CHP Kurultayı’ndan boşuna umutlanmayın

CHP Kurultayı’ndan boşuna umutlanmayın
2 Şubat 2018 07:30

“CHP’de neler oluyor?” sorusunun yanıtı çok basit: CHP’de hiçbir şey olmuyor. Bu hafta sonu gerçekleşecek olan Cumhuriyet Halk Partisi 36. Olağan Kurultayı’ndan kimse olağanüstü bir şey beklemesin. Bu yine son derece rutin bir Kurultay olacak. Genel Başkanlık yarışı da göstermelik bir yarış olacak. Kemal Kılıçdaroğlu yeniden CHP Genel Başkanı seçilecek.

 

Örsan K. Öymen / Odatv.com

 

Eski Genel Başkan Deniz Baykal döneminden beri CHP’ye musallat olmuş bir hastalık var: Genel Başkan kaç genel ve yerel seçim kaybederse kaybetsin, CHP Genel Başkanlık koltuğunda oturmaya devam eder. Bu, Türkiye’nin önünü yıllardır tıkayan, CHP’yi muhalefete mahkum eden, CHP’nin bir iktidar tasarımı olarak değil, salt muhalefet ve AKP iktidarının devamını sağlamak tasarımı olarak karşımıza çıkmasına yol açan bir gelişmedir.

 

 

CHP’DE HER ŞEY TERS ORANTILIDIR

 

 

Kemal Kılıçdaroğlu da, aynen Baykal gibi, girdiği tüm genel ve yerel seçimleri kaybettiği halde, Genel Başkanlık koltuğunu bırakmadı, bırakmayı da düşünmüyor. Bugüne kadar genel seçim, yerel seçim, referandum, Cumhurbaşkanlığı seçimi olmak üzere girdiği sekiz seçimi de kaybeden Kılıçdaroğlu, Genel Başkanlık koltuğunda oturmak konusunda ısrar ederek, (konuya iyimser bir biçimde yaklaşacak olursak), bilinçsiz bir biçimde de olsa, kasten olmasa da, AKP iktidarının devamını sağlamayı garanti altına almış oluyor. Kılıçdaroğlu, Genel Başkanlık koltuğunda oturmasından dolayı çevresinde siyasi ve maddi çıkar sağlayan odakların etkisi altında hareket ederek, Türkiye’nin geleceğini karartıyor.

 

 

Dünyanın her demokratik ülkesinde ve demokratik partisinde, girdiği tüm genel ve yerel seçimleri kaybeden bir ana muhalefet partisi lideri, o koltukta sekiz yıl boyunca oturamaz. Ama CHP’de her şey ters orantılıdır. Ne kadar çok seçim kaybedersen, o koltukta o kadar uzun oturursun! CHP’de demokratik ilkeler ve siyaset bilimi yasaları işlemez. Orada sadece feodalizm işler. Lider ve onun çevresine çöreklenmiş, onu kuşatma altına almış kariyerist siyasetçiler için, dava ve ideoloji diye bir şey yoktur. Onlar için sadece makam, mevkii, koltuk, milletvekili maaşı ve belediye rantları vardır. Genel Başkan ve bu siyaset kariyeri meraklısı tipler birbirlerini beslerler, birbirlerinden beslenirler.

 

 

Bu Kurultay süreci de, baştan sona, Kılıçdaroğlu’nun yeniden seçilmesini sağlayacak bir biçimde kurgulanmış ve tasarlanmıştır. Siyasal partiler yasası gereği Mahalle kongreleri yargı denetiminde yapılmadığı için, buradan başlamak üzere, delegeler, Genel Merkez’in ve CHP’li belediyelerin talimatlarıyla belirlenmiştir.

 

 

DOMİNO TAŞI ETKİSİ

 

 

CHP’de, İlçe kongrelerinde oy kullanacak olan delegeler, tüm üyelerin katıldığı ve oy kullandığı Mahalle kongrelerinde seçilir. Bu İlçe delegeleri, İlçe kongresinde, İlçe Başkanı’nı, İlçe Yönetim Kurulu üyelerini ve İl kongresinde oy kullanacak olan İl delegelerini seçerler. İl delegeleri, İl kongresinde, İl Başkanı’nı, İl Yönetim Kurulu üyelerini ve Kurultay delegelerini seçerler. Tüm illerdeki Kurultay delegeleri, Kurultay’da, CHP’nin Genel Başkanı’nı ve Parti Meclisi üyelerini seçerler. Parti Meclisi daha sonra, Merkez Yürütme Kurulu üyelerini seçer.

Ancak, domino taşı etkisiyle yürüyen bu süreç, daha baştan, Mahalle kongrelerinde belirlenmeye başlar. Bir ilçe örgütü üyesinin kendisi veya ailesinden bir yakını yaşamını yitirdiğinde, üyelere cep telefonundan sms ile anında ulaşan ve cenaze töreni bilgilerini aktaran ilçe yönetimi, Mahalle kongrelerinin tarih, saat ve yerini üyelere duyurmaya gelince, genellikle, bunu, ya 1-2 gün kala haber verir ya hiç haber vermez ya da sadece kendi yandaş üyelerine haber verir. İlçe yönetimine bunun nedenini sormaya kalkarsanız da, “Web sitesinde zaten duyurduk” derler. Başka bir deyişle, Mahalle kongresinin tarih, saat ve yerini öğrenmek için, bir üye olarak, haftalarca, her gün düzenli bir biçimde, web sitesini açıp taramanız ve mahalle kongresi takvimi avına çıkmanız gerekir.

 

 

Mahalle kongrelerindeki rezalet bununla da kalmaz. Genellikle İlçe yönetimi, İl yönetiminin ve Genel Merkez’in onayını alarak, Mahalle kongrelerinde seçilecek olan delegelerin listesini önceden hazırlar, bu listenin seçilmesi için de, ilçe örgütü olarak baskı uygular, başka listelerin ortaya çıkmasını engellemek için elinden geleni yapar. Zaten genellikle, Mahalle kongrelerinde, İlçe yönetiminin önceden hazırladığı listelerdeki kişiler delege olarak seçilirler. Aksine dair bir duruma çok nadiren rastlanır.

Bazen daha vahim şeyler de olur. Örneğin, Mahalle kongresi hiç yapılmaz veya sağlıklı bir biçimde yapılmaz, mahalle kongresinde bir sürü usule aykırı iş gerçekleşir, ancak Divan Başkanlığı, kongre usule uygun bir biçimde yapılmış gibi tutanak tutar. Yargı denetimi olmadığı için de, bu tür usule aykırı işlerden dolayı hiçbir yaptırım uygulanmaz.

Bu durum, bütün siyasi partiler için geçerlidir. İşte, Kurultay süreci dedikleri şey, Türkiye’de genellikle, böylesine sağlıksız ve anti-demokratik bir temel üzerinden yürür.

 

 

PARTİ İÇİ DEMOKRASİDEN BAHSETMEK SAÇMALIK

 

 

Ancak baskı bununla da bitmez. Genel Merkez ve o ilde veya ilçede CHP’li bir belediye varsa, söz konusu belediye, il ve ilçe kongrelerine de müdahale eder, kendi adaylarını seçtirmek için her türlü baskıyı uygular. Zaman zaman partinin il örgütü ile il merkezi belediyesinin ve/veya ilçe örgütü ile ilçe belediyesinin ters düştüğü durumlar da olur. Ancak sonuçta, her ne olursa olsun, ister il ve ilçe yönetimi olsun, ister il merkezi ve ilçe belediyesi olsun, tabandan tavana doğru değil, tepeden inme bir yapılanma modeli uygulanır.

İlçe ve İl kongrelerinde yaşanan bir başka utanç verici şey de şudur: Tüzük, seçimlerin, herkesin aday olabileceği “çarşaf” listeyle yapılmasına olanak tanıdığı halde, Mahalle kongresi sürecinden itibaren belirlenmiş olan delegeler, birçok ilçe ve il kongresinde, yönetime aday kişilerin hazırladığı “Blok” liste ile seçime girme kararı alırlar. Kendilerine tanınan daha demokratik bir hak varken, bu hakkı kullanmayı reddeden bir delege yapısında, parti içi demokrasiden söz etmek, saçmalığın doruk noktasıdır.

 

 

Genel Merkez’in, istediği kişiyi Genel Başkan seçtirmek için uyguladığı bir başka kurnazlık yöntemi de şudur: Kurultay delegelerinin belirleneceği İl Kongreleri ile Genel Başkan’ın ve Parti Meclisi’nin seçileceği Kurultay arasına fazla bir zaman koymamak, Merkez Yürütme Kurulu kararı ile sıkışık bir Kurultay takvimi düzenlemek. Böylece, olası Genel Başkan adaylarının, yeni belirlenmiş olan 81 ilden yaklaşık 1250-1300 Kurultay delegesi üzerinde çalışmaları, onları ikna etmeleri, neredeyse olanaksız hale gelir.

Örneğin, 3-4 Şubat tarihlerinde gerçekleşecek olan Kurultay’da oy kullanacak olan Kurultay delegeleri, İl kongrelerinde, Kurultay takvimi gereği, Ocak ayının ortasında belirlendi. Kılıçdaroğlu dışında bir Genel Başkan adayının, 15 gün içinde 81 ili ziyaret edip 1250-1300 delegeyi ikna etmesi, politikalarını, stratejilerini, ilkelerini anlatması neredeyse olanaksız bir şey. Bir Genel Başkan adayı her gün iki ile gitse, 15 günde 30 ile ancak gidebilir. Her gün dört ile gitse, ki bu uzun toplantı saatleriyle neredeyse olnanaksız bir şeydir, 60 ili iki haftada ancak tamamlayabilir.

Sonuç olarak, Kılıçdaroğlu’nun Kurultay’da yeniden Genel Başkan seçilmesinin, onun parti tabanındaki veya kamuoyundaki gücüyle bir ilgisi yoktur. Kılıçdaroğlu ve çevresindeki siyasetçiler, Kurultay sürecini, Kılıçdaroğlu’nun yeniden seçileceği bir biçimde tasarlamıştır.

 

 

ÜMİT KOCASAKAL VAKASI

 

 

CHP Kurultay sürecindeki bir başka traji-komik olay da, Ümit Kocasakal vakasıdır. Ümit Kocasakal, partiye üye olur olmaz, Genel Başkanlık çalışmasının altyapısını oluşturmaya başlamıştır. Hatta CHP’ye, Genel Başkan olmak için üye olmuştur da denebilir. Partide hiçbir emek harcamadan, bu partiye yıllarca emek harcamış insanları yok sayarak, Genel Başkan olmayı kendisine hak görmüştür. Bunu yaparken de, 1976 ve 1994 CHP Program Kurultayı’ndaki ilkeleri de yok saymış, CHP’ye kendi kişisel politikalarını dayatmaya çalışmış, kendisini adeta, partinin üzerinde bir güç olarak görmüştür. Bu nedenden ötürü, CHP Kurultay sürecinde demokratik bir yöntemle, tabandan tavana bir örgütlenme ve delege modeli uygulanmış olsaydı da, Ümit Kocasakal’ın seçilme şansı olmayacaktı. Parti tabanı Ümit Kocasakal’a başından beri sıcak bakmamaktadır.

Çok değerli bir hukukçu ve gerçek bir vatansever olan Kocasakal’ın siyasetteki bu acemilikleri, onun sadece yıpranmasına neden olacaktır. Kocasakal, CHP’de siyaset yapmanın, TV programlarında tartışmaktan veya Baro’da seçim kazanmaktan çok farklı olduğunu ne yazık ki yaşayarak öğrenecektir.

 

 

CHP’nin politikaları ve ilkeleri Parti Programı’nda yer alır. Parti Programı da Program Kurultayı tarafından belirlenir ve yapılır. Genel Başkanlık koltuğuna aday olan birisinin bundan haberdar olmaması olanaksızdır. Bundan haberdar değilse zaten Genel Başkanlık makamına aday olamaz. Haberdar olduğu halde bu ilkeleri yok sayıyorsa, yine Genel Başkanlık makamına aday olamaz. Çünkü Parti Programı’nı bir Genel Başkan adayı veya mevcut Genel Başkan belirleyemez. Parti Programı’nı Program Kurultayı’nda Kurultay belirler. Bunu da CHP Tüzüğü söyler. Bir Genel Başkan adayı Parti Tüzüğü’nden habersiz olabilir mi veya haberdar olsa bile Parti Tüzüğü’nü yok sayabilir mi?

Özetle ifade etmek gerekirse, CHP Parti Programı’na göre, Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk’ün ortaya koyduğu altı oku, yani, Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, Devrimcilik, Milliyetçilik ilkelerini savunan, sosyal demokrat ve demokratik sol bir siyasi partidir. CHP, bu altı ilke ile sosyal demokrat ve demokratik sol ideolojiyi, tarihsel bir birikimin sonucunda bağdaştırmıştır. 1959 Kurultayı’ndaki “İlk Hedefler Beyannamesi”, 1960’lardaki “ortanın solu” hareketi ve 1976 ile 1994 yılındaki Program Kurultayı’nda bu ilkeler açık bir biçimde ortaya konmuştur. Bunlar büyük mücadeleler sonucunda ağır bedeller ödenerek sağlanmıştır.

 

 

ATATÜRK’Ü YOK SAYANLAR CHP ÜYESİ OLAMAZLAR

 

 

Bir Genel Başkan’ın ve/veya bir Genel Başkan adayının, söylemleriyle bunu değiştirmesi olanaklı değildir. “Ben solcuyum, sosyal demokratım, ama altı oku ve Atatürk devrimlerini savunmuyorum” diyenin de, “Ben solcu değilim, sosyal demokrat değilim, ama altı oku ve Atatürk devrimlerini savunuyorum” diyenin de CHP’de bir işi olamaz! Bu böyle bilinsin! CHP, bir ÖDP de değildir, bir Vatan Partisi de değildir! Kimse CHP tabanını ikiye bölmeye ve Kemal Derviş gibi sahte-sosyal demokratların bir zamanlar dayatmaya çalıştığı, “Altı ok ve sosyal demokrasi bağdaşmaz” safsatasını dayatmaya ve onların ekmeğine yağ sürmeye kalkmasın!

Ümit Kocasakal’ın Genel Başkanlık makamına adaylık açıklamasında, sol vurgusu hiç olmadığı gibi, “sağ” ve “sol” ayrımlarının yapılmaması gerektiğine dair söylemler bile var! Sosyal demokrasi ve demokratik sol gibi kavramlar da zaten açıklamada hiç geçmiyor. Ümit Kocasakal’ın geçmiş söylemlerinde de bu doğrultuda bir ideolojik yapılanma karşımıza çıkmamaktadır. Ümit Kocasakal’ın buna rağmen CHP Genel Başkanlık makamına aday olması, ortanın solu, sosyal demokrasi, demokratik sol kavramlarını ve ilkelerini CHP’ye kazandıran İsmet İnönü, Bülent Ecevit, Erdal İnönü (SHP) ve Deniz Baykal gibi eski Genel Başkanlara ve onların kadrolarına saygısızlık olduğu gibi, sol ideoloji için 1970’li yıllarda canını vermiş olan binlerce CHP üyesine ve seçmenine yönelik de bir saygısızlıktır.

 

 

Tabii aynı saygısızlığı, altı oku ve Atatürk’ü hedef alan ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun yakın çevresinde yer alan birçok siyasetçi de yapmaktadır. Kökenleri Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne, Kuva-yi Milliye’ye, Kurtuluş Savaşı mücadelesine ve Aydınlanma devrimlerine dayanan altı oku ve Mustafa Kemal Atatürk’ü yok sayanlar, CHP üyesi olamazlar, CHP’nin kapısından bile içeri giremezler! Ama ne yazık ki giriyorlar! Umarız CHP’de, bunların da hesabı bir gün sorulur!

Sonuçta, CHP’de, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” ile “Mustafa Kemal’in yoldaşlarıyız” söylemleri arasında oluşturulan yapay ayrımlar üzerinden bir kamplaşma yaratmak, partiyi bölmek isteyenlere hizmet etmekten başka bir şey değildir. “Askerleriyiz” ifadesi zaten mecazi bir ifadedir ve bundan kastedilen şey, fiilen asker olmak değildir. Atatürk’ün de zaten siyasetçi kimliği her zaman asker kimliğinden daha ağır basmıştır. Nitekim Atatürk, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra askerliği siyaset için bırakmıştır, 1923 yılından itibaren, siyasi çalışmalara ve devrimlere odaklanmıştır. “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” ifadesi zaten, “Mustafa Kemal’in yolunda olmak”, “Mustafa Kemal’in izinde olmak”, “Mustafa Kemal ile yoldaş olmak” anlamında kullanılmaktadır.

 

 

Yine benzer bir biçimde, “Kemalizm”, “Atatürkçülük” ve “Ulusalcılık” gibi terimler üzerinden CHP’de ayrışmalara neden olmak da son derece yanlış bir yaklaşımdır. Bu terimler ve kavramlar, Program Kurultayı tarafından onaylanan CHP Parti Programı’nda mevcut olan terimler ve kavramlar değildir. CHP Parti Programı’ndaki ilkeler açıktır: Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Devrimcilik, Laiklik, Milliyetçilik, Sosyal Demokrasi ve Demokratik Sol. Bu kavramların ve ilkelerin tanımları da yine CHP Parti Programı’nda mevcuttur. Nitekim, Atatürk’ün kendisi de, CHP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı olduğu dönemlerde, “Kemalizm” ve “Atatürkçülük” terimlerini kullanmamış, Parti Programı’na bu tür terimleri sokmamış, kendi şahsı veya herhangi bir şahıs üzerinden bir “-izm” ve “-çülük /-çılık” yaratmamış, yaşamı boyunca, siyasal kavramlar ve ilkeler temelinde bir terminolojiyle hareket etmiş ve siyaset yapmıştır.

Ümit Kocasakal’ın en büyük hatalarından bir tanesi de, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin, Gezi olaylarından sonraki en büyük halk ve protesto hareketi olan “Adalet Yürüyüşü”ne yönelik eleştirileri ve bu yürüyüşe katılmaması olmuştur. Söz konusu yürüyüş elbette gecikmeli bir yürüyüştü ve Padişahlık düzenine geçiş referandumundan önce yapılması gereken bir yürüyüştü. Bu konuda Kılıçdaroğlu büyük hata yapmıştır. Ancak gecikmeli olarak da olsa bu yürüyüşün gerçekleşmiş olması, tabanın da baskısıyla, CHP’nin meydanlara inmiş olması, AKP diktasına verilecek mesaj açısından, önemli bir gelişmeydi. Bu yürüyüşe tüm CHP’lilerin destek vermesi gerekirdi. Ancak Ümit Kocasakal, bu konuda da ofsayta düşmüş, parti tabanı ile zaten zayıf olan bağlarını tamamıyla kopartmıştır.

 

 

MUHARREM İNCE VE DİĞERLERİ

 

 

Muharrem İnce CHP’de büyük emekler ve mücadeleler vermiş deneyimli bir siyasetçi olsa da, ideolojik donanımı açısından CHP’nin siyasi vizyonunu ve ilkelerini ne kadar temsil edebilir, bu da oldukça tartışmalı bir konudur. Ayrıca Muharrem İnce de, bu işe yıllar önce soyunurken, bir ilke ve kadro hareketi oluşturacağına, aynen Ümit Kocasakal gibi, tek başına dünyaları değiştirebileceğine dair bir sanıya kapılmıştır.

Onun dışında, Muharrem İnce’nin Kurultay’a iki hafta kala adaylığını açıklaması da oldukça gecikmelidir ve seçilmesini neredeyse olanaksız hale getiren bir unsurdur. Böylesine gecikmiş bir Genel Başkanlık adaylığı ne kadar samimidir, bu da ayrı bir soru işaretidir. Muharren İnce, başka şeylerin pazarlığını yapmak için mi Genel Başkan adayı olmuştur, yoksa Genel Başkan olacağına inanarak ve Genel Başkan olmak için mi aday olmuştur, bu açık değildir.

 

 

Son olarak: CHP Genel Başkanlığı için kamuoyunda hiç tartışılmamış kişilerin de Genel Başkanlık konusunda yaklaşık 1-2 yıldır nabız yokladıkları, CHP’yi yakından takip edenler tarafından bilinmektedir. Ancak bu kişiler de, Kemal Kılıçdaroğlu’nun çekirdek kadrosunda yer almayıp, CHP’nin “ileri gelenleri” olarak görülebilecek olan “egosu büyük” siyasetçilerden yeterli desteği alamadıkları için, ayrıca kongre sürecinde devreye sokulan bayatlamış kurnazlık yöntemleri nedeniyle, Genel Başkan seçilmeleri olanaksız hale getirildiği için, önümüzdeki Kurultay’da aday olmaktan vazgeçmişlerdir.

İşin özeti, CHP bağlamında yakın geleceğe dair umut veren bir durumun geçerli olduğundan söz etmek neredeyse olanaksız hale gelmiştir. Bundan sonra görünen o ki, mevcut siyasi parti yönetimleri üzerinden değil, barışçıl halk hareketleri ve sivil toplum örgütlenmeleri ve/veya kurulacak olan yeni siyasi partiler üzerinden bazı gelişmeler yaşanacaktır ve Türkiye’nin geleceğine belki de bunlar yön verecektir. Siyaset, mevcut siyasi parti yönetimlerinin tekelinden çıktığı zaman, CHP’deki siyaset ağası dinozorlar da, ya evrimleşmek zorunda kalacaktır ya da yok olacaktır.

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar