Cumhuriyet kazanımları ve hukuk

Cumhuriyet kazanımları ve hukuk
27 Ekim 2017 15:02

Cumhuriyet, kul olmaktan çıkıp, çağdaş bir birey olmanın, yaşama bilim, fen ve sanat penceresinden bakmanın, bağımsızlığın, halkın egemenliğinin, eşitliğin, özgürlüğün ve kardeşçe yaşamanın içselleştirilmesinin adıdır.

 

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

 

Temelleri Tanzimat Dönemine, 200 yıllık birikime dayanan Cumhuriyet kazanımları, Cumhuriyet’i hazmedemeyenlerce hep reddedildi. Halifeliğin kaldırılması, şer’i ve örfi hukuktan modern batı hukukuna evrilme, fikir özgürlüğü, kadın-erkek eşitliği, toplumun muhafazakâr kesiminin bir bölümü tarafından bir türlü hazmedilemedi. Cumhuriyet, bir kesim için hiçbir zaman sevilen ve gurur duyulan bir yönetim şekli olamadı.

 

 

Acı olan, Cumhuriyet’in nimetlerinden yararlanıp, toplumu yönetme konumuna gelenler bile, Cumhuriyet’i tam anlamıyla hazmedemediler…

 

 

Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında, sanki alt yapı ve insan kaynakları müsaitmiş gibi, yasaların batıdan alınması hep eleştirilir. Oysa bırakalım modern yasa yapımını, okuma-yazma oranının bile (%6 civarında) çok düşük olduğunu hesaba katmazlar. Cumhuriyet’i kuranların, bu nedenle temel yasaları (Medeni Kanun, Borçlar Kanunu, Ticaret Kanunu, Ceza Kanunu vb.) batıdan tercüme ederek mevzuat haline getirdiklerini kabullenmek istemezler.

 

 

Demokrasi düşüncesi ve amacının Cumhuriyet’i kuran kadrolarda bulunduğu kuşkusuz olsa da, Osmanlı’dan arta kalan toplumda, demokratik bir yönetimin gerektirdiği yetkinlik bulunmuyordu. Zihin yapısı değişmeden, hiçbir toplumda hiçbir önemli yenilik beklenemez. Bu nedenle, Cumhuriyet kurulurken, toplumda demokrasi kültürünün yerleşip kökleşmesi için üç hedef benimsenmiştir. Bunlar :

 

 

- Yeni bir yurttaşlık kimlik ve kişiliğinin yaratılması,

- Lâikliğin yerleştirilmesi,

- Hukuk devletinin gerçekleştirilmesi.

 

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda rol oynayan etmenler arasında hukuk, en büyük role sahiptir. Bu nedenledir ki, işe hukuk altyapısını oluşturmaktan başlanmıştı.

 

 

Yeni hukuk sistemi ile laik, çağdaş ve ihtiyaçları karşılayacak bir yapı hedeflenmişti. Bu alt yapı, önemli oranda gerçekleştirilmişti. Ancak geldiğimiz nokta, hiç de başlangıçta hedeflenen çağdaş, laik, sosyal, insan haklarına dayalı bir hukuk devleti olamadı. Cumhuriyet, demokrasi ile taçlandırılamadı…

 

 

Son OHAL dönemini saymazsak, mevzuat anlamında batı ülkelerinden pek de geride olmadığımız halde, uygulamada tam bir Ortadoğu ülkesini andırıyoruz. Bunda elbette Cumhuriyet değerlerinin hazmedilmemesi, hedefe varıncaya kadar bu değerlerin kullanılması, sonrasında terk edilmesi düşüncesi yatıyor.

 

 

Türkiye’de 1934 yılında, kadınlarımıza seçme ve seçilme hakkı verildiğinde Fransa’da, İsviçre’de ve pek çok batı ülkesinde bu hak henüz verilmemişti. Ancak geldiğimiz nokta, Avrupa Konseyi’ne üye ülkeler içinde en çok kadın cinayetinin işlendiği ülke Türkiye…

 

 

Tanzimattan beri hedeflenen kuvvetler ayrılığı, yasama, yürütme ve yargının ayrı olması, son yıllarda tekrar kuvvetler birliğine doğru gidiyor. Yani “Yeni Türkiye”, Osmanlı’ya doğru evrilmek isteniyor…

 

 

TBMM devre dışı bırakılarak, Kanun Hükmünde Kararnameler ile ve bir gecede çıkarılan torba (veya çuval) yasalarla yönetiliyoruz…

 

 

Yaşanan yolsuzlukların ve usulsüzlüklerin, bizzat siyasi iktidara bağlı hale getirilen yargı eliyle kapatılmaya çalışılmasına tanık oluyoruz…

 

 

Anayasa’nın 138.maddesinin açık hükmüne rağmen, mahkeme kararlarına uyulmuyor. Mahkemelerin verdiği yürütmeyi durdurma kararları yok sayılıyor…

 

 

Hukukun üstünlüğü değil, üstünlerin hukuku yaratılıyor. Yasalar ve mahkeme kararları, bazı kesimler için hiçbir anlam ifade etmiyor…

 

 

Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, bizzat siyasi irade tarafından yok ediliyor. Liyakat, yerini eş-dost ve akrabalara bırakıyor…

 

 

2 asır önce, “Berlin’de hakimler var” diyen Prusya’lı köylünün yargıya olan güveni, bugün için maalesef duyulmuyor.

 

 

O zaman, bir yerlerde hata yapıldığını kabul etmemiz lazım. Geçmişiyle hesaplaşılsaydı, vatandaşlarını eşit ve tarafsız bir şekilde kucaklasaydı, yolsuzluk iddialarıyla sarsılmasaydı, Cumhuriyet bu hale gelir miydi diye sorgulamamız lazımdır…

 

 

Hiçbir gerçekliği olmayan Neo-Osmanlıcılık hayalleriyle yanıp tutuşan ve Cumhuriyet’i hazmedemeyen yöneticiler bir günde mi yetiştiler?

 

 

Cumhuriyet’i değil ama, Cumhuriyet’i bu hale getiren sebepleri tartışmamızın zamanı gelmedi mi?

 

 

 

Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği Başkanı
kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Barış Çanı
12 Eylül 1980’den günümüze darbeler
Yeni adli yıl ve adalet