Cumhuriyet Gazetesi’ni ele geçirenler, tehlikenin farkında mısınız?

Cumhuriyet Gazetesi’ni ele geçirenler, tehlikenin farkında mısınız?
24 Ocak 2015 09:18

Cumhuriyet Gazetesi’nin 7 Mayıs 1924’te kuluşunun nerdeyse 91. yılında, Uğur Mumcu’nun 24 Ocak 1993’te katledilmesinin 22.inci yılında, İlhan Selçuk’un Ergenekon kumpası sonunda 1 Haziran 2010’da ölmesinin 5. yılında, Cumhuriyet Gazetesi’ni okumaya başlayışımın aşağı yukarı 42.inci yılında ve adını Atatürk’ün koyduğu bir gazetei çin böyle bir yazı yazmak bana acı veriyor. Anıları önünde saygı ile eğiliyorum.

 

 

Mustafa MERSİNOĞLU H&H YORUM

 

 

1

 

2

 

3
Atatürk 1925 yılında şöyle demiş:

 
“Cumhuriyet devrinin kendi zihniyet vea hlakıyla donanmış basınını yine ancak Cumhuriyetin kendisi yetiştirir.”
1924 yılında da bunu demiş:

 
‘Basının tam ve geniş hürriyeti iyi kullanmasının, ne derecede nazik bir vaziyet olduğunu söylemeye lüzum görmem. Her türlü kanunî kayıtlardan evvel bir kalem sahibinin ilme, ihtiyaca ve kendi siyasî görüşlerine olduğu kadar, vatandaşların hukukuna ve memleketin, her türlü hususî görüşlerin üstünde olan yüksek menfaatlerine de dikkat ve hürmet etmek manevî zorunluluğu, asıl bu mecburiyettir ki umumî düzeni temin edebilir. Bununla beraber bu yolda yanılma ve kusur olsa bile, bu kusuru düzeltecek etken ve vasıta, asla mazide zann olunduğu gibi, basın hürriyetini kısıtlayan bağlar değildir; aksine, basın hürriyetinden doğan mahzurların giderilme vasıtası, yine basın hürriyetidir.’

 
1930 ise bunları:

 
‘Aşağı insanların para ile yaptırdıkları basın mücadeleleri vardır. En adî yalanları yaymada basının kullanıldığı görülmüştür. Basın ve fikir hürriyetinin maruz kaldığı başka tehlikeler de vardır.

 
Basının ve hatta fikir cemiyetlerinin, millî hükûmetin tesirinden kurtularak, siyasî ve iktisadî gizli maksatlara âlet olmasından korkulur.

 
Basının para ile satın alınabilmesi, milletler arası yüksek para âleminin basın üzerinde gizli tesiri ve yahut sadece ecnebi devletlerin örtülü ödeneklerinin tesiri, işte bunların kamuoyunu aldatma ve yanıltmasından gerçekten korkulur.

 
Fakat, hürriyetten çıkacak bu fenalıklar, asla çaresiz değildir. Evvelâ, basın hürriyetine yasal bir sınır çizilir. İkinci olarak, gazeteler, hususî bir teşkilât yaparak, bununla kendi üzerlerinde ahlâkî bir tesir icra ederler. İlk zamanlarda bir kazanç işinden başka bir şey olmayan gazetecilik, toplumsal bir kurum halineg elebilir.

 
Bundan başka, halkın fikrî ve siyasî eğitimi de birt eminattır. Halk, birçok gazeteleri okumaya ve onları birbirleriyle kontrol etmeye ve gazetecilik yalanlarına inanmamaya alışırlar.

 
Bütün bunların üstünde, her şeyin açık olması sayesinde, iyi niyetin gelişeceğini ve hayatî meseleler üzerinde iyi niyet sahibi insanların daima ekseriyeti teşkil edeceklerini kabul etmek uygun olur. Çünkü, her zaman dünyanın yarısını veb ir zaman dünyanın hepsini aldatmak mümkündür. Fakat, bütün dünyayı her zaman aldatmak mümkün değildir.

 
Tecrübe göstermiştir ki, her şeyi söylemekten insanları menetmek, asla mümkün değildir. Fakat, millî terbiye ve büyük manevî kuvvetlere karşı hükûmetin münasip hareket tarzıs ayesinde, isyankâr fikirlerin yayılmasına müsaade etmeyecek toplumsal bir ortam yaratma kmümkündür.

 
Fakat herhalde, her şeyin söylenmesine müsaade etmek ve bunun karşısında söyleyenlerin fiile geçmesini bekleyerek tedbir almakla yetinmek de mânasızdır. Bütün halkın fiile geçtiği gün, onları durduracak kuvvet yoktur. Tıbbî bir hıfzıssıhha olduğu gibi, toplumsal bir hıfzıssıhha da vardır. Her ikisi aynı ilkeye dayanır.

 
Maddî mikropları yok etmek mümkün olmadığı gibi manevî mikropları da yok etmek mümkün değildir. Fakat, şahsın vücudunda maddî birs ağlamlık  yaratmak mümkün olduğu gibi, toplumsal bünyede de manevî bir sağlamlık yaratmak ve bu suretle bir karşı koyma zemini hazırlamak mümkündür.

 
Bilerek veya bilmeyerek yabancı kaynakların ilhamına kapılanlar vardır. Bunlar fikirleriyle, sözleriyle toplumsal bütünlüğümüzü zaafa düşürbilecek faaliyette bulunuyorlar. Vatandaşlar, bu gibileri tanımalı ve onların sözlerindeki gerçek mânayı bulmaya çalışmalıdırlar.’

 

 

Mustafa Mersinoğlu Brighton, İngiltere.

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
23 Haziran seçimleri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin seçenekleri
‘Ne güzeldir, dağların üstünde onun ayakları, ki müjde götürür’
Dünya basınında 31 Mart 2019 Türkiye yerel seçimleri