Devrim mi? Darbe mi?

Devrim mi? Darbe mi?
8 Ekim 2014 11:38

İktidar partisinin 12 Eylül darbesinin yıldönümü olan 12 Eylül 2010 tarihinde halk oyuna sunduğu anayasa değişikliklerinin tek bir amacı vardı: Yargıyı “dizayn” etmek. Elbette araya başka makyaj düzenlemeler de serpiştirildi.

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

 

Kadın-erkek eşitliği, sendikalaşmanın yaygınlaştırılması gibi asla hayata geçiremeyecekleri düzenlemeler gibi. Kimi saf aydın ve hukukçular da “yetmez ama evet” mantığı ile bu değişikliklere “evet” demek gafletinde bulunmuşlardı. Oysa aydınları “evet” demeye iten makyaj düzenlemelerin yaşama geçirilme şansının olmadığı, gizlenen sopanın havuçları oldukları çok açık ve netti. O aydınların büyük çoğunluğu, şimdi aldatıldıklarının şaşkınlığını yaşıyorlar.

 

 

 

12 Eylül 2010 Anayasa değişikliğinden önceki yargı düzenlemeleri de problemliydi. Düzeltilmeleri gerekliydi. Ancak iktidar partisi, aksaklıkları düzeltmek yerine, problemleri arttıran bu değişiklikleri kamuoyuna “sessiz devrim” olarak sundu. Halkımızın yarıdan fazlası da bu değişiklikleri okumadan, anlamadan, hamasi nutuklara kanarak onayladı.

 

 

Yargıdaki bu hukuka aykırı düzenlemeler, hükümet tarafından 17 ve 25 Aralık 2013 yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarına kadar çok güzel kullanıldı. Binlerce kişinin mağduriyeti görmezden gelindi. 17 ve 25 Aralık operasyonlarıyla, hükümet ile yargı içinde örgütlendiği iddia edilen cemaat arasındaki kavga su üstüne çıktı. Hükümet ve iktidar partisi, bu tarihten sonra cemaat ile ortaklığını bozup yollarını ayırmaya başladı. 12 Eylül 2010 tarihinden itibaren çok uyumlu olan “sessiz devrim”, birden yerini “darbe” söylemlerine bıraktı.

 

 

İşin esası, 12 Eylül 2010 referandumu ile topluma dayatılan Anayasa değişiklikleri devrim değildi, darbe hiç değildi. Evrensel hukuka, insan haklarına aykırı bu düzenlemeler o tarihte de yanlıştı, şimdi de. Tek fark, 3 yılı aşkın süre hükümet-cemaat ortaklığı ile, uyum içinde yürütülen yargı uygulamalarından hükümet şikayetçi değildi, işin ucu kendilerine dokununca “darbe”, “paralel yapı” diyerek isyan ediliyor. Yani kendilerine değmeyen yılan, ancak 3 yıl yaşayabildi.

 

 

Peki iktidar partisinin 12 Eylül 2010 referandumu ile “devrim” diye topluma dayattığı, hakim ve savcıların özlük haklarını düzenleyen Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) nasıl oluşuyor? Eskiden de eleştirildiği gibi, iktidar partisinin Adalet Bakanı, Kurulun Başkanı, Müsteşarı, Kurulun tabi üyesidir. Kalan üyelerin 4’ünü Cumhurbaşkanı atıyor. 3 üyeyi Yargıtay, 2 üyeyi Danıştay, 1 üyeyi Türkiye Adalet Akademisi seçiyor. 7 üye adli yargı hakimleri ve savcıları arasından, 3 üye idarî yargı hakim ve savcıları arasından seçimle belirleniyor. İşte iktidar partisinin son günlerdeki yükselen itirazı, Yargıtay ve Danıştay üyeleri arasından seçilen üyelerin, iktidarın desteklediği üyelerden seçilememesi. Önümüzdeki 12 Ekim 2014 tarihinde, adli yargıda ve idarî yargıda seçilecek 10 üyeyi, toplam 14 bin hakim ve savcı, seçim yoluyla belirleyecek. İktidar partisi ve hükümetin kaygısı, bu seçimde de kendilerine yakın üyelerin seçilememesi.

 

 

İktidar partisi ve hükümetin, kendilerine yakın hakim ve savcıların seçilememesi kaygısı, toplum için aslında emniyet sübabıdır. Elbette seçilecek yeni üyeler tarafsız ve bağımsız olmalıdır. Hükümete ve iktidar partisine yakın üyelerin seçilmesi, HSYK’yı tıpkı Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) benzeri bir kuruma çevirir ki, bu da yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının sonu demek olur.

 

 

İktidar partisi sözcülerinin, genel ve yerel seçimlerde demokrasiyi sandığa ve seçim sonuçlarına indirgemişlerken, şimdi yargıdaki seçim sonuçlarından rahatsız olmalarını anlamak mümkün değildir. Hele hele kimi yetkililerin, kendilerine yakın üyelerin seçilememesi halinde, seçimleri meşru görmeyecekleri yolundaki beyanları çok vahimdir. Bu mantıkla, birileri de bugüne kadar memnun olunmayan tüm seçim sonuçlarını tartışmaya açar ki, bunun sonu kaostur.

 

 

Tarafsız ve bağımsız yargı, hepimizin sığınacağı en son limandır. Herkesin, öncelikle de iktidarın yargıdan elini çekmesi, yargıyı rahat bırakması gerekiyor…

 

 

kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Nâzım Hikmet 117 yaşında
70. yılda insan haklarımız
Çocuklarımızın hakları