Cumhuriyet düştüğü yerlerden ayağa kalkacak

Cumhuriyet düştüğü yerlerden ayağa kalkacak
18 Nisan 2019 17:12

Nihayet İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlıı seçimleri sahibine verilen mazbata ile karara bağlanarak hak ve adalet gerçekleşti. Türk ulusuna hayırlı uğurlu olsun!

 

 

 

 

 

Dr. İbrahim ÖZDOĞAN H&H YORUM

 

 
Bundan 35 yıl önce yapılan yerel seçimlerde bir çok belediye başkanlığı ve özellikle İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlıkları dinci politikaların Türkiye’deki plarformu olan Refah Partisi’nin eline geçerek Büyük Atatürk’ün inşa ettiği Cumhuriyet’in kurumları tek tek çatırdamaya başladı ve bu süreç içinde gelinen nokta itibari ile her şey siyasal İslam’ın kontrolü altına girerek uygar Türkiye Ortadoğu ve Afrika ülkelerinin de seviyesi altına inerek üçüncü dünya ülkesi olduk.

 
’Devrimler kısa sürede olur, karşı devrimler uzun sürer’’ kuralı gereğince Atatürk’ün yıktığı siyasal dincilik maalesef başarıya ulaştı.

 
Tüm dünyada siyasal dinciler kadar çıkar grupları ve tüm çıkarları uğruna yapmayacakları kötülükler ve ikiyüzlülükler yoktur.
Bu dinci politikalar ulusumuzu bir cenderenin içine doldurarak ülke bağımsızlığını, özgürlükleri, devlet ve halkın malını siyasal bağnazlıkları adına ele geçirdiler.

 
Çok önemli bir hususiyet şudur ki, sahtekarların ve ahlaksız namussuzların yararlandıkları en önemli kamuflaj aracı dindir.
Dinsel davranışlarla ve söylemlerle kendilerini kamufle eden sahtekarlar küçük çocukların ırzına tasullut etmekten ve hırsızlığa, cinayete kadar her türlü kötülüğü, alçaklığı yapmaktan çekinmezlr ki bunun çok acı örneklerini din eğitimi veren kurumlarda ve yönetimlerde milletin malını doyumsuz olarak talan etme ile birlikte yurdu savaşsız olarak yabancılara işgal ettirmde, vatan topraklarını yabancı devletlere hiç seslerini çıkarmadan işgal ettirme hadiselerinde sonsuz acılarla gördük ve görmeye devam ediyoruz ki bunları bundsan sonraki makalelerde tek tek yazmaya devam edeceğiz ve sorumlu bir yurttaş bilinciyle neler yapılması gerektiği konusundaki fikirlerimizi açıklamaya hiç kuşkusuz devam edeceğiz.

 
Fincancı katırlarını ürkütmemek ve yazılarımızdan kıl kapan yöneticileri uyandırmamak için İstanbul seçim sonuçları belli oluncaya kadar sustu.

 
Bundan bir önceki, seçimin hemen ertesi gün yazdığım makalede İstanbul ve Ankara’yı kaybeden iktidarın iki gözünün artık kör olacağını bir metafor olarak yazmıştık ki. Çok şükür bu muhteşem olay tüm heybeti ile gerçekleşti.

 
Artık iktidarın görmeyen gözleri ile el ve ayakları milletin tepesinden gidinceye kadar bağlıdır, kısaca onlar için büyük çöküş başlamıştır.

 
İstanbul, Ankara, İzmir Türkiye’nin kültürel, sosyolojik, ekonomik ve Cumhuriyet’in yüce değerleri bakımından çok geniş özetidir.
25 yıl önce Atatürk Cumhuriyeti’nin üç sac ayağından ikisi siyasal dincilerin eline geçerek ülkeyi bugünkü harap haline getirdiler.
Yani üç sac ayağından biri olan İzir direndi hep ama İstanbul ve Ankara’nın ayakları kırıldı.

 
Türkiye’deki politik seçeneklerin en büyük üç modeli bu yukarıda bahsi geçen megakentlerdir ki buralarda yaşayanlar nasıl davranırlarsa tüm Anadolu kentlerinde yaşayan insanlar da aynı kulvarda koşmaya başlarlar.

 
Ki, 25 yıl önce siyasal dincilerin eline geçen İstanbul ve Ankara’yı tüm Anadolu taklit yoluna gitmiştir ve bundan sonra da gitmeğe devam edecektir.
Şimdi üç sac ayağı tamamlanarak artık aydınlık Atatürk devrimlerine dönüş başlamıştır.
Neydi bu üç sac ayağı?
İstanbul, Ankara ve İzmir.
Tabii ki, kazanılan diğer büyükşehir belediyelerini asla hesap dışı tutamayız.
Antalya, Mersin, Adana, Hatay, Muğla, Aydın vs. gibi.
Şimdi makalemizin başlıktaki ruhuna uygun olarak belirtmek istediğim önemli nokta şudur.
İstanbul, Ankara, İzmir belediye başkanlarının Cumhuriyeti ve halkımızı siyasal İslamcılar’ın ellerinden kurtarma ve bu yönde çok ciddi çalışmalar yapmaları işin belkemiğidir.
Cumhuriyet’nyıklmasına büyük destekler veren tüm gerici kurumlar, dernekler, vakıflar ve dinci çete menfaat grupları 25 yıl içinde İstanbul ve Ankara belediyeleri tarafından semirtilerek beslendi.

 
Bu 25 yıl içinde adına yolsuzluk dahi diyemiyeceğimiz, adeta irin kokan lağım dereleri aktı ki, bunlar halkımıza pay edişeydi bu ülkede tek bir yoksul bile kalmazdı.

 
Şimdi İstanbul ve Ankara belediye başkanları başta olmak üzere, siyasal dinci partilerden geri alınan kentlerin belediye başkanlarının yapmaları gereken en önemli acil eylem planı ‘’devr-i sabık’’ yani geçmiş dönemlerin soruşturması yaratarak sırf bu 25 yılın hesaplarını incelemek üzere geniş kapsamlı hesapları en titiz şekilde sahasında bilgili ve yetenekli insanlardan oluşacak ‘’mali komite’’ kurmaları ve her aşamada çıkan sonuçlara göre yargıya suç duyurusunda bulunmalıdırlar.

 
Şuna inanmanızı içtenlikle dilerim ki, bu incelemeler sonucunda tespit edilen yolsuzlukla ilgili lağım dereleri meydana çıktıkça bunlar her geçen gün siyaset çukurunun içine düşerler ve en kısa zamanda çökerler.

 
Bu şekilde tüm yolsuzluklar, kanunsuzluklar, anayasayı hiçe saymalar sırayla gündeme gelir ve çok kısa zamanda iktidardan düşerler.
Zaten çöküş tüm hızıyla başladı.

 
Önerilecek çok husus var ama bunları gelecek yazılarıma bırakarak önemli bir noktayı da bu vesile ile gündeme getirmek istiyorum.
Bizi yönetenlerin uydurduğu ihanet dolu ‘’açık kapı’’ politikası ile başta Suriyeliler olmak üzere Ortadoğu ve Afrika’nın dinci pislik yönetimlerinden kaçıp ülkemizde bedavadan yaşayan 6 milyon yabancı kirli insan bulunmaktadır ki, bu sayı dünyada bir çok ülkenin nüfuslarından fazladır.

 
Tabi bu bir vatana millete ihanettir.
Malesef ki siyasal dincilerin ellerinde olan belediyeler uzun yıllardır halkın ekmeğinden keserek kutsal varlıklarmış gibi beslemektedir.
Bu noktada bir anekdot anlatmak istiyorum.

 
Geçen yaz İstanbul’da bulunduğum sırada İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Florya’da bulunan sosyal tesislerinden olan ve geniş bir yerleşke içinde bulunan lokantasına yemkte yemeğe gittim ve bu esnada gördüğüm manzara içimi burktu.

 
Suriyeliler gelip yemek yiyorlardı ve ücret ödemeden çıkıp gidiyorlardı.

 
Dyanamayarak servis yapan garsona ‘’Suriyeliler para ödemeden çıkıp gidiyorlar’’ dedim.

 
Belliki yetkililer tarafından sıkı tembih edilmişçesine garson yalan söyleyerek ‘’Haırödüyolar ve bahşiş te veriyorlar’’ dedi.

 
Halbuki bu Suriyelileri gözucu ile takip etim, masadan kalktıkları gibi kasaya bile uğramadan kapıdan dışarı çıktılar.

 
Dışarı çıkıp deniz kenarına gezintiye çıktığımda Suriyeli gençlerin kadınları taciz edercesine çılgınca eğlendiklerini gördüm.

 
Ne güzel yaşam hem benim milyonlarca yoksulumun rızkını Suriyelilere yedir hem de şehvet duygulaını Türk kadın ve kızları ile tatmin et.

 
Kaldı ki, İstanbul ve Ankara belediyeleri Suriyeliler ve diğer yabancılara bunlardan ayrı olarak her tür ‘’iaşe ve iane’’ yardımı benim yoksulumdan keserek yapıyorlardı.

 
Bolu Belediye Bşkanı Tanju Özcan yurtsever bir kahraman olarak seçimden önce ‘’Suriyeliler ve bütün yabancılara belediyenin yardımlaını keseceğim ve işyeri ruhsatı vermeyeceğim gibi mevcut ruhsatları da iptal edeceğim vs…’’ dedi ve gelir gelmez dediğini uygulamaya başladı.

 
Çünkü Bolu seçmeni onun bu vaatleri doğrultusında kendisini başkan seçti.

 
Entel takılma adına Tanju Özcan ‘’hafif ofsayt!’’ demek işin ciddiyetini, Cumhuriyetin yıkılmak üzere olduğunu kavrayamamak demektir.

 
Bu bağlamda olmak üzere başta İstanbul ve Ankara belediye başkanları olmak üzere muhalefetin eline geçen tüm tüm yerleşim birimlerinin belediye başkanları Suriyeliler ile tüm yabancılara yapılan yardımları kesmeli, işyeri ruhsatlarını iptal etmeli ve Cumhuriyete meydan okuma anlamına gelen Arapça tabelaları derhal söktürmelidirler.

 
Geçen yıl Heybeliada. Büyükada, Kınalıada’ya günlük olarak gezmeye gittiğimde Suriyeliler’in çok sayıda işyeri olduklarını ve Arapça tabelalar ile, vitrinlerde Arapça yazılar gördüğümü ve vatanın nasıl işgal edildiğini hüzünle seyrettim.

 
Mazbatanın verildiği gün Ekrem İmamoğlu özellikle Atatürk’ün yolunda olduğunu çok açıkça söyledi.

 
Ekrem İmamolu ve Mansur Yavaş Atatürk’ün yolunu izlediklerinde ve O’nun devrim kanunlarına ödünsüz olarak bağlı kalırlarsa siyasal İslamcılar’ın yatağa düşürdüğü Cumhuriyeti çok kısa zamanda ayağa kaldıracağımızdan hiç şüphem yoktur.

 
Cumhuriyeti pervasızca yıkan siyasal İslamcılar bunu sadece sahte cesaretle yaptıar.

 
Biz ise Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş ve diğer yurtsever belediye başkanlarından birer Atatürk evlatları olarak gerçek cesaret ve tehlikeleri sezen bilgelik, uyanıklık bekliyoruz.

 
İsmet İnönü ‘’Namuslular namussuzlar kadar cesur olmadıkça memleket kurtulamaz’’ demiştir.

 
Korkmayın, milyonlar sizin arkanızda.

 

 

Dr. İbrahim ÖZDOĞAN Twitter

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Cem Uzan cumhurbaşkanı olmak için Türkiye’ye dönecekmiş!
Diyanet ve cemaatler laik demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni yok etmekte kararlılar!
Tayyip Erdoğan Türkiye ve Türk ulusu için milli güvenlik sorunudur!