Dr. Wattson, İşte Deve İşte Hendek ve Barış Manço

Dr. Wattson, İşte Deve İşte Hendek ve Barış Manço
31 Ocak 2013 11:04

Yıl 2004 yine böbrek taşım oluştu. Bazı doktorlara göre yıllar önce olduğum bir barsak ameliyatım yüzünden devamlı taş oluşuyor.


Mustafa MERSİNOĞLU H&H YORUM

İlk taş olduğunda, eski usul ameliyatla alındı daha sonra bir kaç kez anahtar deliği türü ameliyatla taşlarım alındı. Laserle kırılma da denendi ama bende olan taşlar kırılmıyormuş. Bu sefer Brighton’daki uzman doktorum bir saatlik mesafedeki Esatbourne’da bir uzman doktorun yeni bir yöntem geliştirdiğini ameliyat etmeden idrar yolundan girip taşı kırıp aldığını, istersem bu yolu deneyebileceğimi söyledi.

Ben de ‘niye olmasın’ dedim. Sevk edildim ve randevü verildi.  Çantamla beraber sabah erkenden Eastbourne’a gittim. İngiltere’de genel sağlık sigortası olduğu için tüm sağlık parasız ancak sırayla. Bazen gidiyorsunuz yatak olmazsa o gün acil olmayan ameliyatlar da bugün git yarın gel denebiliyor. Bana parasız yerde yer olmadığını ama beni Dr. Watson’un talimatı ile paralı özel odaya alacaklarını ve benim bir ödeme yapmam da gerekmediğini söylediler. ‘Peki’ dedim, beni alıp o bölüme götürdüler.

Beş yıldızlı otel odasından daha şık, dekor hastahane  gibi değil, her şey var. Pırıl pırıl bornoz, radio, televizyon ve telefon vs. Manzara da güzel. Amerika Birleşik Devletler’inde de ameliyat olurken iyi bir hastanede yatmıştım zaten hepsi özel ve paralı idi. Neyse ki garson olarak çalıştığım otelden çok iyi bir sigortam vardı. O da sahibinin iyi niyetindendi, bir çok ciddi işlerde çalışan yönecinin bile yoktu. Şanslı idim. Neyse onları geçelim, diyeceğim o ki orada bile,  böyle lüks ve rahatını görmemiştim. Zaten, Dr Watson’la görüşmeden izin verip ameliyat olmayacaktım ama odayı görünce ve böyle bir sıra atlar gibi özele alınmam kuşkumu iyice arttırdı. ‘Beni denek olarak kullanacaklar ya böyle kandıraklar beni’ dedim kendi kendime ve hemen hemşireye ‘Dr Watson’la görüşmem gerekli bu ameliyatı ve riskleri açıklasın yoksa izin vermem’ dedim. ‘Tabii’ dedi ‘Dr Watson hastaları ile bizzat kendi ilgilenir tüm izahatı yapmaya size gelecektir merak etmeyiniz’ dedi.

Gerçi kıdemli ve tecrübeli bir hastayım, yeri geldi kendi serumumu taktım ve dört kıtada hastanede yattım. Biliyorum imzalı yazılı izinsiz ameliyat olunmuyor.

Dr Watson geldi ince, kibar, sıcak ve ciddi görünümlü bir insan. Üzerinde yeşil ameliyat kıyafeti var, başında kepi de var. Bir eldiven bir de mask ve de önlük eksik. Ayak ucumun tarafında odanın köşesinde ki koltuğa oturdu, ben sordum o açıkladı, ayrıca sormadığım bir çok şeyi de anlattı. Genel narkoz kullanılmadığı için çok daha az riskli bir yöntemdi, aklıma yattı ‘evet tamam’ dedim. O da bana ‘iyice anladın mı emin misin dedi?’ ‘Evet’ dedim. ‘Ben de sana bir şey soracağım senin soyadın Mersinoğlu sen Mersinli misin?’ diye sordu. ‘yok’ dedim ‘Emmim soyadı kanunu çıkınca, büyük dedem Giritli bir kaptanmış gemisiye Mersin ağacı taşırmış, ayrıca güzel de olduğundan Mersin almış’ dedim.
Memurlar ‘Türkçe değil’ diyince nasılsa oğlu ekleyince, Türkçe olmuş ve Mersinoğlu olmuşuz. Tabii Dr Watson’a sadece dedem ve ağaçtan bahsettim. ‘Türkçe değilmiş’ vs demedim, kafasını karıştırmak istemedim.

‘Evet anlıyorum’ dedi ‘güzel bir soyadı’ diye de ekledi. Böyle sorular sorunca ben de ‘Siz nereden Mersin şehrini biliyorsunuz’ dedim. ‘Ben’ dedi ‘otuzbeş, kırk yıl  önce Türkiye’yi bir kaç kez gidip otostopla çok dolaştım,  hoş bir yer ve insanlarını da sevdim. Çok misafirperverler’  dedi. Sonra kalktı ‘sohbet güzel de’ dedi ve ekledi ‘benim senden önce iki ameliyatım daha var, senin ki kolay onun için en son’. 

Odanın kapısını açtı çıkarken döndü ‘İşte deve işte hendek’ demesin mi, ben de hayretle ‘ Bir dakika Dr Watson, bu da nereden çıktı’ buyrun lütfen biraz daha oturun’  deyince, dayanamadı bu sefer, hemen kapının yanında ki koltuğa oturdu. ‘Barış Manço ölmüş üzüldüm’ dedi. Hakkındaki malum dedikoduları o da duymuş ama onun üzerinde hiç durmadık. Şarkılarından ne kadar hoşladığından bahsetti ve kasetini aldığını, kızları küçükken onları okula götürürken arabada çalıp kasetteki tüm şarkıları ezberlediklerini ama en çok ‘işte deve işte hendeği’ sevdiklerini söyledi.

Kansız ve genel narkozsuz ameliyatım tam başarıyla geçti. Aslında gece kalınacak bir durum bile değilmiş, Cuma günü idi ‘bana kal istersen haftasonunu geçir hem kafanı dinle hem de tam her şey belli olsun’ dedi. Ben de ‘olur dedim, iki de güzel kitap getirmiştim. Birini hiç unutmuyorum Frido Kahlo’nun biyografisi, bilenler bilir kadıncağızın tüm yaşamı ameliyat vs ile geçmiş. Yemekler de nefisti haftasonunu Dr Watson’un misafiri olarak lüks odamda geçirdim. Eşim ziyaretime gelince söyledi; bir arkadaşı Dr Watson’u tanıyormuş, çok meşhur bir doktor ve bilim adamıymış.

Çok ciddi bir insanmış, vakti azmış ve  ondan kolay kolay randevü alınamıyormuş.  Artık o zamandan beri kaç kez bu tür taş aldırdım, şimdi benim gibi herkez Dr Watson’un geliştirilmesinde büyük emeği geçtiği bu yöntemle taş aldırıyor, aynı gün hastaneden yatmadan taburcu oluyorlar. O zaman daha sonra kontrole gidince resepsiyonda benim adımı okuyan hemşire hanım dikkatli biraz çekinerek soyadımı tane tane ‘oğlu’nu da doğru olarak söyledi ki bunu öğrenmeden beceren İngiliz yok. Biliyorum çünkü yıllardır Türkçe öğretmenliği yapıyorum. Hemşire hanım telaşla ‘doğru söyledim mi?’ diye sordu. ‘Evet’ dedim. ‘Dr Watson, bana öğretti ve tembihledi sakın ağzında yuvarlama, geveleme  doğru dürüst benim öğrettiğim gibi söyle’ diye hemşire hanım demiş. Taktığı stenti ‘ben tatile Türkiye’ye gidiyorum erken çıkart’ deyince bana çok kızdı ama çıkardı. Ben Türkiye’den kendisine Barış Manço’nun içinde ‘İşte deve işte hendek’ olan CD seçkisini aldım ve postaladım.  
 
Kendisinden güzel bir teşekkür mektubu aldım. Mektupta kızlarına şarkıların sözlerini sorduğunu ve anımsamaları için sıkıştırıdığını yazmış. Benim sevgili Anadolum karşıma nerelerde, ne güzel çıkıyorsun, kırk yıl unutulmazmış kahvenin hatırı, ne doğru ve o misavirperverliğin yok mu? Dr Watson unutmamış, ne Barış’ı ne de Anadolu’yu. Acaba Dr Watson ve kızları şarkının anlamını da biliyorlar mı?
 
Kuyu başına vardım Zeynebi görem diye  
Nasıl haberin almışsa dayı emmi hep orda  
Dediler ne ararsın kızı almak mı istersin  
Sana bir çift sözümüz var hele buysa niyetin  
 
İşte hendek işte deve ya atlarsın ya düşersin  
Baktın olmaz vazgeçersin zordur almak bizden kızı  
İşte halep işte arşın ya aşarsın ya biçersin  
Baktın olmaz vazgeçersin zordur almak bizden kızı  
 
Sögüdün dalı uzun Barış’ın gönlü hüzün
dudağında ay lütüfün seneler sonra bugün  
dayı emmi yaşlanmış develer kervan olmuş  
zeynebimden haber sordum başkasına yar olmuş  
 
İşte hendek işte deve ya atlarsın ya düşersin  
Baktın olmaz vazgeçersin zordur almak bizden kızı  
İşte halep işte arşın ya aşarsın ya biçersin  
Baktın olmaz vazgeçersin zordur almak bizden kızı  
 
Sögüdün dalı uzun Barış’ın gönlü hüzün  
Elim eline değmedi varın anlayın gayri
 

31 Ocak 2013 Brighton, İngiltere.

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
23 Haziran seçimleri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin seçenekleri
‘Ne güzeldir, dağların üstünde onun ayakları, ki müjde götürür’
Dünya basınında 31 Mart 2019 Türkiye yerel seçimleri