Dar-ül Harpçi; Hırsız, katil ve uçkurcular

Dar-ül Harpçi; Hırsız, katil ve uçkurcular
4 Mart 2016 07:45

İşleyeceğim bu konu; İslam ülkelerinde yapılan siyaset de ana ekseni oluşturur ama bunu Batı kültürü ile yetişmiş, merkez sağ, merkez sol, liberal ve sosyalist zeminde siyaset üretmek isteyen, o ülkenin yönetimine talip olan hiçbir kimse çok özel bir ilgisi olmadıkça asla bilmez.

 

 


İbrahim ÖZDOĞAN H&H YORUM

 

 

Bunu sadece kim bilir ve o zeminde siyaset yapmak ister?

 

 

Bunu, ülkenin yönetimine ve kaderine hakim olmak isteyen kendi aralarında kapalı devre olarak çalışan ”Kökten dinci”ler çok iyi bilir ve fırsat buldukça veya yerel ya da merkezi iktidara geldiklerinde korkunç bir tarzda, eksiksiz olarak uygularlar.

 

 

”Dar-ul Harp” ve ”Dar-ul İslam” kavramları ”İslam Fıkhı”nı ilgilendiren ama doğrudan ”Kuran-ı Kerim” ve Hz.Muhammed’in hadislerinde yer almayan, sonradan gelen bir kısım din yorumcuları vasıtasıyla ”İslami Bilimler”in önemli bir parçası olan ”Fıkıh”a eklemlenmiş ve genel kabul görerek asırlar boyu, Peygamber’den sonra ”İslam Şeriatı” ile yönetilen ülkelerde uygulanmış,diğer milletlerin yaşamını derinden etkilemiş, hatta tarihin seyrini sürekli değiştirmiş çok önemli bir ”Fıkıh” kuralıdır.

 

 

Zaten Arapça bir sözcük olan fıkıh ”İslam hukukunda din ve dünya işleri ile ilgili ana kaynaklardan(Kuran-ı Kerim,hadisler) konulmuş olan kuralların bütünü” anlamına gelmektedir.

 

 

Önce etimolojik olarak dar-ul harp ve dar-ul islam sözcüklerinin açılımını yaparsak meseleyi daha iyi kavramış oluruz.

 

 

”Dar” sözcüğü Arapça ”Yurt, ülke, memleket” anlamında kullanılmaktadır.

”Harp”
sözcüğü ise Yine Arapça da, Türkçede olduğu gibi ”Savaş, silahlı çarpışma” anlamında kullanılmaktadır.

 

 

”İslam” sözcüğü ise Arapçada, ”Teslim olarak barış ve esenliğe kavuşma” anlamı taşımaktadır.

 

 

 

 

Öncelikle şunu belirtelim ki ‘‘İslami dinsel literatür”de sözcüklerin anlamı her zaman, konunun içeriğine göre farklılık taşımaktadır.

 

 

Örneğin, konumuza dönersek, ”Dar-ul Harp,  İslam Fıkhı’nda ”İslam hukuk kurallarına yani ‘Şeriat’a göre yönetilmeyen, kafir hukuk kurallarının geçerli olduğu ülke’‘ anlamına gelmektedir.

 

 

Yani kısaca ”Savaş Yurdu, Müslümanlar ile kafirlerin savaştığı ve her türlü mücadelenin yapıldığı ülke” anlamına gelmektedir.

 

 

Bu ”Dar-ul Harp” kavramını açıklamaya devam edelim.

 

 

”Dar-ul Harp” olan yani ”Kafir hukuk kurallarının geçerli olduğu” bir ülkede isterse nüfusun yüzde 99’u müslüman, yüzde 1’i gayrimüslim(Fıkıh buna kafir der) olsun, önemli olan orada hangi hukukun geçerli olduğudur.

 

 

Yani ”İslam Hukuku” mu yoksa ”İslam dışı Kafir Hukuku” mu geçerli?

 

 

Yani kısaca yüzde 99’u müslüman olan bir ülkede, İslam dışı herhangi bir hukuk yürürlükte ve İslam dışı bir rejimle yönetiliyorsa orası ”Dar-ul Harp”tir, yani ”Savaş Yurdu”dur, ona göre bir mücadele yöntemi uygulanır ve ”Dar-ul İslam”da haram olan çok önemli yasaklar, ”Kökten Dinci”lere göre, kafir devletini yıkmak ve kafirleri zayıflatmak için ”mübah’‘ ve ”helal’‘ kabul edilmektedir.

 

 

Bu konuyu tabii ki, çok detaylı açıklamaya devam edeceğim ama şimdi de kısaca ”Dar-ul İslam’‘ kavramını ”İslam Fıkhı”ndaki anlamıyla hemen bir çerçeveye oturtalım.

 

 

”Dar-ul İslam” kısaca ”İslam Yurdu, İslam’a teslim olmuş insanların yaşadığı ve İslam Hukuku ile yönetilen ülke” anlamına gelmektedir.

 

 

Ve aynen ”Dar-ul Harp” kavramında olduğu gibi, meseleyi tersinden ele alırsak, bir ülkenin nüfusunun yüzde 1’i Müslüman, yüzde 99’u gayrı-müslim(Kökten dincilerin ifadesiyle kafir) olsa, eğer o ülke ”İslam Hukuku” ile yönetiliyorsa, orası ”Dar-ul İslam” yani ‘‘Barış ve esenlik yurdu, insanların İslam Hukuku’na teslim olduğu ülke” anlamına gelmektedir.

 

 

Şimdi önemli bir hususiyeti de açıkladıktan sonra konumuzun bam telini rahatça çalabiliriz.

 

 

O da şudur ki, yukarı da izahını yaptığımız şekliyle ”Dar-ul Harp” olan bir ülkede fiili bir savaş olmasa bile ülke, İslam dışı bir hukukla yönetildiği için ”Dar-ul İslam” olan yani İslam Hukuku’nun yürürlükte olduğu bir ülkede ”yasak” ve ”haram” kabul edilen bir çok kurallar, böyle bir durumda da ‘‘Kafir Ülkesi’‘ni çökertmek ve ”kafirler”i zayıflatmak için ”mubah” ve ‘‘helal” olarak kabul edilmektedir ”Kökten Dinciler”ce.

 

 

 

 

Şimdi açıklayacağım hususları yukarıdaki kavramsal çerçevede anlamaya çalışın.

 

 

Şimdi meseleye yavaş yavaş girelim.

 

 

Şimdi de dört kavramı açıklayıp, hemen örneklere geçelim.

 

 

İlk kavram, GANİMET, ”Dar-ul Harp”te kafirlerden her çeşit yolla yani silahlı mücadele, talan, baskın, devletin olanaklarını ve yönetimini ele geçirerek elde edilen para, mal, servet ve her çeşit elde edilen maddi imkanlar anlamına gelmektedir ki, bu kavram ”Kökten Dinciler’‘ce kafirlerle yapılan fiili savaş durumunda kullanılmaktadır.

 

 

İkinci kavram, FEY, ”Dar-ul Harp’‘ olan bir ülkede savaşın olmadığı zamanlarda kafir olarak addedilen insanlardan ve kafir yönetim olarak kabul edilen devletin malından her çeşit yolla, gerek demokratik yolla iktidara gelip, devletin tüm imkanlarının kendileri ve taraftarlarınca gasbedilmesi, satılması, peşkeş çekilmesi, kendilerine karşı olanların kafir kabul edilerek ellerindeki servetin baskı ve yasal hokkabazlıklarla, kimi zaman da ölmüş eşek fiyatına zorla, tehdit edilerek ellerinden alınarak taraftarlarına verilmesi anlamına gelmektedir ki, kısaca barış zamanında kafirlerden elde edilen GANİMET olarak bilinmektedir.

 

 

Üçüncü kavram, CARİYE, yine ”Dar-ul Harp”te kafirlerle mücadele edilerek onların kadın ve kızlarına bir mal gibi el konulması ve bir ”Seks işçisi” olarak kullanılması.

 

 

Kökten dincilere göre kafirlerle olan savaş sonucu, onların karılarına ve kızlarına zorla el konulur ve aralarında pay edilir.

 

 

Tarih boyunca Müslüman hükümdar ve padişahların saraylarındaki yüzlerce, binlerce kadın böyle bir hukuk uygulamasının sonucu olarak cariye kabul edilmiş ve koyun sürüsü gibi içeriye doldurulmuştur.

 

 

 

 

Üstelik bu cariyeler aynen bir mal hükmündedirler ve hukuken alınıp satılabilmektedirler.

 

 

Aynı zamanda cariye sonradan müslümanlığı seçse bile tesettüre girme zorunluluğu bulunmamaktadır ve tarih boyunca da böyle uygulanmıştır.

 

 

Bugün kökten dincilerce açık müslüman kadınların cariye olarak addedilmesinin nedeni budur.

 

 

İslam’ın temelinde tüm bunlar olmamakla beraber sonradan dini yorumlama işinde Arap paradigması devreye girince bu insanlık dışı inanç ve uygulamalar korkunç bir şekilde yerleşti ve bugün bu iş revize edilerek uygulanmaktadır ki oraya daha sonra geleceğim.

 

 

Dördüncü kavram, KÖLE, yine ”Dar-ul Harp”te kafirlerden savaş veya mücadeleler sonucu elde edilen erkeklerdir ki, bir mal olarak kabul edilmekte ve aynen cariyelerde olduğu gibi alınıp satılabilmektedirler.

 

 

Bugün günümüzde bu kavram kökten dincilerce işçi-köle olarak uygulanmakta ve tarihsel süreçte olduğu gibi asgari ücret denilen göz boyayıcı kavramla boğaz tokluğuna çalıştırılmaktadır.

 

 

Beşinci kavram olarak ALLAH İÇİN KATLETME, ‘‘Dar-ul Harp”te, önünde engel olan, yani ”Şeriat Yasaları”nın gelmesine engel olan herkesin katledilmesidir ki, bugün çeşitli İslam ülkelerinde, örneğin Suriye’de isyankar teröristlerin mevcut yönetime karşı savaşırken, karşı tarafın askerlerinin Müslüman olmasına rağmen, tetiği çekerken veya bıçakla boğazını keserken ALLAHUEKBER denmesinin nedeni budur; yani ALLAH için insan öldürmektir.

 

 

Şimdi, kısaca ”Dar-ul Harp” hukukunu ve ilgili kavramları açıkladıktan ve tarihsel uygulamaları teğetsel olarak anlattıktan sonra şimdi bu hırsız, katil ve şehvet düşkünü ”uçkurcular”, günümüzde Yüce İslam dinine sonradan zorlama yorumlarla sokulan ve tüm kökten dinci gruplarca çıkarları nedeniyle genel kabul gören, zavallı gerçek Müslümanlarında iflahını söken bu talancı ”Arap Paradigması”nı günümüzde nasıl uyguladıklarını açıklamak istiyorum.

 

 

 

 

Bu ‘‘Dar-ul Harpçi’‘ler aynen tarihteki uygulaması gibi eşkıya usulü hatta onlardan daha kurnazca ve daha fazla insanlık cürümü işleyerek yapıyorlar bunu, çok iğrenç düşüncelerle ve formatlarda.

Bakın nasıl?

 

 

Modern hukukla yönetilen çeşitli İslam ülkelerinde bu ”Dar-ul Harp”çiler, yukarıda belirttiğimiz gibi barış zamanındaki adı FEY olan GANİMETİ bakın nasıl aksırıncaya tıksırıncaya kadar yiyorlar?

 

 

Öncelikle vermeleri gereken vergilerini devletten kaçırmak ve güya kafir devletine yardımcı olmamak niyetiyle, çeşitli alavere dalavere ile sembolik olarak çok çok az öderler.

 

 

Devletin açtığı her çeşit ihaleye fesat ve hile karıştırarak alırlar, sonra da hem işi bilerek çürük yaparlar ve milletin olan, devletin malını azami derecede yemek için, işi uzattıkça uzatıp, fazla masraf göstererek ek para alırlar.

 

 

”Dar-ul Harp” olarak nitelendirdikleri ülkede iktidara geldikleri taktirde bu kökten dinciler, artık kendilerine göre ALLAH onlara yürü ya kulum demiştir.

 

 

Devletin tüm imkanlarını kendileri, yakınları ve taraftarları için kullanırlar.

 

 

Bunu sağlamak için çeşitli suçlamalarla kafir addettikleri insanların mallarına alavere dalavere ile el koyup sonra da taraftarlarının üzerlerine geçirirler.

 

 

Devletin uhdesindeki millet malını ölmüş eşek fiyatına yabancılara satarak yüklü miktarda kendi paylarını para olarak alıp, yabancı bankalardaki sır hesaplara yatırıp milyarlarca doların sahibi olurlar.

 

 

FEY denilen GANİMETİ, yakınları ve taraftarları alsın diye okus pokus yaparak onlarca kez ihale yasasını değiştirirler.

 

 

Bu ‘’Dar-ul Harp’’çilerin, aşırmayacağı hiçbir şey yoktur; iktidar olmak için çevirdikleri numaralarla seçmenin oyunu bile çalarlar.

 

 

Çünkü, bu kökten dincilere göre cihat için çevirdikleri her numara mubahtır.

 

 

Yine bunlar bir İslam ülkesinde kazara iktidar olurlarsa uhdesinde olduğu ‘’Örtülü Ödenek’’in miktarını, taraftarlarına ve cihat ettiklerini düşündükleri dünyanın çeşitli yerlerindeki terörist gruplara aktarırlar; nasıl olsa bunun hesabı hiç sorulmuyor. Bu yolla yüz binlerce Müslüman’ın kanını da hiç acımadan döktürürler.

 

 

 

 

Herkesin bildiği gibi İslam’da faiz almak ve vermek yasak olduğu halde, tüm İslami grupların hemen hemen tamamının banka veya finans kuruluşu vardır; hem faizle para toplarlar, hem de bu topladıkları parayı daha yüksek faizle mudilerine satarak faizle para kazanırlar; isterse mudileri Müslüman olsun.

 

 

Peki ama neden böyle yaparlar?

 

 

Çünkü onların Arap paradigması inançlarına göre ülkeyi ”Dar-ul Harp” gördükleri için.

 

 

Gerçek Yüce İslam’ı bunların eşkiya cukkacı, çıkarcı sahte inançlarından tenzih ederim.

 

 

Zira onların inançlarına göre karşı tarafta olanlar kafirdir ve onlara para kaptırmak günahtır.

 

 

Bu ve benzeri numaralarla deveyi bırakın hamudu ile ham etmeyi toptan yutarlar ve zerre kadar milyonlarca fakir insanı, fakir müslümanı acımazlar; çünkü bu vahşiler nefislerine tapan eşkiya ruhlulardır.

 

 

Bu ‘‘Dar-ul Harp”çiler aynı zamanda uçkurlarına düşkün oldukları için, kendilerine göre kafir gördükleri kadınları cariye olarak nitelerler ve çeşitli kurnazlıklarla ele geçirerek seks kölesi olarak kullanırlar. Onlara göre helaldir bu.

 

 

Hani şimdi bu beyinsiz takımı gerçek müminleri sömürmek için ”Helal Gıda” kavramını ortaya atıp fırıldak çeviriyorlar trilyonlarca liraya sertrifika veriyorlar ya, şimdi de ”Cariye” kavramı ile şehvetlerini tatmin etmek için ‘‘Helal Kadın’‘ kavramını getirmekteler.

 

 

Şimdi bu çağda bu cariye işini bu ”Dar-ul Harp”çiler GANİMET dedikleri kavramla mazlumları ve devleti soydukları paralarla yapmaktadırlar.

 

 

Bu kökten dinciler tüm sahtekarlıklarına mutlaka hep bir dinsel kılıf bulmaktadırlar ki, hepsinin hem kendi inançlarına göre GANİMET dedenilen FEY den elde ettikleri Karun kadar paraları hem de ayrı ayrı ev açtıkları cariyeleri var.

 

 

Herkesin anımsayacağı gibi çeşitli İslami şirketlerin yöneticilerinin, şirketleri metreslerinin üzerlerine yaptıkları basında çıkmıştı.

 

 

İşte bu onlara göre metres değil,onların Allah tarafından helal kılınmış cariyeleri!

 

 

Bu ‘‘Dar-ul Harp”çiler aynı zamanda ALLAH İÇİN İNSAN KATLEDERLER; bunun en iyi örneği Suriye’deki ve diğer bir kısım İslam ülkelerindeki teröristlerin katletme operasyonlarıdır ki, bu işi yaparken ALLAHUEKBER diye slogan atarlar ve tüyleri bile kıpırdamaz.

 

 

Bu iş bir kısım ”Dar-ul Harp”çi kökten dincilere tarafından kazara iktidara geldikleri ülkelerde daha modern yöntemlerle yapılmakta, onlara göre kafir kabul ettikleri her kesimden insan, ağır hasta olsalar bile yaptıkları tertip şeytanın bile aklına gelmeyen uyduruk delillerle hapislere tıkılarak ömürleri kısaltılıp öldürülmektedir.

 

 

Tüm bunları yaparken de güya Allah rızasını göz önüne alırlar ve korkunç cürümlere imza atarlar.

 

 

Bu konu çok detaylıdır;ancak ben özellikle siyasetçilerimizin ve aydınlarımızın bu durumdan haberdar olması için özetin özeti olarak genel bir çerçeve çizdim.

 

 

Genel bir bilgi olarak anlattığım bu konu çok önemlidir; halkı Müslüman olan ülke insanlarının bunu çok iyi bilmesi, özellikle siyasetle uğraşanların ”Dar-ul Harp”çi düşünce eksenini sürekli olarak göz önünde bulundurması gerekmektedir.

 

 

Çünkü bu düşünce İslam ülkeleri siyasetinde çok önemli bir eksendir ve ona göre yeni politik manevraların geliştirilmesi gerekmektedir.

 

 

Aksi taktirde aydın ve yurtsever sınıf bunlarla baş edemez.

 

 

Şimdi, çeşitli İslam ülkelerinde iktidara gelen kökten dinci, ”Dar-ul Harp” ve ‘‘Dar-ul İslam” kavramlarına göre kitleleri, grupları, insanları bölüp ayırıp; kendilerinin ve taraftarlarının çok güçlü hale gelip Karun kadar zengin oldukları ve devletin kurumlarını hem uyguladıkları tehdit hem de haram paralarıyla ele geçirip nasıl güçlendiklerini ve böylece karşı devrimi gerçekleştirdiklerini anladınız mı?

 

 

Evet,bunun tek bir yanıtı var; o da gerçek Yüce İslam’ın ruhuna tamamen aykırı olan ”Dar-ul Harp” hukukunu uygulamaları.

 

 

Herkes bilsin bunlarda zerre kadar merhamet olmadığı gibi, aynı zaman da katmerli zalim bunlar.

 

 

‘’Dar-ul Harp’’çilerin yönetimindeki bir ülkede hiç kimsenin can, mal ve ırz emniyeti yoktur.

 

 

Bunlar firavun.

 

 

 

Sevgili okuyucularım yukarıda okuduğunuz ”DAR-ÜL HARPÇİ; HIRSIZ KATİL VE UÇKURCULAR” adlı makalemi bundan yaklaşık yirmi bir ay önce yani 13 Şubat 2013 tarihinde yine bu köşede kaleme almıştım.

 

 

Geçen süre içerisinde o cenahı iyi tanıyan biri olarak ve teolojik bilgilerime dayanarak ortaya koyduğum tespitlerin ne kadar yüzde yüz isabetli olduğunu bütün çıplaklığı ile göstermiştir.

 

 

17-25 Aralık yolsuzluklar cehenneminin tespitinin daha bir yılını doldurmamışken, ondan çok daha önce ortaya koyduğum gerçekler şunu çok açık olarak gösteriyor ki, bu hortumlamalar eşkıyalık buzdağının henüz eteklerindeki görünen kısımlarıdır.

 

 

Şunu unutmayalım ki, İslam’a dayandırdıkları ”Dar-ul-harp, dar-ul-İslam” inancı onlarda olduğu ve yönetim mekanizmalarında oturdukları sürece, kafir olarak gördükleri ülke’nin tüm gelirlerini aksırıp tıksırıncaya kadar yiyeceklerine, demokratik rejimi yerle bir edip, padişahlıklarını ilan edecekleri teokratik düzene geçinceye kadar milleti zevkle yerlerde süründürme pahasına ülkenin tüm mal varlıklarını üstlerine geçireceklerine dair çalışmalarından asla geri durmayarak buna son hızla devam edeceklerinden sakın kuşku duymayın.

 

 

Halkı aldatmak üzere İslam’ı kullanarak yönetime gelen din tüccarı siyaset azmanlarının ”Dar-ul-harp” ve ”Dar-ul-İslam” dinsel kavramlarına dayanarak milleti nasıl soyup soğana çevirdikleri, ülkeyi nasıl batırdıkları gerçeklerini siyasal yönden ilk defa siyasal zemine taşıyan bir siyasetçi olarak; hırsız, katil, uçkurcuların din kaynaklı maskelerini teşhir ederek demek istiyorum ki.

 

 

Yukarıda okuduğunuz makalenin içeriğini anlamadan;

 

 

Dinci hırsızların ülke çapındaki ihale yüzdeciliğini anlayamazsınız.

 

 

Dinci hırsızların düzinelerce gemicik hikayelerini anlayamazsınız.

 

 

Dinci hırsızların kurdukları vakıf yolu ile ülkenin her tarafındaki büyük arsa, arazi ve mal varlıkları ile işadamlarının yüklü miktarda verdikleri paraları neden üstlerine geçirdiklerini anlayamazsınız.

 

 

Dinci hırsızların yine düzinelerce höpürdettikleri villa hikayelerini anlayamazsınız.

 

 

Dinci hırsızların pırlanta, resturant vs. olmak üzere her alanda işlettikleri dükkan ve mağaza hikayelerini anlayamazsınız.

 

 

Dar-ul-harpçi dinci hırsızların ispatsız olarak üzerlerine geçirdikleri boyutu çok büyük ve yabancı ülke bankalarındaki sır hesaplarında bulunan paraları anlayamazsınız.

 

 

Dar-ul-harpçi din bezirganı hırsızların para sıfırlama hikayelerini anlayamazsınız.

 

 

Dar-ul-harpçi dinci hırsızların 17-25 Aralık yolsuzluk serüvenlerini hiç anlayamazsınız.

 

 

Dinci hırsızların çok pahalı saat ve yüksek miktarlarda rüşvet yemelerini hiç anlayamazsınız.

 

 

Dar-ul-harpçi Allah ile aldatan hırsız azılı sahtekarların kendi taraftarlarını sınavları kazanmadıkları halde torpille neden iş ve makamlara getirildiklerini anlayamazsınız.

 

 

Dar-ul harpçi dinci hırsız katil cariyecilerin saray meraklarını, para tapınmacılığını, muta nikahlarını, toplu olarak insan katletmelerini kesinlikle anlayamazsınız.

 

 

Ülke çapındaki parti örgütlerinin tümündeki dar-ul harpçi din esnafı hırsız yönetici ve üyelerinin hazinenin malını her çeşit katakulli ile boşaltmalarını anlayamazsınız.

 

 

Dar-ul-harpçi hırsız işadamı, sanayici ve tüccarların devleti çökertmek için yönetimdeki dinci hırsız ağababaları sayesinde neden vergi kaçırdıklarını anlayamazsınız.

 

 

Yine ülke kaynaklarını yeme karşılığında dar-ul harpçi yönetime destek veren çok meşhur profesör unvanlı ilahiyatçıların aşağılık tutumlarını anlayamazsınız; çünkü bunlar fakir fukaraya hırsızlık yapmayın, Allah sizi cehenneme koyar derler ama yönetimdeki küresel hırsızlarla birlikte malı götürürler fetvaları ile.Yani ‘’Han hamam bize, din iman size’’ derler fakirlere alçakça.

 

 

Vs, vs, vs…

 

 

Bunlar yazmakla bitmez ki, ciltlerce yazılması gereken kitaplar lazım.

 

 

Sadece şu iki noktayı kısaca belirteyim ki, bunlar eliyle yapılan her tür yolsuzluk, hırsızlık, hortumlamalar, toplu insan katletmeler, şehvetlerinin tutsakları olarak yaptıkları muta nikahları ”Dar-ul-harp” ve ”Dar-ul-İslam” kavramlarına dayanmaktadır; diğeri husus ise yönetimde kaldıkları müddetçe bundan sonra da son hızla Allah adına zavallı halkın mallarını höpürdetmeye, develeri hamutları ile yutmaya devam edeceklerdir.

 

 

Çünkü, kafataslarının içerisinde taşıdıkları meşin yuvarlak topun iman masturbasyonu ile ‘’zavallı aciz yoksul milyonların mallarını şerefsizce yiyerek çok sevap kazanıyorlar, Allah için cihat yapıyorlar’’ düşüncesindeler!

 

 

İlk yayınlandığında da çok okunan ve o tarihten itibaren de okuyucu sayımın hesap edilemeyecek boyutta çoğaldığını hesaba katarak 17-25 Aralık yolsuzluk haftasını şimdiden anımsatmak ve kamuoyunu bilinçlendirmek maksadı ile bu makalemi tekrar yayımlamayı uygun gördüğümü belirterek diyorum ki: Allah rızası için hırsızlık, katillik ve para ile karı kiralayıp muta nikahı yapan böyle bir meşin yuvarlak top mesabesindeki(eşdeğer) kafatasının içine ne yapılır?

 

 

İbrahim ÖZDOĞAN Twitter
NOT:Üstteki ”DAR-ÜL HARPÇİ; HIRSIZ, KATİL VE UÇKURCULAR” başlıklı makalemi ilki 13 Şubat 2013 tarihinde ve diğeri 08 Aralık 2014 tarihinde olmak üzere bundan önce iki defa yayımladım.Şimdi üçüncü defa yayımlıyorum.Geldiğimiz nokta itibariyle Türkiye dahil tüm İslam coğrafyasında meydana gelen devasa çaptaki hırsızlıklar, toplu katliamlar, kadınların zorla ırzlarına tecavüzler ile cariye pazarlarında mal gibi satışları, cehennemden kurtulup cennet nimetlerine kavuşmak için canlı bomba olup masum insanların yüzlercesini toplu halde yok etme eylemlerinin temel nedeni bu makalede yazdığım temel inançsal uygulamalardır.Geçtiğimiz süreç içerisinde İslam dünyasındaki kanlı eylemler ile meydana gelen diğer inançsal felaketler beni haklı çıkarmıştır.Bu makalede yazdıklarım ders niteliğindedir; aydınlarımızın bunları bilmeden Türkiye’nin sorunları hakkında çözüm üretmesi ve siyasetçilerimizin reel siyaset yapmaları olanaksızdır.Hiçbir zaman unutmayalım ki, ülkemiz nüfusunun yüzde 10’u yani 8 milyonu IŞİD sempatizanı olmasının nedeni bu inançlardır.Ayrıca devlet katmanlarından IŞİD ve diğer kökten dinci terör örgütlerine indragandi yöntemiyle halktan gizli olarak yardım ulaştırmalarının nedeni de bu felaket inançlardır.

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Cem Uzan cumhurbaşkanı olmak için Türkiye’ye dönecekmiş!
Diyanet ve cemaatler laik demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni yok etmekte kararlılar!
Tayyip Erdoğan Türkiye ve Türk ulusu için milli güvenlik sorunudur!