Demokrasi nefreti

Demokrasi nefreti
27 Ekim 2014 12:13

Demokrasi, Eski Yunan’dan beri hep tartışma konusu olmuştur. Eski Yunan’da korkutucu, düzen bozucu ve kötü bir yönetim şekli olarak görülürdü. Elbette bugünkü demokrasi anlayışı ile Eski Yunan’daki demokrasi anlayışı birebir aynı değildi. Fakat bugünkü demokrasinin kaynağı ve kökeni, yine de Eski Yunan’dan gelir.

 

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

 

Eski Yunan’da demos=halk, kratos=iktidar demekti. Yani demokrasi, halkın iktidarı olarak anlaşılırdı. Bugün demokrasi denilince, halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi anlaşılmaktadır.

 

 

İnsanlık tarihi boyunca, iktidar gücünü kendilerine bahşedilmiş bir görev olarak görenlerin hedefinde hep demokrasi olmuştur. Günümüzde olduğu gibi…

 

 

Günümüzün ünlü Fransız filozofu Jacques Ranciere, demokrasinin tarihçesi ile birlikte temsil, Cumhuriyet, bireycilik, eşitlik ve halkın yönetimi gibi demokrasiyi besleyen bütün kaynakların nasıl eleştirildiğini, içinin nasıl boşaltıldığını ve bambaşka şeylere dönüştürülmeye çalışıldığını, “Demokrasi Nefreti” isimli kitapta anlatıyor (İletişim Yayınları, Çev: Uktu Özmakas).

 

 

Bizim yakın tarihimizde de demokrasinin içinin nasıl boşaltıldığına toplum olarak tanık olduk, oluyoruz. 12 Eylül darbesiyle rafa kaldırılan 1961 Anayasası’nın bize “bol” geldiği söylendi. O kadar dar bir Anayasa yapıldı ki, 1982 Anayasası gibi bir “deli gömleği” topluma giydirilmeye çalışıldı. Bugüne kadar 17 kez değiştirilmeye çalışıldı. 1982 Anayasası, hala da topluma dar gelen bir yamalı bohça.

 

 

Ranciere’ye göre demokrasi; herkes için eşitlik ve bütün farklılıklara saygı gösterilmesini isteyenlere rağmen, yönetim tarafından yozlaştırılırsa, kötü sonuçlar verir. Buna karşılık güçten düşürülmüş bireyleri, uygarlığın değerlerini ve barışı savunmak için kullanılırsa iyidir.

 

 

Uygulamada; “halkın kendi kendini yönetmesi” maskesi altında, halka liderlerin keyfiliği dayatılıyor. Bunun için de geniş katılım ve bireysel tatminin dengelenmesi gerekiyor. Çünkü kimi liderler, yasal boşluklardan veya krizlerden yararlanıp, demokrasinin içini boşaltarak, kendi iktidarını koruyorlar. Bireylerin hakkını koruma veya tanıma değil, kendi çıkarlarını sağlama alma adına “kutsama” yöntemi, o yoldaki pek çok engeli kaldırmada kullanılıyor. O zaman da dışı liberal, içi totaliter bir “demokrasi” bizi kuşatmaya başlıyor…

 

 

Demokrasinin bu şekilde anlamsızlaştırılması sonucu, adaletin, eşitliğin ve hakkın esas alındığı halkın yönetiminin düzeni bozuluyor. Fazla “demokrasi”, bol elbise haline gelerek “demokrasi nefreti” denilen sonuca doğru yürüyor. Her şey biçimselleşiyor, “adı var, kendisi yok” durumu, bütün kanallara egemen oluyor. Bu duruma Ranciere, “bütün koyunlarına şefkat gösteren çoban tavrı” diyor. Böylece saygı beklenen, “demokratik” bir insan modeli yaratılıyor. Buradaki “demokratik” nitelemesi de biçimsel olmaktan öteye gidemiyor.

 

 

Ranciere’ye göre, üç tip yönetici vardır. Bunlardan ilki, doğumdan gelen üstünlüğe sahiptir. Belli bir ailede doğmak, belli bir soyada sahip olmak, başlı başına avantaj sağlıyor belli yönetici adaylarına. İkincisi, zenginliğin verdiği güçle yönetenler. Zenginliğe sahip olanlara, yöneticilik ve diğer ünvanlar altın tepsi içinde sunuluyor. Üçüncüsü ise, zar atmaya veya kur’a çekmeye dayanır. Çünkü orada ünvansızlıklar işler; yönetme ve yönetilme ünvansızlığı. Sonuçta şu eleştiride bulunur Ranciere: “Demokrasi ne yönetilecek bir toplum, ne de bir toplumun yönetimidir. Demokrasi, her yönetimin kendi temelinde yer aldığını keşfetmesi gereken bu yönetilmezliktir bilhassa”.

 

 

Demokrasinin içinin boşaltılması ve değersizleştirilmesi sonucu, azınlığın çoğunluğu yönetmesi ya da oligarşinin ayak oyunlarının geçerliliği gibi acı bir gerçek karşımıza dikilir. Ancak temsili demokrasiyi, bu özelliklere bakıp ayağı yere basmayan biçimde kötülemek ya da yok etmeye uğraşmak, oligarşiyi (azınlık yönetimini) daha da keskinleştirmekten başka bir işe yaramaz. Bu da Ranciere’nin “sahte demokrasi” dediği “bireyci demokrasi”nin güçlenmesini sağlar. Yani gücün, sayının ve kurnazlığın zaferine dönüşür. “Bireyci demokrasi”, bir kolektifliği savunur gibi yapar ama desteklediği şey, hiyerarşik bir kolektifliktir. “Bazıları eşittir, bazıları daha eşittir” sözü böylece ete kemiğe bürünür.

 

 

Ranciere, demokrasinin bir devlet biçimi olmadığını, tüm devlet biçimlerinin ötesinde bulunduğunu ve denge unsuru olduğunu baştan kabul etmemiz gerektiğini söyler. Yani uzlaşmayı zorunlu kılan, birinin başkasının üstüne çıkmasını kanunların güvencesi altına alan bir yönetim şekli.

 

 

Ranciere’ye göre, “demokrasi, oligarşik iktidarın elinden kamusal yaşam üzerindeki tekeli, zenginliğin iktidarının elinden yaşamlar üzerindeki mutlak gücü sürekli geri alma eylemidir”. Demokrasideki eşitsizlik ve halkın yönetimi fikrini benimsemeyip, kendilerini “mutlak” ve “doğal yönetici” olarak görenler, nefret söylemi oluşturmayı görev sayıyor.

 

 

Ranciere der ki; “Oligarşik hukuk devletlerinde yaşıyoruz. Bu türden devletlerin sınırlarını da yasalarını da biliyoruz. Bu devletlerde seçimler özgür. Bu seçimler, ikame olabilen etiketler altında olsa da temelde aynı egemen kadronun yeniden üretilmesini garanti altına alıyor”.

 

 

Bundan 2400 yıl önce yaşayan Platon demiş ki; “Neden eski eşyalarını atıyorsun da, eski düşüncelerinden vazgeçmiyorsun”. Daha iyi bir gelecek için, demokrasi hakkındaki olumsuz düşüncelerimizden vazgeçip, evrensel demokrasiye geçme zamanı gelmedi mi?

 

 

kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Nâzım Hikmet 117 yaşında
70. yılda insan haklarımız
Çocuklarımızın hakları