DELEGELERE SON MEKTUBUMDUR!

DELEGELERE SON MEKTUBUMDUR!
25 Şubat 2012 09:14

Elimizde karşıdevrimi durdurabilmek için bir tek CHP kaldı.
Onu da kaybedersek, bu savaşı kazanamayız…
Değerli Delege Dilek;

Mektubundaki soruları ve eleştirilerini dikkatlice okudum. Anladım ki, “RTE’ye başbakanlık yolunu bugünkü genel başkan mı açtı?” sorusunu sorarak, Baykal’ı sorgulayıp, yeni yönetimi savunuyorsun! Bu nedenle de listemden silinmek isteğini dile getirdin. “Silinme” işini kendin de yapabilirsin dostum, benden rica etmen gerekmez. Kaçış için en kolay yolu buldun! Ben insanları değil, onların kafasındaki yanlış fikirleri silmeye çaba gösteriyorum. Kılıçdaroğlu’nu eleştirirken de hiçbir zaman onun yerine, Baykal’ın veya Sav’ın ya da onların tercih edecekleri başka birinin gelmesini savunmadım. Savunmayacağımı da peşinen söyleyebilirim! Vaktiyle Kılıçdaroğlu’nu hiç bir hesaba dayanmadan, yürekten destekleyenlerin başında gelenlerden biri de bendim, bilmeni isterim.. Bu nedenle ben de onun gibi, gecemi gündüzüme katarak, sadece CHP’nin iktidar olması için çalıştım. Yakınmalarımdan aldanmayın, halen de çalışmaya devam ediyorum. Kişisel hiç bir beklentim olmadı, şimdi de yoktur. Ben de onun gibi Anadolu yollarındaydım!..

Anadolu yollarında olmak ve çok çalışmak yapılan fahişhataları örtmeye yetmiyor. 3 oy kaybettirip, 1 tane kazanmakla parti büyümüyor! Hata yapma konusunda hiç kimse dokunulmaz değildir! Kendimizi eleştirmeyi beceremezsek, hatalı yollardan geri de dönemeyiz. Bakarsın bir gün hep birlikte uçurumdan aşağıya düşmüşüz!. Ayrıca bizim için esas olan lider değil, kolektif iradedir. Onu sağlayacak olan tek kurum “parti içi demokrasidir”. Unutmayın!..

“Parti içi demokrasi”den ne haber?..

Bir kaç hafta önce yapılan delege seçimlerini yakından izleyemediniz galiba!.. Ben içerisindeydim. Eskiye nazaran değişen bir şey olmamıştır diyebilirim. Bu defa listeleri Önder Sav yerine Kılıçdaroğlu yapmıştır. Hepsi o kadar!.. Üyeler, yine genel merkezden gelen listeyi noter gibi onaylamışlardır. Anlayacağınız komik ötesi bir durum. Can sıkıcı da… CHP’ye asla yakışmayan böylesine delege seçimleri, ne yazık ki bu yıl da yaşanmıştır!..

Samimi bir partili olduğunuza inanmasaydım, bu kadar ayrıntılı yazmazdım. Mektubunuzda sorduğunuz soruların, kuşkusuz hiç birinin sorumlusu Kılıçdaroğlu değildir!.. O konuda seninle aynı fikirdeyim. Ona da haksızlık edemem. Kılıçdaroğlu’nun sorumluluğu daha başkadır: Partiyi bölünme sürecine getirmek affedilir bir hata değildir. Partili olmayanları yönetime getirmek de aynı ağırlıkta bir kusur sayılır. Ayrıca partiyi ana ekseninden kaydırmak ve bunubilerek yapmak hiç bir şekilde izah edilemez… Onun kusurları bu başlıklar altında toplanabilir dostum!..

TESEV hakkında ne biliyorsunuz bilmiyorum.. 2011 Şubatayında Van’da yapılan toplantıda alınan kararların, aynı zamandaPKK’nın da isteği olduğunu biliyor musunuz? Bu normal midir? “Avrupa Yerel Yönetimlere Özerklik Şartı”na koyulan çekincelerintümünü kaldırma sözünü kim verdi onu bilmeniz lazım. Maalesef o da Kılıçdaroğlu’ydu. Genel af ve askerliğin kısaltılmasının hangi amaca hizmet edeceğini umarım tahmin edebiliyorsunuz… Wikileaksbelgelerinden öğreniyoruz ki, Abdullah Gül ve Erdoğan ile görüşen Talabani’ye; PKK’ya af sözü verilmiş! Onlardan önce affı dile getiren kimdi? Yine bizim sempatik liderimiz!.. Bu tür sözleri AKP bile söylemeye cesaret edememişken, CHP’nin üstüne vazife miydiler? Van’daki toplantıya, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin temsilcilerinin alınmamasını nasıl karşılıyorsunuz bilmiyorum! Toplantıyı düzenleyenlerin ve CHP’nin seçim programını hazırlayanların, TESEVyöneticileri olması normal mi? TESEV’in “Turuncu Devrim”leri organize eden bir Amerikan Vakfı olduğunu ve “Arap Baharı” adı altında pek çok yönetimi devirdiğini bilmiyor muydunuz?..

Bizim partinin şu an yönetiminde; TESEV’in kurucu üyeleri ileyöneticilerinin olduğunu söylersem şaşırır mısın? Buna ilaveten yöneticilerimiz arasında Fetullahçılar ile PKK’nın savunucuları da vardır!.. Ne oldu çok mu şaşırdın? Onlar bu durumlarını inkâr etme gereği bile duymuyorlar! Tam aksine duruşları ile övünüyorlar. Akıllarınca pek yakında bizi de kendileri gibi yapacaklarmış!.. Kılıçdaroğlu, CHP üyesi olmayan 17 sağcıyı, Parti Meclisi’ne seçtirmenin sorumluluğunu üstleniyor!.. Allah aşkına bu nasıl bir iştir?..

Sanki görevleri; CHP’yi Atatürk’ten kurtarıp, AKP’ye yaklaştırmaktı. AKP yıpranınca onun yerine iktidara geleceklerini umuyorlar! Galiba onlara öyle bir söz de verilmiş!.. Durumumuz, “Ölme eşeğim ölme, yonca biter de yersin” özdeyişindeki gibi…

Yeni CHP ne demektir? “CHP Anti Amerikancı değildir” diyen kişi, ABD’ye giden CHP heyetinin başkanıdır. Bunu hiç bir zaman aklınızdan çıkartmayın. Oysa CHP’nin temel karakteristiği;antiemperyalist olmasıdır. Bu anti Amerikancı olmakla eş anlamlı değil mi?… İşte size Yeni CHP!..

Bu Mustafa Kemal’in CHP’si olabilir mi? Bugün Ulu Önderin Partisinin Parti Meclisi’nde ve MYK’ da başka partilerin üyeleri yönetici olarak görev yapıyor. CHP’li adam mı kalmamış bu memlekette? Sağcılar hem kendi partilerinde yönetici, hem de bizim partide… Bunlardan 9 tanesi ise, CHP’den milletvekili seçilmiştir. Onlara oyları biz verdik!.. Başka bir deyişle, bizi sağcılara oy verdirenGenel Başkan’ımızdır. O kişiler, şu an CHP milletvekili olarak meclisteler. Yemin krizinde ilk önce, kıvıranlar da onlar olmuştur. Sanırım bunların ne amaçla yapıldığını anlamışsınızdır…

Size böyle daha onlarca örnek sayabilirim. Hepsi de kanıtlara dayalıdır…

(O kanıtları çok merak ediyorsanız, siteme (www.cemilcan.av.tr) girip, http://www.cemilcan.av.tr/guncel-syf5.htm’teki son on makale ve köşe yazımı okuyun… Bütün kanıtlar orada vardır!..)

Değerli Delege Dilek Kardeşim;

CHP’nin son genel seçimlerde, Ankara’nın 1’nci Bölgesi’nde seçim sorumlusu olarak çalışanlardan biri de bendim. Bu görevim nedeniyle, her tarafı karış karış dolaşmıştım. Yaşadığım gerçeklerden yola çıkarak, size şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Son genel seçimlerde, Önder Sav ve ekibi hiç çalışmamıştır. O bakımdan yenilginin asıl nedeni onlardır. İkinci sebep ise, partideki eksen kaymasıdır tabi. Biz bunu o aşamada görememiştik. O günlerde, Genel Başkan’ın parti programına aykırı olan söylemlerini, acemiliğine ve “oy avcılığına” vermiştik. Meğer kazın ayağı öyle değilmiş. Avlanan biz olduk!.. Bunu çok sonra anlayabildik. Sahada bulunan ve seçim çalışmalarını denetleyen biri olarak, bu samimi gözlemlerimi aktarmadan geçmek istemedim. Bu tespitlerimi o vakitler bir köşe yazısında da dile getirmiştim. Önder Sav ve Deniz Baykal, bu konuda çok ağır suçludurlar. Suçları affedilir gibi değildir. O nedenle parti onlara da teslim edilmemelidir!.. Bunlar da bir gün tartışılacaktır elbette. Ama onların bu kusurları, Kılıçdaroğlu’nun yaptıklarının mazereti olamaz…

Kötü örnek, örnek değildir!..

Şimdi söyler misiniz dünyanın neresinde görülmüştür; İKTİDAR OYLARINI ARTIRIRKEN, MUHALEFET GERİLEMİŞTİR?.. Bunu bir tek Türkiye’de ve CHP için söyleyebilirsiniz!.. Peki, bu durumun sorumlusu kimdir? Bu konuda birden çok etken sayabilirsiniz. Ama ilk sırada her zaman yönetim olacaktır. Ben bu hususta kimseyi kayırmadım, kayırmayacağım da. Genel Merkez’e ne kadar yakınsınız onu da bilmiyorum. Ben gelişmeleri bire bir yaşayıp izliyorum. Atatürk’ü Dersim’in katili gibi gösteren densizlere sahip çıkan bir genel başkan CHP’ye yakışmıyor!..

Bunları görüp yaşadığım için, şimdi de inancımın vesorumluluğumun gereğini yerine getirmeye çalışıyorum…

Bugüne kadar partimden hiç bir talebim olmadı. Her zaman elimden ne geldiyse yaptım. Bundan pişman da değilim. Bundan sonra da elimden geleni yapacağım. Kimsenin bundan kuşkusu olmasın. Çünkü bu parti bizimdir. Onu “işgal” edenlerin değil!.. Tek amacım vardır; o da gelecek nesillere güzel ve yaşanabilir bir Türkiye bırakmak. Bir de atalarımıza layık olmak tabi…

Dolayısıyla, benim liderim Mustafa Kemal’dir. İlkelerim ise 6 ok ile belirlenmiştir. Cumhuriyetin niteliklerine sıkı sıkıya bağlıyım.Hukukun üstünlüğüne sonuna kadar saygılıyım. Çağdaş hukuka veevrensel ilkelere aykırı olan her harekete karşı dururum. Bunu yapan kim olursa olsun karşısına dikileceğim!.. Ayıp, bizim olduğu için ayıp olmaktan çıkmıyor ki!.. Görevimiz ayıpları yaşatmak değil, onları ortadan kaldırmaktır!..

Sevgili Yol Arkadaşlarım;

Siyasallaştıkları ve adil yargılama yapmadıkları, hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkan özel görevli mahkemelerde, eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın yargılanmasını, ilk isteyenin kim olduğunu biliyor musunuz? Ne yazık ki, o da Kılıçdaroğlu’dur. Sakın yanlış anlaşılmasın, ben Yaşar Büyükanıt’ı savunmuyorum. Zaten onun benim savunmama ihtiyacı da yok, o kendini savunabilir. Benim savunduğum; çağdaş hukukauygun ve hukukun üstünlüğü ilkesine saygılı, adil yargılamaların yapılmasıdır. CHP’nin adil olmayan mahkemelerde, komutanların (ya da her kim olursa olsun) yargılanmasını istemesi, yakışık almaz!.. Bu istek dahi, başlı başına “Silivri Hukuku”nu meşrulaştırmaya hizmet eder!..

Kılıçdaroğlu, bugün vardır, yarın o da ötekiler gibi bir gün çekip gidecek. Kalıcı olan CHP ve onun devrimci ideolojisidir. Aklıma gelmişken belirtmek isterim ki: 6 okun belirlediği ilkeler, kabacaCHP’nin ideolojisini teşkil ederler. Sizin sevimli gördüğünüz genel başkanımız ve ekibi, daha birkaç ay önce CHP’yi ideolojisiz olarak tanımlamıştır. Çok lazımmış gibi, bir de “Sebahattin Ali’yi CHP öldürtmüştür” diyerek, Türkiye gündeminin ne kadar uzağında olduklarını göstermişlerdir!..

Dersim tartışmaları ise, tam bir rezaletti. İnsanın kendi ayağına kurşun sıkması diye bir tabir vardır ya bu tartışmalar aynen öyle bir sonuç vermiştir. Sonunda Genel Başkan, “Dersim benim hobimdir” deyip, işin içinden çıkmaya çalışmıştır! Çıkabilir mi hiç? Zırva tevil götürmez! Bu şekilde ve kendi ifadesi ile “hobisi”ni tatmin etmek için, gündemi saptırıp, iktidara rahat bir nefes o aldırmıştır! AKP’ye yaşam öpücüğü sunmak CHP’nin görevi midir?..

TSK’nin emperyalist amaçlar için kullanılmasını kabul edebilir misiniz?

Libya’ya askerlerimizin gönderilmesine Y-CHP evet demiştir. Yoksa bunu unuttunuz mu? AKP’ye karşı en etkili propaganda silahımız: “ABD’ye taşeron olarak hizmet vermeyi kabul edip, Irak’ta 1,5 milyon, Afganistan ve Libya’da yüz binlerce Müslüman’ın ölümüne iştirak etmek” söylemi değil miydi? Şimdi bu sözleri söyleyebilir miyiz? Kargalar bile güler bize!.. Hiç muhalefet, hükümeti destekler duruma düşürülür mü? O zaman adama “Size ne gerek var” demezler mi?..

Dilerseniz, size bire bir yaşadığım bir başka rezilliği daha anlatayım: Bu yıl Alevilerin kutsal saydığı Muharrem ayında, CHP’nin Ankara’daki bütün ilçe örgütleri, “Aşure Günü”nü kutladılar. Alevilere karşı olan biri değilim. Cem Evi’nde diledikleri gibi ibadetlerini yapabilirler. Yapsınlar da… İnanç özgürlüğüne inananlar, elbette ki, böyle düşünmelidir. Ama laikliği savunan bir partide, bir mezhebindini ritüellerini icra etmek yakışık almaz! Yarın diğer bir mezhebin mensupları gelir, biz de mevlit okutacağız derlerse, onlara diyecek sözünüz kalmaz!.. Parti tekkeye dönüşür!..

Y-CHP, türbanı, yüksek mahkemelerimiz ve AİHM’nin kararlarına rağmen, üniversitelerde serbest bırakmakla övünmektedir. Sizce de iyi bir iş mi yapılmıştır? Türbanın “siyasal bir simge” olduğunu Başbakan bile kabul etmişken, Y-CHP’nin bu tutumuna ne demeli, doğrusu bilemiyorum. İmam-Hatip Liselerini CHP’nin açması ile övünmek bu ülkeye ne kazandırır? Genel Başkan’ın ilkokul çağındaki çocukların, Kuran kurslarına gitmesine olanak sağlayan yasayı, “Anayasa Mahkemesi’ne götürdük” demesine rağmen,götürmemesi sizce nasıl bir davranıştır? AKP’ye benzemek için, bu kadar çabaya ne gerek var. Benzemek istenen partinin kendisi orada duruyor zaten!..

AB’nin Türkiye’ye dayattığı “Mustafa Kemal’den kurtulmadan ve Kemalist ideolojiden vazgeçmeden AB’ye giremezsiniz” direktifinden sonra, anlaşılan Yeni CHP üzerine bu görevi almıştır. Aslında bu konuda AKP ile CHP arasında bir işbölümü yapılmıştır demek daha doğru olur: İnönü’ye saldırma görevi AKP üzerinde kalmıştır, Atatürk’ü itibarsızlaştırma işini de Y-CHP üstlenmiştir…

Söylediklerim yanlış mı dostlarım?..

Bu söylediklerimi uyduruyor değilim. Hepsinin kanıtları var. Bu son bir yıl içinde yaşadıklarımız tümünü kanıtlamaya yeter de artar. Üzerlerinde biraz düşünelim artık…

CHP, AKP’ye muhalefet yapmıyor aslında!.. Genel Merkez,sıradan bir CHP’linin bile, bir kaç adım gerisinden geliyor bu hususta. Bu ülkede, köşe yazarlarını tekrar ederek muhalefet yapılamaz!.. Bugüne dair söyleyecek sözü olmayan Erdoğan, zevahiri kurtarmak için 62 yıl öncesine gidiyor ve İsmet Paşa’ya saldırıyor. Hızını alamıyor, daha da gerilere gidip İttihat ve Terakki’yi yerden yere çalıyor.. Ne yazık ki, Kılıçdaroğlu, elindeki çekici ile onu takip ediyor. Terbiyeli bir demirci çırağı disiplini içinde, ustasının işaret ettiği yeri dövüyor!.. Onun için AKP’liler, Kılıçdaroğlu’nu çok seviyorlar!..

Sevgili Yol Arkadaşlarım;

Sanırım beni düzenli olarak izlemiyorsunuz. Bana da haksızlık etmeyin lütfen. Yaptığım her eleştirinin, özellikle de kendi partime karşı olanların tamamı, son derece sağlam kanıtlara dayanmaktadır. Bugüne kadar kanıta dayanmayan hiç bir söz etmedim. Söylemem de imkânsızdır. Buna inanın!..

(Daha önceki yazılarımın içindeki numaraların her biri, bir dipnotu göstermektedir. Çoğu yazımın sonunda, o kanıtlarınbağlantıları vardır. Kanıtları merak edenler için bunu söylüyorum, oradan bakabilirler…)

Son olarak size bir şey daha söylemek istiyorum: “Milletin iradesi”dir diyerek, Cumhuriyet Rejimi’ni değiştirmeye girişenAKP’nin, karşısına çıkıp: “Bu da ‘milletin iradesi’dir” diyerek, seçilmiş milletvekillerimizi ceza evinden çıkartamadık. Böyle bir meclis grubu ile Anayasa değişikliklerinde bir şey yapılabilir mi? İçtüzük değişikliği ile Anayasa’yı karıştırmayın lütfen… MİT Yasası’nı izlediniz işte. Gördüğünüz gibi CHP, yasanın çıkmasını engelleyememiştir. Anayasa Mahkemesi’ne başvuru da sonuç getirmeyecektir! O da bilinen bir şeydir. AKP, birkaç gün içinde yasayı yürürlüğe koyacaktır. Anayasa değişikliğinde de durum farklı olmayacak!.. Çünkü CHP’nin,sayısal olarak AKP’yi durdurmaya gücü yetmemektedir… Referandum söz konusu olduğunda da halk CHP’nin söylediğine değer vermiyor… Bunun nedeni ise, yönetimin tutarsızlığıdır. Kendi ideolojisi ileilkelerine saygı duymayanların sözlerine kim, niçin değer versin?..

Bu dönemde CHP’ye düşen bir tek ödev vardır. O da: SadeceDİK DURMAKTIR!..
Dik durmayı başardıktan sonra:

1.) DOĞRULARI SÖYLEMEK ve daha sonra;
2.) Bir MUHALEFET CEPHESİ oluşturup, onlara DOĞRU ÖNDERLİK YAPMAK çok zor değildir!…

Bunun yerine, eğilip bükülmek CHP’ye hiç mi hiç yakışmamıştır!..

İçtüzükte AKP’nin geri adım atmasını, Kılıçdaroğlu yönetimine verilmiş gizli bir destek olarak da kabul edebilirsiniz!.. Genel Başkan’ı, kısa bir dönem “başarılı” göstermek, AKP’nin işine çok gelir. O nedenle bu destek verilmiştir. Aksi halde, CHP’nin başına,sineyi millete dönmeyi göze alacak, gözü kara bir lider gelir veAKP’ye kök söktürebilir. Umarım bunu görmeye ömrümüz el verir. Canı gönülden dileğimiz budur!..

SİZLER “PARTİ İÇİ DEMOKRASİ”Yİ İŞLETECEK OLANTÜZÜK DEĞİŞİKLİĞİNİ YAPIN, GERİSİNİ PARTİLİLERE BIRAKIN!..

Biliyorsunuz AKP, daima CHP’nin başında tükürdüğünü yalayan ve AKP’yi taklit eden bir genel başkanın olmasını tercih ediyor!.. Son günlerde Kılıçdaroğlu, belli bir inanç grubunun siyaseti yönlendirdiği ve siyasetin yapısına müdahale ettiğine ilişkin sorulara, bu konuda “ellerinde veri olmadığını” ileri sürerek yanıt vermiş.Cemaat’i bir kez daha aklayıp paklama yolunu acaba neden seçmiştir!..

Türkiye’nin emperyalistlere sorun çıkaracak zinde kuvvetlerine, okyanus ötesinden operasyon planları yapılırken, CHP ile MHP’yi görmezden gelecek değillerdi herhalde!.. Ve bu son yönetim, o operasyonun bir ürünüdür denebilir!.. Öyle değilseler eğer, aksinieylem ve söylemleri ile kanıtlasınlar!.. Boş laflara karnımız toktur!..

Y-CHP yönetiminin, Cemaat’e tek söz edememesi ve Cemaat’ten söz açılınca dilinin bir yerlere kaçmasının nedeni, bir tek bu şekilde açıklanabilir!.. Size göre de Cemaat “masum” mu? Ozaman sizin nasıl dizayn edildiğinizi düşünün, benim sözlerime boş verin gitsin!..

Bütün bunlara rağmen, yine de yanılmış olmayı tercih ederim… Umarım Kılıçdaroğlu ve ekibi hakkında yanılan ben olurum… Bekleyip görelim!..

Şimdilik bu kadar söylüyorum… 26 Şubat’takine değil, 27 Şubat’ta yapılacak olan Kurultay’lara sahip çıkmalısınız. Temsil ettiğiniz seçmenlerin iradesini, yerinde ve zamanında doğruca ortaya koymalısınız. Size yakışan budur. Parti içi muhalefetin sesini kısacak düzenlemelere asla “evet” demeyin!.. Yoksa siz de faşistdamgasını yersiniz!..

Bu söylediklerimden de rahatsızlık duymayın. Dost acı söyler. Ben eleştirilerimle partime ayna tutmaya çalışıyorum. İstiyorum ki, herkes dışarıdan nasıl göründüğünü öğrensin. Benim bir yaptırım gücüm yok ki!.. Ama sizin var!.. Rahatsız oluyorsunuz diye, kendinizi listemden silmeyi kalkışmayın. Kendinizde bir kusur var mı yok mu, onu arayın! Eleştirilmekten de hiçbir zaman korkmayın!…

Sonuç olarak diyebilirim ki: Son iki yıl içinde yaşadıklarımızdan, iyice inandım ki, Kılıçdaroğlu ve arkadaşları, CHP’ye yapılan kaset komplosunun yarattığı boşluktan içeriye sızmışlardır. Asıl büyük komplo CHP’lilere yapılmıştır. Ayrıca Kılıçdaroğlu’nun kapasitesinin CHP’yi yönetmeye yetmediği de ortaya çıkmıştır. Henüz, yöresel bir Alevi Derneği başkanlığını aşabilmiş değildir! Belki de masumdur kim bilir? Fakat bu defa CHP’den içeri sızanların oyuncağı olmuştur demek zorundayız!.. Her iki seçeneğin de iki ucu b…. değnek gibidir!.. Elimizi kirletmemiz şart değil!..

Elimizde karşıdevrimi durdurabilmek için bir tek CHP kaldı. Onu da kaybedersek, bu savaşı kazanamayız…      


              
Değerli Delege Dilek;



 
            Mektubundaki soruları ve eleştirilerini dikkatlice okudum. Anladım ki, “RTE’ye başbakanlık yolunu bugünkü genel başkan mı açtı?” sorusunu sorarak, Baykal’ı sorgulayıp, yeni yönetimi savunuyorsun! Bu nedenle de listemden silinmek isteğini dile getirdin. “Silinme” işini kendin de yapabilirsin dostum, benden rica etmen gerekmez. Kaçış için en kolay yolu buldun! Ben insanları değil, onların kafasındaki yanlış fikirleri silmeye çaba gösteriyorum. Kılıçdaroğlu’nu eleştirirken de hiçbir zaman onun yerine, Baykal’ın veya Sav’ın ya da onların tercih edecekleri başka birinin gelmesini savunmadım. Savunmayacağımı da peşinen söyleyebilirim!  Vaktiyle Kılıçdaroğlu’nu  hiç bir hesaba dayanmadan, yürekten destekleyenlerin başında gelenlerden biri de bendim, bilmeni isterim.. Bu nedenle ben de onun gibi, gecemi gündüzüme katarak, sadece CHP’nin iktidar olması için çalıştım. Yakınmalarımdan aldanmayın, halen de çalışmaya devam ediyorum. Kişisel hiç bir beklentim olmadı, şimdi de yoktur. Ben de onun gibi  Anadolu yollarındaydım!..



 
            Anadolu yollarında olmak ve çok çalışmak yapılan fahişhataları örtmeye yetmiyor. 3 oy kaybettirip, 1 tane kazanmakla parti büyümüyor! Hata yapma konusunda hiç kimse dokunulmaz değildir! Kendimizi eleştirmeyi beceremezsek, hatalı yollardan geri de dönemeyiz. Bakarsın bir gün hep birlikte uçurumdan aşağıya düşmüşüz!. Ayrıca bizim için esas olan lider değil, kolektif iradedir. Onu sağlayacak olan tek kurum “parti içi demokrasidir”. Unutmayın!..


 
         “Parti içi demokrasi”den ne haber?..



 
            Bir kaç hafta önce yapılan delege seçimlerini yakından izleyemediniz galiba!.. Ben içerisindeydim. Eskiye nazaran değişen bir şey olmamıştır diyebilirim. Bu defa listeleri Önder Sav yerine Kılıçdaroğlu yapmıştır. Hepsi o kadar!.. Üyeler, yine genel merkezden gelen listeyi noter gibi onaylamışlardır. Anlayacağınız komik ötesi bir durum. Can sıkıcı da… CHP’ye asla yakışmayan böylesine delege seçimleri, ne yazık ki bu yıl da yaşanmıştır!..



 
            Samimi bir partili olduğunuza inanmasaydım, bu kadar ayrıntılı yazmazdım. Mektubunuzda sorduğunuz soruların, kuşkusuz hiç birinin sorumlusu Kılıçdaroğlu değildir!.. O konuda seninle aynı fikirdeyim. Ona da haksızlık edemem. Kılıçdaroğlu’nun sorumluluğu daha başkadır: Partiyi bölünme sürecine getirmek affedilir bir hata değildir. Partili olmayanları yönetime getirmek de aynı ağırlıkta bir kusur sayılır.  Ayrıca partiyi ana ekseninden kaydırmak ve bunubilerek yapmak hiç bir şekilde izah edilemez… Onun kusurları bu başlıklar altında toplanabilir dostum!..



 
       TESEV hakkında ne biliyorsunuz bilmiyorum..  2011 Şubat ayında Van’da yapılan toplantıda alınan kararların, aynı zamandaPKK’nın da isteği olduğunu biliyor musunuz? Bu normal midir? “Avrupa Yerel Yönetimlere Özerklik Şartı”na koyulan çekincelerintümünü kaldırma sözünü kim verdi onu bilmeniz lazım. Maalesef o da   Kılıçdaroğlu’ydu. Genel af ve askerliğin kısaltılmasının hangi amaca hizmet edeceğini umarım  tahmin edebiliyorsunuz… Wikileaksbelgelerinden öğreniyoruz ki, Abdullah Gül ve Erdoğan ile görüşen Talabani’ye; PKK’ya af sözü verilmiş! Onlardan önce affı dile getiren kimdi? Yine bizim sempatik liderimiz!.. Bu tür sözleri AKP bile söylemeye cesaret edememişken, CHP’nin üstüne vazife miydiler?  Van’daki toplantıya, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin temsilcilerinin alınmamasını nasıl karşılıyorsunuz bilmiyorum! Toplantıyı düzenleyenlerin ve CHP’nin seçim programını hazırlayanların, TESEVyöneticileri olması normal mi? TESEV’in “Turuncu Devrim”leri organize eden bir Amerikan Vakfı olduğunu ve “Arap Baharı” adı altında pek çok  yönetimi devirdiğini bilmiyor muydunuz?..



 
       Bizim partinin şu an yönetiminde; TESEV’in kurucu üyeleri ileyöneticilerinin olduğunu söylersem şaşırır mısın? Buna ilaveten yöneticilerimiz arasında Fetullahçılar ile PKK’nın savunucuları da vardır!.. Ne oldu çok mu şaşırdın? Onlar bu durumlarını inkâr etme gereği bile duymuyorlar! Tam aksine duruşları ile övünüyorlar. Akıllarınca pek yakında bizi de kendileri gibi yapacaklarmış!.. Kılıçdaroğlu, CHP üyesi olmayan 17 sağcıyı,  Parti Meclisi’ne seçtirmenin sorumluluğunu üstleniyor!.. Allah aşkına bu nasıl bir iştir?..



 
       Sanki görevleri; CHP’yi Atatürk’ten kurtarıp, AKP’ye yaklaştırmaktı. AKP yıpranınca onun yerine iktidara geleceklerini umuyorlar! Galiba onlara öyle bir söz de verilmiş!..  Durumumuz, “Ölme eşeğim ölme, yonca biter de yersin” özdeyişindeki gibi…



 
            Yeni CHP ne demektir? “CHP Anti Amerikancı değildir” diyen kişi, ABD’ye giden CHP heyetinin başkanıdır. Bunu hiç bir zaman aklınızdan çıkartmayın. Oysa CHP’nin temel karakteristiği;anti emperyalist olmasıdır. Bu anti Amerikancı olmakla eş anlamlı değil mi?… İşte size Yeni CHP!..



 
            Bu Mustafa Kemal’in CHP’si olabilir mi? Bugün Ulu Önderin Partisinin Parti Meclisi’nde ve MYK’ da başka partilerin üyeleri yönetici olarak görev yapıyor. CHP’li adam mı kalmamış bu memlekette? Sağcılar hem kendi partilerinde yönetici, hem de bizim partide… Bunlardan 9 tanesi ise, CHP’den milletvekili seçilmiştir. Onlara oyları biz verdik!.. Başka bir deyişle, bizi sağcılara oy verdirenGenel Başkan’ımızdır. O kişiler, şu an CHP milletvekili olarak meclisteler.  Yemin krizinde ilk önce, kıvıranlar da onlar olmuştur. Sanırım bunların ne amaçla yapıldığını anlamışsınızdır…



 
            Size böyle daha onlarca örnek sayabilirim. Hepsi de kanıtlara dayalıdır…



 
            (O kanıtları çok merak ediyorsanız, siteme (www.cemilcan.av.tr) girip, http://www.cemilcan.av.tr/guncel-syf5.htm’teki son on makale ve köşe yazımı okuyun… Bütün kanıtlar  orada vardır!..)



 
Değerli Delege Dilek Kardeşim;



 
            CHP’nin son genel seçimlerde, Ankara’nın 1’nci Bölgesi’nde seçim sorumlusu olarak çalışanlardan biri de bendim. Bu görevim nedeniyle, her tarafı karış karış dolaşmıştım. Yaşadığım gerçeklerden yola çıkarak, size şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Son genel seçimlerde, Önder Sav ve ekibi hiç çalışmamıştır. O bakımdan yenilginin asıl nedeni onlardır. İkinci sebep ise, partideki eksen kaymasıdır tabi. Biz bunu o aşamada görememiştik. O günlerde, Genel Başkan’ın parti programına aykırı olan söylemlerini, acemiliğine ve “oy avcılığına” vermiştik. Meğer kazın ayağı öyle değilmiş. Avlanan biz olduk!.. Bunu çok sonra anlayabildik.  Sahada bulunan ve seçim çalışmalarını denetleyen biri olarak, bu samimi gözlemlerimi aktarmadan geçmek istemedim. Bu tespitlerimi o vakitler bir köşe yazısında da dile getirmiştim. Önder Sav ve Deniz Baykal, bu konuda çok ağır suçludurlar. Suçları affedilir gibi değildir. O nedenle parti onlara da teslim edilmemelidir!.. Bunlar da bir gün tartışılacaktır elbette. Ama onların bu kusurları, Kılıçdaroğlu’nun yaptıklarının mazereti olamaz…



 
            Kötü örnek, örnek değildir!..



 
            Şimdi söyler misiniz dünyanın neresinde görülmüştür; İKTİDAR OYLARINI ARTIRIRKEN, MUHALEFET GERİLEMİŞTİR?.. Bunu bir tek Türkiye’de ve CHP için söyleyebilirsiniz!.. Peki, bu durumun sorumlusu kimdir? Bu konuda birden çok etken sayabilirsiniz.  Ama ilk sırada her zaman yönetim olacaktır. Ben bu hususta kimseyi kayırmadım, kayırmayacağım da. Genel Merkez’e ne kadar yakınsınız onu da bilmiyorum. Ben gelişmeleri bire bir yaşayıp izliyorum. Atatürk’ü Dersim’in katili gibi gösteren densizlere sahip çıkan bir genel başkan CHP’ye yakışmıyor!..



 
            Bunları görüp yaşadığım için, şimdi de inancımın vesorumluluğumun gereğini yerine getirmeye çalışıyorum…



 
            Bugüne kadar partimden hiç bir talebim olmadı. Her zaman elimden ne geldiyse yaptım. Bundan pişman da değilim. Bundan sonra da elimden geleni yapacağım. Kimsenin bundan kuşkusu olmasın. Çünkü bu parti bizimdir. Onu “işgal” edenlerin değil!.. Tek amacım vardır; o da gelecek nesillere güzel ve yaşanabilir bir Türkiye bırakmak. Bir de atalarımıza layık olmak tabi…



 
            Dolayısıyla, benim liderim Mustafa Kemal’dir. İlkelerim ise 6 ok ile belirlenmiştir. Cumhuriyetin niteliklerine sıkı sıkıya bağlıyım.Hukukun üstünlüğüne sonuna kadar saygılıyım. Çağdaş hukuka veevrensel ilkelere aykırı olan her harekete karşı dururum. Bunu yapan kim olursa olsun karşısına dikileceğim!.. Ayıp, bizim olduğu için ayıp olmaktan çıkmıyor ki!.. Görevimiz ayıpları yaşatmak değil, onları ortadan kaldırmaktır!..



 
 Sevgili Yol Arkadaşlarım;        


 
            Siyasallaştıkları ve adil yargılama yapmadıkları, hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkan özel görevli mahkemelerde, eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın yargılanmasını, ilk isteyenin kim olduğunu biliyor musunuz?  Ne yazık ki, o da Kılıçdaroğlu’dur. Sakın yanlış anlaşılmasın, ben Yaşar Büyükanıt’ı savunmuyorum. Zaten onun benim savunmama ihtiyacı da yok, o kendini savunabilir.  Benim savunduğum; çağdaş hukukauygun ve hukukun üstünlüğü ilkesine saygılı, adil yargılamaların yapılmasıdır. CHP’nin adil olmayan mahkemelerde, komutanların (ya da her kim olursa olsun) yargılanmasını istemesi, yakışık almaz!.. Bu istek dahi, başlı başına “Silivri Hukuku”nu meşrulaştırmaya hizmet eder!..



 
            Kılıçdaroğlu, bugün vardır, yarın o da ötekiler gibi bir gün çekip gidecek. Kalıcı olan CHP ve onun devrimci ideolojisidir. Aklıma gelmişken belirtmek isterim ki: 6 okun belirlediği ilkeler, kabacaCHP’nin ideolojisini teşkil ederler. Sizin sevimli gördüğünüz genel başkanımız ve ekibi, daha birkaç ay önce CHP’yi ideolojisiz olarak tanımlamıştır. Çok lazımmış gibi, bir de “Sebahattin Ali’yi CHP öldürtmüştür” diyerek, Türkiye gündeminin ne kadar uzağında  olduklarını göstermişlerdir!..



 
            Dersim tartışmaları ise, tam bir rezaletti. İnsanın kendi ayağına kurşun sıkması diye bir tabir vardır ya bu tartışmalar aynen öyle bir sonuç vermiştir. Sonunda Genel Başkan, “Dersim benim hobimdir” deyip, işin içinden çıkmaya çalışmıştır! Çıkabilir mi hiç? Zırva tevil götürmez! Bu şekilde ve kendi ifadesi ile “hobisi”ni tatmin etmek için, gündemi saptırıp, iktidara rahat bir nefes o aldırmıştır! AKP’ye yaşam öpücüğü sunmak CHP’nin görevi midir?..


 
            TSK’nin emperyalist amaçlar için kullanılmasını kabul edebilir misiniz?



 
            Libya’ya askerlerimizin gönderilmesine Y-CHP evet demiştir. Yoksa bunu unuttunuz mu? AKP’ye karşı en etkili propaganda silahımız: “ABD’ye taşeron olarak hizmet vermeyi kabul edip, Irak’ta 1,5 milyon, Afganistan ve Libya’da yüz binlerce Müslüman’ın ölümüne iştirak etmek” söylemi değil miydi? Şimdi bu sözleri söyleyebilir miyiz? Kargalar bile güler bize!.. Hiç muhalefet, hükümeti destekler duruma düşürülür mü? O zaman  adama “Size ne gerek var” demezler mi?..



 
            Dilerseniz, size bire bir yaşadığım bir başka rezilliği daha anlatayım: Bu yıl Alevilerin kutsal saydığı Muharrem ayında, CHP’nin Ankara’daki bütün ilçe örgütleri, “Aşure Günü”nü kutladılar. Alevilere karşı olan biri değilim. Cem Evi’nde diledikleri gibi ibadetlerini yapabilirler. Yapsınlar da… İnanç özgürlüğüne inananlar, elbette ki, böyle düşünmelidir. Ama laikliği savunan bir partide, bir mezhebindini ritüellerini icra etmek yakışık almaz! Yarın diğer bir mezhebin mensupları gelir, biz de mevlit okutacağız derlerse, onlara diyecek sözünüz kalmaz!.. Parti tekkeye dönüşür!..



 
            Y-CHP, türbanı, yüksek mahkemelerimiz ve AİHM’nin kararlarına rağmen, üniversitelerde serbest bırakmakla övünmektedir. Sizce de iyi bir iş mi yapılmıştır? Türbanın “siyasal bir simge” olduğunu Başbakan bile kabul etmişken, Y-CHP’nin bu tutumuna ne demeli, doğrusu bilemiyorum. İmam-Hatip Liselerini CHP’nin açması ile övünmek bu ülkeye ne kazandırır? Genel Başkan’ın ilkokul çağındaki çocukların, Kuran kurslarına gitmesine olanak sağlayan yasayı, “Anayasa Mahkemesi’ne götürdük” demesine rağmen,götürmemesi sizce nasıl bir davranıştır? AKP’ye benzemek için, bu kadar çabaya ne gerek var. Benzemek istenen partinin kendisi orada duruyor zaten!..



 
            AB’nin Türkiye’ye dayattığı “Mustafa Kemal’den kurtulmadan ve Kemalist ideolojiden vazgeçmeden AB’ye giremezsiniz”  direktifinden sonra, anlaşılan Yeni CHP üzerine bu görevi almıştır. Aslında bu konuda AKP ile CHP arasında bir işbölümü yapılmıştır demek daha doğru olur: İnönü’ye saldırma görevi AKP üzerinde kalmıştır, Atatürk’ü itibarsızlaştırma işini de Y-CHP üstlenmiştir…



 
            Söylediklerim yanlış mı dostlarım?..



 
            Bu söylediklerimi uyduruyor değilim. Hepsinin kanıtları var. Bu son bir yıl içinde yaşadıklarımız tümünü kanıtlamaya yeter de artar. Üzerlerinde biraz düşünelim artık…



 
            CHP, AKP’ye muhalefet yapmıyor aslında!.. Genel Merkez,sıradan bir CHP’linin bile, bir kaç adım gerisinden geliyor bu hususta. Bu ülkede, köşe yazarlarını tekrar ederek muhalefet yapılamaz!.. Bugüne dair söyleyecek sözü olmayan Erdoğan, zevahiri kurtarmak için 62 yıl öncesine gidiyor ve İsmet Paşa’ya saldırıyor. Hızını alamıyor, daha da gerilere gidip İttihat ve Terakki’yi yerden yere çalıyor.. Ne yazık ki, Kılıçdaroğlu, elindeki çekici ile onu takip ediyor. Terbiyeli bir demirci çırağı disiplini içinde, ustasının işaret ettiği yeri dövüyor!.. Onun için AKP’liler, Kılıçdaroğlu’nu çok seviyorlar!..



 
Sevgili Yol Arkadaşlarım;



 
            Sanırım beni düzenli olarak izlemiyorsunuz. Bana da haksızlık etmeyin lütfen. Yaptığım her eleştirinin, özellikle de kendi partime karşı olanların tamamı, son derece sağlam kanıtlara dayanmaktadır. Bugüne kadar kanıta dayanmayan hiç bir söz etmedim. Söylemem de imkânsızdır. Buna inanın!..



 
            (Daha önceki yazılarımın içindeki numaraların her biri, bir dipnotu göstermektedir. Çoğu yazımın sonunda, o kanıtlarınbağlantıları vardır. Kanıtları merak edenler için bunu söylüyorum, oradan bakabilirler…)



 
            Son olarak size bir şey daha söylemek istiyorum: “Milletin iradesi”dir diyerek, Cumhuriyet Rejimi’ni değiştirmeye girişenAKP’nin, karşısına çıkıp: “Bu da ‘milletin iradesi’dir” diyerek, seçilmiş milletvekillerimizi ceza evinden çıkartamadık. Böyle bir meclis grubu ile Anayasa değişikliklerinde bir şey yapılabilir mi? İçtüzük değişikliği ile Anayasa’yı karıştırmayın lütfen… MİT Yasası’nı izlediniz işte. Gördüğünüz gibi CHP, yasanın çıkmasını engelleyememiştir. Anayasa Mahkemesi’ne başvuru da sonuç getirmeyecektir! O da bilinen bir şeydir. AKP, birkaç gün içinde yasayı yürürlüğe koyacaktır. Anayasa değişikliğinde de durum farklı olmayacak!.. Çünkü CHP’nin,sayısal olarak AKP’yi durdurmaya gücü yetmemektedir… Referandum söz konusu olduğunda da halk CHP’nin söylediğine değer vermiyor… Bunun nedeni ise, yönetimin tutarsızlığıdır. Kendi ideolojisi ileilkelerine saygı duymayanların sözlerine kim, niçin değer versin?..



 
            Bu dönemde CHP’ye düşen bir tek ödev vardır. O da: Sadece DİK DURMAKTIR!..
            Dik durmayı başardıktan sonra:



 
1.)     DOĞRULARI SÖYLEMEK ve daha sonra;



2.)     Bir MUHALEFET CEPHESİ oluşturup, onlara DOĞRU ÖNDERLİK YAPMAK çok zor değildir!…



 
            Bunun yerine, eğilip bükülmek  CHP’ye hiç mi hiç yakışmamıştır!..


 
            İçtüzükte AKP’nin geri adım atmasını, Kılıçdaroğlu yönetimine verilmiş gizli bir destek olarak da kabul edebilirsiniz!.. Genel Başkan’ı, kısa bir dönem “başarılı” göstermek, AKP’nin işine çok gelir. O nedenle bu destek verilmiştir. Aksi halde, CHP’nin başına,sineyi millete dönmeyi göze alacak, gözü kara bir lider gelir veAKP’ye kök söktürebilir. Umarım bunu görmeye ömrümüz el verir. Canı gönülden dileğimiz budur!..



 
            SİZLER “PARTİ İÇİ DEMOKRASİ”Yİ İŞLETECEK OLANTÜZÜK DEĞİŞİKLİĞİNİ YAPIN, GERİSİNİ PARTİLİLERE BIRAKIN!..



 
            Biliyorsunuz AKP,  daima CHP’nin başında tükürdüğünü yalayan ve AKP’yi taklit eden bir genel başkanın olmasını tercih ediyor!.. Son günlerde Kılıçdaroğlu, belli bir inanç grubunun siyaseti yönlendirdiği ve siyasetin yapısına müdahale ettiğine ilişkin sorulara, bu konuda “ellerinde veri olmadığını” ileri sürerek yanıt vermiş.Cemaat’i bir kez daha aklayıp paklama yolunu acaba neden seçmiştir!..



 
            Türkiye’nin emperyalistlere sorun çıkaracak zinde kuvvetlerine, okyanus ötesinden operasyon planları yapılırken, CHP ile MHP’yi görmezden gelecek değillerdi herhalde!..  Ve bu son yönetim, o operasyonun bir ürünüdür denebilir!.. Öyle değilseler eğer, aksinieylem ve söylemleri ile kanıtlasınlar!.. Boş laflara karnımız toktur!..



 
            Y-CHP yönetiminin, Cemaat’e tek söz edememesi ve Cemaat’ten söz açılınca dilinin bir yerlere kaçmasının nedeni, bir tek bu şekilde açıklanabilir!.. Size göre de Cemaat  “masum” mu? Ozaman sizin nasıl dizayn edildiğinizi düşünün, benim sözlerime boş  verin gitsin!..



 
            Bütün bunlara rağmen, yine de yanılmış olmayı tercih ederim… Umarım Kılıçdaroğlu ve ekibi hakkında yanılan ben olurum… Bekleyip görelim!.. 



 
            Şimdilik bu kadar söylüyorum…  26 Şubat’takine değil, 27 Şubat’ta yapılacak olan Kurultay’lara sahip çıkmalısınız. Temsil ettiğiniz seçmenlerin iradesini, yerinde ve zamanında doğruca ortaya koymalısınız. Size yakışan budur. Parti içi muhalefetin sesini kısacak düzenlemelere asla “evet” demeyin!.. Yoksa siz de faşistdamgasını yersiniz!..
 



            Bu söylediklerimden de rahatsızlık duymayın. Dost acı söyler. Ben eleştirilerimle partime ayna tutmaya çalışıyorum. İstiyorum ki, herkes dışarıdan nasıl göründüğünü öğrensin. Benim bir yaptırım gücüm yok ki!.. Ama sizin var!.. Rahatsız oluyorsunuz diye, kendinizi listemden silmeyi kalkışmayın. Kendinizde bir kusur var mı yok mu, onu arayın! Eleştirilmekten de hiçbir zaman korkmayın!…
 



          Sonuç olarak diyebilirim ki: Son iki yıl içinde yaşadıklarımızdan, iyice inandım ki, Kılıçdaroğlu ve arkadaşları, CHP’ye yapılan kaset komplosunun yarattığı boşluktan içeriye sızmışlardır. Asıl büyük komplo CHP’lilere yapılmıştır. Ayrıca Kılıçdaroğlu’nun kapasitesinin CHP’yi yönetmeye yetmediği de ortaya çıkmıştır. Henüz, yöresel bir Alevi Derneği başkanlığını aşabilmiş değildir! Belki de masumdur kim bilir? Fakat bu defa CHP’den içeri sızanların oyuncağı olmuştur demek zorundayız!..  Her iki seçeneğin de iki ucu b….  değnek gibidir!.. Elimizi kirletmemiz şart değil!..

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
‘Bağımsızlık’ mı ‘hırsızlık’ mı?!..
Devletin ‘özel’i olmaz!..
‘Cesaret ödülü’nün bedeli!..