor mu bu?” şeklinde tepki gösterdi.

 
Hakikaten kimsenin aklına neden gelmedi bu?

 
Kılıçdaroğlu’nu tebrik etmek gerekir. Yapılması gereken siyaset tam olarak budur…

 
Kahvehane deyince aklıma ilk seçim hezimetim geldi. Anlatayım…

 
Vakti zamanında bizim Kahveci Fehmi Abi’nin ricası üzerine Kahveciler Odası seçiminde danışmanlık yapmıştım.

 
Rakip başkan 20 senedir oda başkanlığı yapıyormuş. Şaşırmıştım…

 
Bir ülkede kahveciler odasında bile 20 sene koltuğa yapışıp bırakmıyor insanlar, nasıl bir koltuk sevdasıymış bu diye düşünmüştüm…

 
Her desteklediği seçimde delege yapısına takılmaktan hayata küstü bu kardeşiniz…

 
Şaşırmayınız efendim…

 
Bu ülkede koca koca siyasi partilerin böyle yönetilmesine şaşırmayınız…

 
En küçük oda seçiminde bile kast sistemiyle karşılaştığınız bir ülkede koca koca siyasi partilerde koltuklardan kalmayan liderlere hiç şaşırmayınız…

 
Ön teker nereye giderse arka teker de oraya gider…

 
NEDEN BÖYLE OLUYOR?

 
Üstat Atilla İlhan’ın 6 Temmuz 1977’de kaleme aldığı “Duygusal yandaşlık nereye götürür?” yazısından bir kesiti aktaracağım sizlere…

 
“Aydınlarımızın çoğu kulaktan dolma aydın da ondan. Kitap okumuyorlar. Daha acısını söyleyeyim, okudukları kitapları anlamıyorlar. Sıradan bir adam duygusal olarak nasıl bir partiye ya da lidere takılırsa onlar da öyle bir partiye ya da lidere takılıyor, düşünüp taşınıp kişisel bileşimlerini deneyecek yerde, ortalama birtakım yazarların, sütun sahiplerinin beylik klişelerine inanmayı, sağda solda bunları tekrarlamayı aydın olmanın gereği sanıyorlar. Kristeva, aydınların görevini bilinç taşımak, farklılığı yaymak diye mi alıyor, Türkiye’de tersine… Sağcısı olsun solcusu olsun, aydının görevi liderleri, partileri ve durumları kendince değerlendirmeye çalışan kişileri susturmak, herkesin kendisi gibi düşünmesini sağlamaya çalışmak yani farklılığı silip tekdüzeliği egemen kılmak…

 
Sonra bunun adı, siyasal ustalık oluyor… Sevsinler siyasal ustalığı! Yahu biz bu memlekette bırakın yorumcuları, bırakın köşe yazarlarını, haber merkezlerinin, ajansların olayları ve durumları tuttukları yana göre ele alıp işlediklerine tanığız. Yoksa ne işi var ANKA Ajansı baş sorumlusunun CHP kontenjan listesinde ya da bakanlar kurulunda? Ne işi var AK Ajansın Karataş’ın TRT’sinde başköşede? Demek yan tutmak içimize işlemiş… Bilim onuru, haber onuru, nesnellik onuru kalmamış, yan tutmayı sadece işin adamlarına yani partililere ve partili yazarlara bırakacak yerde alayımız angaje oluyoruz; bizden nesnel haber, doğru olay bekleyen, bunları doğru ve gerçeğe uygun olarak alıp da kendi kişisel değerlendirmesini yapacak yurttaşı uyutuyoruz.

 
Kendimiz uyuyor muyuz bu arada?”

 
Atilla İlhan’ın Aydınlar Savaşı kitabından bir kesit aktardım sizlere…

 
Diyeceğim o ki şark cephesinde değişen bir şey yok… Siyaset, kurumlar, toplum dün neyse bugün de o…

 
Bu yapı değişmedikçe aşure de yapsan Kemal Paşa da revani de hikâye…

 
Yine de umudumuzu kaybetmedik tabii…

 
“Atilla İlhan kırk yıldır haklı çıkıyor.” Ancak 40 yıl daha haklı çıkmasına bu ülkenin tahammülü yok artık.

 
Bir Selanikli daha çıkar bu ülkeden elbette…

 
Hoşça kalın…

 

 

Salik Levent UĞURLU Twitter

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Tabana kuvvet taban hareketi
Yarıkkaya’nın çocukları
“Catch all” parti yönetmenin incelikleri!