Coronovirüs salgını ve Diyanet

Coronovirüs salgını ve Diyanet
20 Mart 2020 17:05

Önceki gün Recep Erdoğan’ın Çankaya Köşkü’nde Coronavirüsle Mücadele Eşgüdüm Toplantısı’ndan sonra yaptığı açıklamada her zaman olduğu gibi yaptığı bir yığın din-iman edebiyatından sonra ‘’…5 vakit elini, yüzünü, ağzını-burnunu , kollarını, başını, ayaklarını yıkayan kişi, İslami olarak ta, tıbbi olarak ta en ideal temizliği yapan kişidir.’’ İfadelerini serdetti.

 

 

Dr. İbrahim ÖZDOĞAN H&H YORUM

 

 

 

Öncelikle Recep Erdoğan’ın bu söylediklerine inanmadığını, yaptığının sadece din-iman propagandası ile dindar zavallı kitleleri uyutup, partisinin oylarını koruma ve çoğaltmaya çalıştığını belirtelim.

 

 

Şimdi bakın tüm toplantıları kaçak sarayda yapan Recep Erdoğan Coronavirüs bulaşır korkusuyla birkaç zamandır Çankaya Köşkü’nde yapmaktadır.

 

 

Ayrıca gittiği her yerde arkasında termal kamera dolaştıran ve Coronavirüslü avına çıkan Erdoğan’ın derin korkusu nedir?

 

 

Yukarıda kendisinin açıkladığı gibi günde 5 vakit aldığı abdest nedeniyle ellerini, yüzünü, kollarını, ağzını-burnunu, kollarını, ayaklarını yıkayan Erdoğan tıbbi anlamda ideal temizliği yapmamış mı oluyor?

 

 

Erdoğan’ın yukarıda açıkladığımız şekliyle yaşamında uyguladığı iki bilimsel önleme mi inanıyor, yoksa zavallı dindar kitleleri uyutmak için dinsel/arkaik ifadelere mi inanıyor?

 

 

Güzel Türkçemizde ‘’Ele verir salkımı, kendi yutar talkımı’’ atasözü bu durumu ne güzel ifade ediyor.

 

 

Ayrıca son zamanlarda Hükümet’in yaptığı tüm toplantılarda ve Coronavirüs ile ilgili toplantılarında sarık ve cübbesi ile Diyanet’in başkanının bu toplantılara katılması doğrusu son derece traji-komik bir durumdur.

 

 

Recep Erdoğan’ın Diyanet başkanını sarık ve cübbesi ile neden Hükümet toplantılarına dahil ettiğini elbet çok iyi biliyorum.

 

 

Recep Erdoğan’ın ajandasında Şeriat devleti olduğu için, şimdiden bu görüntüyü verdirip fiili olarak bunu sağlıyor.

 

 

Diyanet başkanı sanki Şeriat devletinin bir şeyhülislamı gibi toplantılara katılıp, dine uygundur, ya da değildir fetvasını verip kararların altına imzasını atmaktadır.

 

 

Yok eğer Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir kurumu olarak Diyanet başkanı Hükümet toplantılarına katılıyor diyorsanız, o zaman Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Emniyet Genel Müdürlüğü, Karayolları Genel Müdürlüğü, Genel Kurmay Başkanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı vesaire sayıyı çoğaltabilirsiniz neden bu toplantılara katılmıyor?

 

 

İmam Hatipli bir kafanın yönettiği ülkenin geldiği vahim duruma bakar mısınız?

 

 

Diyanet İşleri Başkanlığı insanların dinleri ile ilgili işlerde hareket eder, hükümetlerin çeşitli konularda aldığı kararlarda görüş beyan etmeleri yasalar ve Anayasa’ya aykırıdır.

 

 

Uygar Batı’da papazların, rahiplerin hükümetlerinin toplantılarına katılabileceklerini hayal edebiliyor musunuz.

 

 

İşte radikal dinci gericiliğin iktidarı ele geçirdiği zaman laikliğe aykırı işledikleri cürümlerin boyutunu siz düşünün.

 

 

Dolayısıyla Cumhuriyetçi Atatürkçü aydınlar tekrar iktidara geldiklerinde Diyanet İşleri Başkanlığı’na çok köklü ayarlar vermelidirler.

 

 

Bugün Diyanet’in bütçesi en az 4 bakanlığın bütçesinden fazla olduğu için bunlara para yetiştiremiyoruz.

 

 

Diyanet Coronavirüse çare mi yoksa daha çok yayılmasına mı neden olur?

 

 

Bu soruyu yanıtlamadan önce Erdoğan’ı din-iman edebiyatı ile günde 5 vakit abdesti salık vermesi bilimsel mi yoksa her türlü virüsün yayılması için en ideal yol mu?

 

 

Şimdi bakın dışarıda ve/veya evde abdest alan insanların çoğu çok ilkel vaziyette virüslerin yayılmasına neden olurlar.

 

 

Bu başta kendileri, sonra diğer aile bireyleri için yüzde 100 risktir.

 

 

Namaz kılan insanların çoğunluğu geleneksel olarak ve klasik İslam fıkhında belirtildiği şekliyle def-i hacet yaptıktan sonra popolarında kalan dışkı kalıntılarını sol elleriyle alıp tuvaletin içindeki akan musluğun altına tutarla ve bunu temizlendiklerine kani oluncaya kadar yaparlar. Sonra tuvaletten çıktıklarında ellerinden başlamak üzere bildiğimiz abdesti alırlar.

 

 

Zavallı hacı emmi ve cahil yığınlar yüzlerini, ellerini, ağızlarını-burunlarını, kollarını, ayaklarını yıkarlarken taharet alırlarken popolarındaki dışkıdan ellerine bulaşan ve mikroskopta bile görülmesi çok zor ola virüsleri vücutlarının her tarafına bulaştırırlar.

 

 

Mikrobiyoloji denilen bir bilim dalının varlığından bile haberleri olmayan dindar cahil kitleleri abdest masalı ile yukarıdaki gibi kandırırlar ama abdest konusundaki gerçekler Mikrobiyoloji dersini almış birisi olarak benim anlattığım gibidir.

 

 

Şimdi gelelim Hükümet’in Coronavirüs ile ilgili en üst düzey toplantılarına katılan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu konuda bir çara mi yoksa engel mi olacağına!

 

 

Kişilerin ve kurumların paradigmaları çok önemlidir.

 

 

İslam’ın Kuran’dan sonra en önemli kaynaklarından biri olam Müslim hadis kitabında Hz. Muhammed’in söylediği ‘’Hastalık bulaşması yoktur…’’ ifadesine karşın yanında bulunanlardan biri ‘’Ya Resulellah uyuz develerin içlerine sokulan sağlam develer neden uyuz oluyor?’’ deyince Hz. Muhammed ‘’Peki bu uyuz, ilk deveye nereden bulaştı?’’ şeklinde yanıt vererek bulaşmanın Allah tarafından olduğunu söyledi.

 

 

İşte din ile bilimin ayrıldığı nokta burasıdır.

 

 

Dinsel inançlar hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde körükörüne inanmaya dayanır ama bilimin dayanağı kuşkudur, sorgudur, deneydir, gözlemdir.

 

 

Şimdi bakın Kuran’dan sonra İslam’ın en sağlam hadis kitaplarından olan Tirmizi, Zühd ve El- Müsned’in kitaplarında ‘’Hastalık Allah’ın sevdiği kullarına bir ihsanı ve Rahmaniyetinin tecellisi olan bir hediyesidir’’ hadisleri bulunmaktadır.

 

 

Şimdi soruyorum Diyanet’in Sünni inanışa göre onayladığı ve tasvip ettiği bu hadisler ortada iken Coronavirüs konusunda Diyanet İşleri Başkanı’ndan yararlana bilir miyiz yoksa bu konudaki bilimsel çalışmalara köstek mi vurdururuz.

 

 

Diyanet İşleri Başkanlığı yukarıda meallerini verdiğim hadisler yok hükmünde, çağ dışıdır diyecek, ya da bu hadisler bu hadisler bizzat Hz. Muhammed tarafından söylenmiştir, doğrudur; dolayısıyla bu tür Coronavirüs toplantılarına katılmamız absürt bir durumdur.

 

 

Nitekim önceki hafta Diyarbakır İ Müftü yardımcısı hastalıkların Allah’tan gelen bir hediye olduğunu hutbede söyleyerek herkesi şükretmeye davet etmiştir.

 

 

Herifteki kafaya bakın siz!

 

 

Daha Cumhuriyet’in ilk yıllarında Hıfzıssıhha Enstitüsü’nü kurarak her çeşit aşı üreten Yüce Atatürk’e karşın bu kurumu kapatarak ortalığı ilahiyatçı, imam, müezzinle dolduran imam hatip kafanın Türkiye’yi getirdiği nokta içimizi kanatıyor.

 

 

Halbuki Türkiye’nin ta kurulduğu günden beri başlayan ve temeli atılmış, hatta yurt dışına bile ihraç edilmiş aşı üretme deneyimi vardı.

 

 

Atatürk’ün başlattığı her türlü çağdaş ilerlemeyi durdurarak din tüccarlığı yoluyla tembel besi tosunları besleyen ve sayılarını çoğaltan Recep Erdoğan Türk ulusuna çok fena giydirdi.

 

 

Bundan bir önceki makalemde bu aşamada toplumumuzun sağlığı açısından koruyucu hekimliğin çok önemli olduğunu belirtmiştim.

 

 

Şunu hiçbir zaman unutmayalım ki toplu salgınlarda bir kişinin korunması bir toplumun korunması, bir toplumun korunması bir kişinin korunması anlamına gelmektedir.

 

 

Kamu spotlarında geçen ve doktorlarımızın söyledikleri tüm öneriler yaşamsal mahiyettedir, asla ihmal edilmemesi gerekir.

 

 

Su, sabun, kolonya, antiseptik madde, maske, eldiven ve dışarıda çalışanlar için eve döndüklerinde alacakları duş herkesin yaşamlarını kurtarır.

 

 

Tabii ki kimseyle tokalaşmamak ve arada iyi bir mesafe bırakmak olmazsa olmazlardandır.

 

 

Aslında günümüzde moda tabir olarak ‘’sosyal mesafe deniyor’’ ve bu sosyolojinin konusudur.

 

 

Ben bu mesafenin bu dönemde iki katına çıkarılmasını ve adına da ‘’Coronavirüs mesafesi’’ demek istiyorum.

 

 

Elbette tüm bu önlemlere karşın insanlık Coronavirüs aşısı bulununcaya kadar diken üstünde oturacaktır.

 

 

Çin’de yapılan bir deney gerçekten ümit vericidir.

 

 

Bu denemeye göre Çinli bilimadamları önce 4 maymuna Coronovirüs enjekte ederek onları hastalandırıyorlar. Daha sonra hastalanan maymunlarda 3’üne aşı yapıyorlar, birisine yapmıyorlar. Aşı yapılan 3 maymun iyileşiyor, diğer maymun ise olduğu gibi hastalığı yani Coronavirüslü hali devam ediyor.

 

 

Geçtiğimiz gün HABERTÜRK TV’ye röportaj veren Çin’in İstanbul Başkonsolosu ‘’Önümüzdeki Nisan ayında da hastanelerde klinik deneylere başlanacağını’’ söyledi. Yani artık önümüzdeki Nisan’da artık insan üzerinde denenecek.

 

 

Ben kişisel olarak bu çalışmadan son derece ümitliyim.

 

 

Zira maymunlarla insanlaın milyonlarca yıl önceki evrim sürecindeki ortak atasını gözönüne alırsak Çinlilerin buldukları bu aşı denemesi çok iyi sonuç verebilecektir.

 

 

Rusya ve Almanya’da da aşı çalışması yapılmaktadır, hatta Rusya çok yakında bu çalışmayı insan üzerinde deneyecektir.

 

 

Dünya her çeşit aşı üretme konusunda çok zengin bir deneyime sahiptir, Coronavirüsün de mutlaka çaresi bulunacaktır.

 

 

Son olarak yazının da esas konusuna uygun olarak iki şey daha öneriyorum.

 

 

Bunlardan biri toplumumuzu din tüccarı uyanıkların din bağnazlıklarından korumak, diğeri de çok gerekmedikçe az ve/veya büyük topluluklardan uzak durmak.

 

 

Herkese sağlıklı ömürler dilerim…

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Türkiye coronavirüs aşı ve ilacı üzerinde araştırmalara hız vermelidir
Türk milletinin sırtındaki büyük bela: İslam coğrafyası!
Coronavirüs gölgesinde Kanal İstanbul/talan İstanbul maskeli soygunu!