CHP Ankara ve Çankaya adayları bel altı vuruşlara hazır olsun

CHP Ankara ve Çankaya adayları bel altı vuruşlara hazır olsun
18 Eylül 2013 19:54

Önemli bir yerel yönetimler seçiminin arifesindeyiz.

İbrahim ÖZDOĞAN H&H YORUM

Ve bu seçimin sonuçları 2015’de yapılacak genel seçimlerin sonucunu doğrudan etkileyecektir.

Hem de daha önce yapılan yerel seçimlerin genel seçimleri etkilemesinden daha çok etkileyecektir.

Bunun en önemli nedeni ABD işbirlikçisi ve taşeronu Recep’in AKP’sinin oylarının azımsanmayacak ölçekte düşüşe geçmiş olması ve  onları çok korkutucu şekilde türbülansa girmesidir.

İşte AKP’nin ülke lehine ama kendileri aleyhine çok tehlikeli şekilde ivme kaybetmesinin önüne geçmek için emperyalizmin uşaklığını yapanlar her tür önlemi alma gayreti içine girmişlerdir.

Bu önlemlerden biride psikolojik üstünlüğü ele geçirilebilecek bir kısım mega kent,kent ve yerleşim birimlerinde belediye başkanlıklarını ele geçirebilmektir.

Bakın bu psikolojik üstünlüğün sağlanacağı ve siyasal partiler için genel seçimlerde Türkiye’ye olumlu yönde etki edebilecek yerlerden biri ”Ankara Büyük Şehir Belediye Başkanlığı” diğeri de ”Çankaya Belediye Başkanlığı” seçim sonuçlarıdır.

Ayrıca bu yazımın başlığını ilgilendiren ve asıl işleyeceğim husus ise Ankara’da Melih Gökçek gibi bir ”Bel altı vuruş uzmanı”nın olması ve oğlunun da Çankaya’dan belediye başkanlığına güçlü aday olma isteğidir ki,gerçekten Ankara’da tabir yerinde ise tam bir ‘‘seçim savaşı” yapılacaktır.

Belki BOP Eşbaşkanı ABD işbirlikçisi Recep Efendi önümüzdeki genel seçimlerde Melih Gökçek’i milletvekili yapma vaadi ile bu defa Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday yapmaz ki,benim tahminim kuvvetle bu yönde ama oğul Gökçek’in Çankaya’dan belediye başkan adaylığı sağlanabilir,kuvvetli bir olasılıkla.

Çünkü ABD işbirlikçisi Recep şunu çok iyi biliyor ki,kendisini veya oğlunu belediye başkanlığına aday etmediği taktirde Melih Gökçek’in başına işler açacağı ve kendisine çok büyük zararlar verebileceğini fevkalede iyi biliyor.

Bu nedenle Melih Gökçek kendisinin veya oğlunun belediye başkanlığına aday olacağını hesap ederek birde kendisi Ankara Büyükşehir’e aday olmadığı taktirde hem CHP’nin adayının seçilip hakkında söylenen yolsuzluk şaibelerini didik didik edip ‘’yargı’’ya göndermemesi için hem de oğlunun Çankaya belediye başkanlığını kazanması için elinden gelen ‘’etik’’ veya ‘’etik dışı’’ her tür gayreti gösterecek ve yukarıda belirttiğim gibi yüksek uzmanlık alanı olan ‘’bel altı vuruşları’’ yapacağından başta CHP adayları olmak üzere hiçbir parti yetkilisinin ve partilinin kuşkusu olmasın.

Ve Gökçek bu bel ”altı vuruşu”nu diğer partilerin adaylarına değil sadece kendisini şaibeleri ile ilgili olarak ‘’yargı’’ya göndermeyi planlayan ‘’Cumhuriyet Halk Partisi’’ adaylarına yapacaktır.

Melih Gökçek’in ‘’siyasal propaganda’’da CHP’ye karşı kullandığı iki temel esas vardır ki,bunu daha açık bir şekilde gündeme getirmek istiyor ve adayların bu konuda tuzağa düşmemesi için uyarıcı bir bilgi olarak önlerine koymak durumundayım.

Bunlardan bir tanesi daha çok laik bir yetişme tarzından gelmiş olan CHP adaylarını ‘’din ve inanç’’ tuzağına düşürmek ve buradan ‘’siyasal parsa’’yı toplamaktır.

Bakın sevgili CHP’liler,90’lı yıllarda Gökçek’in Çankaya’daki sosyal demokrat belediye başkanı Doğan Taşdelen’i televizyon kanallarında karşısına alarak ‘’din ve inanç’’ tuzağı ile vurarak muhafazakar kitlelerin desteğini sağlayıp tam 20 senedir Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmasının en büyük nedeni budur.

Birde bu bağlamda ettiği ‘’dogmatik inanç sözleri’’ tamamen muhafazakar kitlelerin oylarını almaya yöneliktir.

Anımsarsanız,Gökçek geçmişte yıktırdığı bir heykel için işbirliği yaptığı bir gazeteciye bu yönde bilerek,anlaşmalı olarak ters bir soru sordurmuş ve yanıt olarak ‘’tükürürüm böyle sanatın içine’’ diyerek muhafazakar kitlelerin çok beğenisini toplamış, gönüllerini fethetmiştir;bu da kendisini bugüne kadar Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olarak taşımıştır.

Bu anımsatmaları neden yaptım?

‘’Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’’ veya ‘’Çankaya Belediye Başkanlığı’’na CHP’den kimler aday olursa olsun iki öneride bulunacağım.

Bunlardan biri Gökçek’in veya AKP’den başka bir aday veya adayların ‘’din ve inanç’’ konularındaki tuzağına düşmesinler ve bu hususta ortaya attıkları sorulara sakın yanıt vermesinler.

İkincisi,CHP adayları televizyon kanallarında Gökçek veya AKP’nin başka bir adayı ile birebir tartışma izlencelerine(program) katılmasınlar.

Çünkü her halde AKP adayları muhafazakar kitlelerin inançlar tarihi boyunca uyuşturulduğu ‘’dogmatizm tuzağı’’nı kullanarak CHP adaylarını nakavt etmeleri hiç işten bile değildir.

Böyle siyasal ikili bir tartışmada ancak ‘’din ve teoloji’’yi de iyi bilen bir aday baş edebilir.

Birde CHP adaylarının belki verecekleri ‘’dinsel inanç’’ demeç ve mesajları ile ilgili olarak aydın bir ‘’ilahiyat ve teoloji’’ uzmanından mutlaka danışmanlık hizmeti almaları gerekir.

Çünkü aday aylarca çalışarak epeyce bir ivme kazanır ama gelir herhangi bir ortamda öyle bir ‘’dinsel inanç’’ mesajı verir ki,bir anda inançlı topluluklar etrafından dağılır,tabir caizse binbir emekle kovaya sağdığı süt yere dökülüp zayi olup gider.

Yazık değil mi?

Avrupalı ve Amerikalı siyasetçiler her konuda uzman danışman kullanır ve bu nedenle yüksek başarılar elde ederler.

Daha açık bir ifade ile ‘’danışmanlık hizmetleri’’ni en iyi kullanan Batılı politikacılar mutlaka seçimleri kazanır.

Bir üyesi olarak yakından izlediğim CHP’nin bir türlü alışamadığı en büyük çıkmazı uzman danışmanlar kullanmaması birçok konuda ve çok zamanda ‘’dinsel inançlar’’ konusunda AKP’nin tuzağına düşerek muhafazakar kitlelerin güvenini kaybetmesidir ki bu da parti için siyasal bir felakettir.

Türkiye’de tüm siyasal partilerin genel merkezlerinde danışman diye dolaşan tipler vardır ki,bunların çoğu uzmanlıktan uzak getir-götür işi yapan kişilerdir,ben bunları ‘’çantacı’’ diye tanımlıyorum ve maalesef 22.dönemde milletvekilliği yaptığım için yakından biliyorum;milletvekillerinin de danışmanlarının yüzde doksandan fazlası ‘’çantacı’’ konumundadır.

Melih Gökçek’in ‘’siyasal propaganda’’da kullandığı ikinci temel esasta meşhur ‘’bel altı vuruşları’’dır.

Hemen şunu öncelikle belirtmeliyim ki,Gökçek CHP Ankara Büyükşehir ve Çankaya belediye başkan aday adayları hakkında hiç kuşkunuz olmasın geçmişlerine ait bilgileri çoktandır toplamaya başladı ve bunu kurduğu özel ekibi ile yapmaktadır.

Gökçek’in siyaset tarzı böyle.

Daha doğrusu Gökçek şunu çok iyi biliyor ki,kapalı ve dogmatik inanç tutsağı şark toplumlarında ‘’belden aşağı vurma’’ yöntemi siyasette çok verimli oluyor.

Gökçek rakip adayın geçmişine ait olumsuz olabilecek en küçük bilgiyi bile kurduğu ekiple en yüksek noktada zenginleştirerek kamuoyunun önüne hiç çekinmeden serer.

Rakip adayın bugüne kadar olan mazisinde herhangi bir hırsızlık,yolsuzluk var mı,devlette bir görevi olduysa dost ve akrabalarını kayırmış mı,haksız rantlar elde etmiş mi,dinsel inançla ilgili geçmişte söylediği aykırı sözler veya bu yönde bir defosu var mı,anne veya babasında İslam harici başka ırklara mensubiyet var mı,mensup olduğu mezhep nedir,aile yaşantısı nasıldır,eşi,oğlu ve kızının durumları nedir,mal varlığı ne kadardır ve bunları nasıl edinmiştir sorularına yanıt verilerek masa başında senaryo ile zenginleştirilmiş bilgileri ile birlikte dincilerin en çok kullandıkları hele de adayın en küçük bir ‘’apış arası sorunu’’ varsa Gökçek için en büyük ‘’siyasal nimet’’ haline gelir.

Çünkü aslında dinle ilgisi olmayan ama ‘’siyasal rant’’ elde etmek için İslam’ı kullanan ‘’din tüccarı siyasetçiler’’in en çok kullandığı ve verim aldığı alan onların deyimi ile ‘’apış arası defoları’’dır.

Bu neden böyledir ve ‘’din esnafı’’ neden bu yolla siyasette oldukça verim alırlar?

Bunun sebebi şudur.

Cinsellik bakımından dinsel baskı altında kalan toplumlar cinselliğe daha çok ilgi duyarlar ama bunu açık bir şekilde ifade edemezler ve yaşayamazlar.

Böyle toplumların bireyleri ‘’cinsel açlık’’ı nedeni ile çok gizli bir şekilde hem ensest ilişkiler hem homoseksüel,biseksüel hem de hayvanlarla ilişkileri Batılı toplumlara nazaran çok yoğun yaşarlar.

Birde asıl siyaset konumuzu ilgilendiren olaya gelirsek ‘’cinsel beraberlik’’ yaşayan siyaset insanlarını böyle kapalı toplumlar kendileri bunu ‘’dinsel baskı’’ sonucu yaşayamadıkları için bunları ‘’bilinçdışı’’ olarak kıskanır ve desteklerini bu durumda olanlardan çekerler.

İşte bizim ‘’dinci esnafı’’ bunu kitleleri olumsuz olarak etkileyecek bir ‘’apış arası sorunu’’ olarak ele alır ve rakibi buradan da en üst noktada siyasal olarak vurmaya çalışırlar.

Melih Gökçek böyle bir yönteme başvurur mu?

Yanıtını siz kendi içinizden ve deneyimlerinize dayanarak verin,lütfen.

Şimdi,’’bel altı vuruşlar’’a karşı çözüm nedir?

Bunun çok net bir yanıtı vardır.

O da siyasal savaşın tıpkı silahlarla askerlerin yaptığı bir ‘’meydan savaşı’’ gibi olmasıdır.

Bütün askeri kurmaylar şunu çok iyi bilir ki,bazı istisna durumları dışında ‘’savunma savaşı’’ değil ‘’saldırı savaşı’’ yapılarak zafere erişilir.

Bu sonuca ‘’Dünya Savaş Tarihi’’nde bugüne kadar yapılmış olan on binlerce deneyimi ile ulaşılmıştır ve kesindir.

Ünlü Çin bilgesi Sun Tzu ‘’Savaş Sanatı’’ adlı yapıtında bu konuları derinlemesine işlemiştir ve aynı yöntemi tavsiye etmektedir ve ‘’Usta bir savaşçı kazandıktan sonra dövüşür,acemi bir savaşçı ise kazanmak için dövüşür’’ der.

Siyasette aynen böyledir.

Rakibin size attığı çamurlarla uğraşırsanız bu bir ‘’savunma siyaseti’’dir ve bunun sonucu mücadelenizi baştan kaybetmeniz anlamına gelir.

Bunun yerine ne yapacaksınız ‘’saldırı siyaseti’’ yapacaksınız.

Tabir caizse ‘’siyasal söz mermilerini’’zi rakibinizin üzerine çok yoğun bir şekilde yağdırarak onu siperden kafasını kaldıramaz bir şekilde sadece kendisini koruma ve savunmaya zorunlu kılacaksınız.

Yoksa rakibin suçlamalarına sadece yanıt vermekle vakit geçirirseniz hem onun size attığı çamurların ‘’sanal pislik’’lerini kamuoyuna daha yoğun olarak göstermiş olursunuz hem de seçimi kaybetmeniz kesine  yakındır.

Şimdi sonuca gelelim.

’Denenmiş denenmez’’ diye bir güzel atasözümüz var.

Bildik Melih Gökçek yukarıda bahsettiğim yöntemlerini bu defa çok daha katmerli olarak yine yukarıda yazdığım nedenlerden dolayı uygulayacaktır.

Buna karşı ne yapmalıyız?

Aynısını yapmalıyız.

Aynı silahlarla yanıt vermeliyiz.

Bize füze fırlatana ‘’çakaralmaz piyade tüfeği’’ ile yanıt vermeyi akılcı buluyor musunuz?

Bu nedenle onun bize fırlattığı ‘’siyaset füzesi’’ile veya olası ise çok daha üstünleri ile derhal yanıt vermeliyiz.

En mükemmeli ise onu beklemeden ilk salvoyu biz yapmalıyız.

Bunun için şimdiden tam bir hazırlık içinde olmalıyız.

Bu hazırlık nasıl olmalı?

Tek yanıt:İyi bir ekip kurarak Melih’in meşhur mazisinin kitabını detayları ile yazmalıyız.

Şimdiye kadar kullandığı yol haritasını detayları ile oluşturmalıyız.

Elde malzeme olunca gerisi çok kolay.

Ben sadece anımsattım.

Ha sahi, 2007’de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmaları için başkaları adına derin vaatlerde bulunan ama buna rağmen ABD işbirlikçilerinin  ihanetine ortak olmayan içinde benim de olduğum yiğit Anavatan Parti’li milletvekillerinin kapılarını defalarca aşındıran kimdi?

Unuttum da,belki kamuoyunda bilen vardır diye bu soruyu sordum.

YAZILARIMDAN DOLAYI BENİ TEHDİT EDENLER

Sizler birer zavallısınız.

Tehdit edenler birer küçük canlıdır.

Sivrisinek kadar bile güçleri yoktur onların.

Tehdit korkakların silahıdır.

Bir Çin atasözünde ‘’Isıracak köpek dişlerini göstermez’’ der.

Böyle alçakça işler bana sökmez.

Ben Türklüğün sembolü korkusuz bir dadaşım.

Hem de çakma değil tam merkezindenim Erzurum’un.

Selçuklu ‘’Saltukoğulları’’nın Beylik kurduğu ve hüküm sürdüğü Erzurum’un tarihsel merkezi ‘’Üç kümbetler’’in,’’Çifte Minareler’’in,’’Ulu Cami’’nin,’’Yakutiye Medresesi’’nin ‘’Erzurum Kalesi’’nin ve daha birçok saf Türk tarihi yapıtlarının bulunduğu ‘’Yakutiye’’nin bağrında doğdum ve büyüdüm.

Örneğin çocukluğum oturduğumuz evin 7-8 metre yakınında bulunan ‘’Üç kümbetler’’ ve 100 metre yakınında bulunan yine atalarımın yaptığı ‘’Çifte Minareler’’in etrafında oyun oynayarak geçti.

Bu mekanlarda Türk oğlu Türk atalarımın kahraman ruhlarından akseden havayı yıllar boyu hep soludum.

Bu nedenle bu zavallılara sesleniyorum:Ben korku nedir bilmiyorum ve onun sanal bir kavram olduğuna inanıyorum.

Dolayısıyla yurdumun,milletimin çıkarlarını ve değerleri ile bizi aydınlık ışığa kavuşturan Atatürk ilke ve devrimlerini sonuna kadar savunacağıma Yüce Allah’a söz verdim.

Dünyadaki tüm insanların eşit ve kardeş olduğuna ayrıca barış,sevgi ve dostluk içinde yaşaması gerektiğine yürekten inanıyorum;hangi mezhep ve inançtan olursa olsun hepsinin başımın üstünde yeri olduğunu deklare ediyorum.

Büyük Atatürk’ün bize miras bıraktığı ‘’akıl ve bilim’’ yolu tek rehberimdir diyerek tehditçi korkak zavallılara ‘’hadi başka kapıya’’ diyorum.

Bütün okurlarıma en derin saygı ve sevgilerimle.

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Ekrem İmamoğlu mu yoksa Mansur Yavaş mı?
Cem Uzan cumhurbaşkanı olmak için Türkiye’ye dönecekmiş!
Diyanet ve cemaatler laik demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni yok etmekte kararlılar!